HABER KIBRIS

Sinema kapılarında

ads
06/05/2018


Ahmet Okan


Mevsim kıştır…

Bir Cumartesi günü…

Muhtemelen sinemalar tıklım tıklım dolacak…

Bu yüzden biletler çoktan alınmış…

Herkesin oturacağı yer belli…

Hazırlıklar gündüzden başlar…

Kim ne giyecek önceden belirlenir…

Boy aynaların önünde provalar yapılır…

Ayakkabılar boyanır…

Muhtemelen akşama yağmur basacak…

Havaya kara bulutlar hakim fakat bu sinemaya gitmeye engel teşkil etmez mümkün değil!

Bu yüzden pardesüler, şemsiyeler hazırlanır…

Çok soğuk varsa eldivenler de…

Sinemanın gece seansı 8’de…

O vakte kadar bir heyecan…

Çoluk çocuk ma aile…

Hepsinden heyecanlı olan evin nenesi!

Kuru bakla kavurup tuzluyor…

Film seyrederken kavrulmuş bakla yenecek…

Kışlık 2 sinema var…

Biri Zafer diğeri Şahin sineması…

Vakit yaklaştıkça sokaklarda kalabalık artıyor…

Arabalılar, bisikletliler, yayalar…

Ama en çok da yayalar…

Islak sokaklarda sinema heyecanı…

Önceden hazırlanmış kıyafetler, yağmurdan çamurdan etkilenmesin diye herkes temkinli…

Pantolon paçalarını birkaç kat yukarıya kıvıran da var…

Paçaları kirlenmesin; ıslanmasın diye…

Böyle havalara nalet okuyan da var…

Saçları bozulabilir, elbiseleri berbat olabilir diye…

Sinemaların çevresi tertibat alır…

Seyyar satıcılar köşeleri tutar…

Yağmur yağıyorsa, arabacıkların damında bulunan naylon bir bez öne doğru gerilir…

Branda diyelim…

Bunun iki ucunda iki tahta bulunur. O iki tahta belirli uzunluktadır. Tahtaların her iki ucu, arabacığın bel kısmına dayanır…

Böylece damından öne doğru belirli bir mesafeye kadar uzanan branda şemsiyelik görevi yapmış olur…

Zafer Sinemasının çevresinde Anibal lokantası ve Kartal’ın pavyonu var…

İçerileri tıklım tıklım dolar…

Camlar buğulu…

Saat akşam 7 sıraları…

Gençler Kartal’ın pavyonunda…

Kimisi masalarda topçuk oyunu oynamakta, kimisi şans oyunlarına dalmakta…

Jukebox’ta 45’lik plaklar tek tek dönmekte…

Şilini atan, Elvis Presley’den, Beatles’dan şarkılar dinlemekte…

Anibal’da  yer yok…

Safet Efendi kebapları ile övünmekte…

Kebap değil, sanat yapmakta…

Artık vakit, vaktine ermiştir…

Kapının insanları sığmadığı bir andır…

Son dakika bilet almak isteyenler, gişe önünde kuyruk oluştururlar ama nafile…

Hüsranla gişeden ayrılanlar da var, yalvar yakar bir yer bulanlar da…

Zafer sinemasının kapısında akordion şeklinde açılıp kapanan demir kapı önce ardına kadar açılır…

Kalabalık sıklaşınca, açıklık daraltılır…

Biletleri kontrol etmenin zorlaştığı anlarda, sinemaya giriş de yavaşlar…

İnsanlar, bir birlerinin sırtında gibi…

Ama tıs yok…

Nezaket hakim…

Gıdım gıdım ilerleyen ayaklar, bir birlerini basmamaya özen göstermekte…

Nefesler bir birine karışmış ama havada parfüm kokusu…

Kadınların genellikle Chanel, erkeklerin Old Spise kullandıkları zamandır…

Tanıdıkların bir birlerine “Nerelerdeydin?” diye seslendiği yok…

Çünkü zaten herkes buralardadır ve bir birlerini sıkça görmektedirler…

Biletini alan, teşrifatçı eşliğinde içeriye dalar…

Teşrifatçıda bir el feneri…

Geç gelenlere el feneri ile yolu ve oturacağı yeri göstermekte…

Zafer sinemasında, girişten sonraki salondan sola doğru sapıldığında, merdiven ayaklarından locaya çıkılır…

Koltuklar rahat…

Aşağıda da, yukarıda da…

Ama aşağıda oturanlar, locada oturanların karşısında sanki biraz buruk…

Sınıf farkıymış gibi algılanıyor!

Sinemaya giriş ağır adımlarla olduğundan azımsanmayacak bir süreyi alır…

Bu süre, filmin başlamasına yeter de artar bile…

Bu yüzden, neredeyse filmin ilk 10 dakikasına kadar sinemaya girişler sürer…

Artık giriş miriş yok…

Bu karar verilince, demir kapılar kapanır…

Teşrifatçı da, biletleri kontrol eden de, gişedeki görevli de rahatlar…

Sinemanın önü, Kartal’a, Anibal’a ve seyyar satıcılara kalır…

(Lefkoşa yazılarından)

ads
Bu habere tepkiniz:
TAGS: ahmet okan
MANŞETLER

HK Ahmet Okan

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems