Slovenya Günlükleri | Bölüm 3: Tivoli Park, Vintgar Kanyonu, Bohinj Gölü ve Lezzet Şöleni
23/08/2026
Slovenya’da dördüncü gün rotamızı doğanın kalbine, Vintgar Kanyonu’na çevirdik. Gitmeden önce burası hakkında çok araştırma yaptım. Uzun bir yürüyüş parkuru olduğunu okuyunca açıkçası biraz endişeliydim.
Radovna Nehri’nin oluşturduğu bu kanyon, kayalara tutturulmuş ahşap yürüyüş yollarıyla tam anlamıyla bir görsel şölen sunuyor. Ahşap parkuru tamamlamak yaklaşık bir saat sürüyor ancak başlangıç noktasına geri dönmek çok daha uzun zaman alıyor. Hele yanınızda bir çocuk varsa, sürekli durup dinlenmek gerektiği için süre daha da uzuyor.
.jpeg)
Saat 11.30’da aracımızı otoparka bıraktık ve bizi girişe götürecek elektrikli otobüse bindik. Kanyonun girişine özel araçlarla gitmek mümkün değil; ulaşım yalnızca toplu taşıma ile sağlanıyor. Yaklaşık beş dakikalık yolculuğun ardından girişe ulaştık ve yürüyüş öncesinde son kez mataralarımızı doldurduk.
.jpeg)
Parkuru çocuklar için daha eğlenceli hale getirmek adına güzel bir fikir geliştirmişler. Bölgede yaşayan hayvanları takip edebileceğiniz özel rotalar oluşturulmuş. Yürüyüş boyunca bize eşlik eden Oscar isimli bir kuşun yanı sıra masaldaki tilkinin, ayının ve sincabın izlerini aradık. Doruk için oldukça keyifli bir oyun oldu. Tüm yürüyüş boyunca onların izlerini takip ederek eğlenceli bir gün geçirdik.
Giriş ücreti yetişkinler için 15 euro, 3-15 yaş arasındaki çocuklar için ise 3 euro. Burada önemli bir detay var: Yürüyüş parkuru tek yönlü. Yani içeride yorulup “Ben geri dönüyorum” deme şansınız yok. Ayrıca bebek arabası da yasak. Hal böyle olunca yürüyüşün bir bölümünde Doruk’u yine sırtıma almak zorunda kaldım!
.jpeg)
Ahşap parkurun sonunda sizi güzel bir şelale karşılıyor. Ancak “Bitti” diye düşünmeyin; asıl sürpriz bundan sonra. Ahşap parkurun ardından uzun bir orman yolu başlıyor.
Saat 12.00’de başladığımız yürüyüşü ancak saat 17.00’de tamamlayabildik. Tam çıkış noktasına ulaştığımızda çocuklara güzel bir sürpriz daha vardı. Parkuru tamamlayan her çocuğa hediye olarak bir hikâye kitabı veriyorlar. Bu da özellikle çocuklar için güzel bir motivasyon.
.jpeg)
Oldukça yorucu bir parkur olmasına rağmen buz gibi suyun rengi, kanyonun güzelliği ve şelalenin sesi bütün yorgunluğumuzu alıp götürdü.
Otoparka dönmek için yine otobüsü beklemeye başladık. Ancak dönüşte bizi küçük bir macera daha bekliyordu.
Aracın ışıklarını açık unutmuşum. Kontağı çevirdim ama tahmin ettiğim gibi araç çalışmadı. Çevredeki insanlardan yardım istedim ancak maalesef onların da yapabileceği bir şey yoktu. Bir süre sonra tekrar çalıştırmayı denedim. Sanırım o an şans bizim yanımızdaydı ve araç çalıştı.
Derin bir “oh” çektim. Çünkü otoparkın mesaisi bitmiş, ortalıkta neredeyse kimse kalmamıştı. Araç çalışmasaydı saatlerce orada, aç ve yorgun bir şekilde yardım beklemek hiç de hoş olmayacaktı.
Neyse ki aracımız çalışmıştı. Böylece bir önceki bölümde bahsettiğim ve tadına doyamadığımız pizzacıya doğru yola çıktık. Ne tesadüftür ki yine yağmur başladı. Yine pizza, hamburger ve içeceklerimizi söyleyerek günün bütün yorgunluğunu üzerimizden attık.
Tivoli Park ve Lezzet Şöleni – 5. Gün

Ertesi gün bacaklarımızdaki ağrılara rağmen uyandık. Öğleden sonraya kadar tamamen evde dinlenerek enerji toplamaya çalıştık. Gerçekten bir adım atacak halimiz yoktu.
Öğleden sonra Ljubljana’nın kalbindeki devasa yeşil alan Tivoli Park’a gittik. Aracımızı otoparka bırakıp yürüyüşe başladık. Doruk Bey oyun alanlarında yeni arkadaşlar edinip enerjisini atarken biz de ağaçların gölgesinde şekersiz kahvelerimizi içerek anın tadını çıkardık.
Akşamüstü karnımız acıkınca Pogačarjev Meydanı’nda kurulan meşhur açık hava yemek festivali Odprta Kuhna’ya gitmek için yola çıktık. Ancak hem cuma günü trafiği hem de festivalin yoğunluğu nedeniyle otopark bulmakta oldukça zorlandık. Neyse ki merkeze biraz uzakta boş bir alan bulup aracımızı park ettik.
Etrafa yayılan ızgara kokuları muazzamdı!
Ben kendime bol proteinli, harika bir ızgara et tabağı bulurken, Arzu ve Doruk için şnitzel ve patates salatası aldım. Festival o kadar kalabalıktı ki oturacak yer bulamadık. Sonunda meydandaki kilisenin basamaklarına oturup yemeklerimizi yedik.

Sanırım festivalin en güzel anı da buydu.
Tabaklar ortalama 15 euro civarındaydı. Yemeğin üzerine bir de yerel orange şarabı denedik. Biraz etrafta dolaşıp yediklerimizi hazmettikten sonra sosyal medyada çok övülen Cacao isimli dondurmacıya gittik. Gerçekten de çok başarılıydı.

Nehir kenarındaki masalardan birine oturup gecenin tadını çıkardıktan sonra evimize döndük.
Bohinj Gölü’nde Huzur – 6. Gün
Altıncı günkü hedefimiz, turistik Bled Gölü’nün daha sakin ve el değmemiş alternatifi olan Bohinj Gölü’ydü.

Yaklaşık bir saatlik araba yolculuğunun ardından göle ulaştık. Otopark konusunda da hiç zorlanmadık. Gölün hemen yanında, saatlik ücretle park edebileceğiniz geniş bir alan vardı.

Ancak yol Doruk Bey’i yormuştu ve daha biz göle ulaşamadan uyuyakaldı. Uyandırmak istemeyince arabayı gölgeli bir yere çektim. Yaklaşık bir saat mışıl mışıl uyudu.
Biz de bu sırada göle ulaşmak için sabırsızlanıyorduk.
Etrafını saran dağlar ve cam gibi berrak suyu inanılmaz huzur vericiydi. Bir süre sonra Doruk uyanınca çantalarımızı alıp gölün kenarına yürüdük. Karşımızdaki manzara gerçekten nefes kesiciydi.

Kano yapanlar, gölde yüzenler ve göl kenarında kamp kuran insanlar vardı. Biz de göle karşı oturup yanımızda getirdiğimiz sandviçleri yiyerek manzaranın tadını çıkardık.
Tabii göle girilmez mi?
Su oldukça soğuk olduğu için tamamen girmesek de ayaklarımızı suya sokup serinledik. Doruk göl kenarında taş sektirip oynarken biz de doğanın keyfini çıkardık. Yaklaşık 2-2,5 saat boyunca hiçbir yere yetişme telaşı olmadan orada öylece vakit geçirdik.
Dönüş yolunda gözüme bir tabela ilişti: “Nehir Plajı.”

Merak edip hemen geri döndüm. Gerçekten de nehir kenarında insanların plaj gibi kullandığı bir alan oluşturulmuştu. Ağaçların arasında yerleştirilmiş şezlonglar, akan suyun sesi, serin hava ve elimizdeki soğuk kahveler... Günün sonu için bundan daha güzel bir ortam düşünemezdim.
Çocuk oyun alanını da unutmamışlardı. Bu nedenle Doruk da keyifli vakit geçirdi. Bizim için de son derece rahat ve huzurlu bir öğleden sonra oldu.
Eve Dönüş – 7. Gün
Artık eve dönüş vakti gelmişti.
Uçağımız öğleden sonra olduğu için güne alışveriş yaparak başladık. Ardından havalimanı yolundaki bir benzinlikte önce aracımızı yıkattık, sonra depoyu fulleyip havalimanına doğru yola çıktık.
Burada beni şaşırtan küçük bir macera daha yaşadık. Havalimanında “Kiralık Araç Park Yeri” yazan bir alan vardı. Aracı oraya bıraktım ancak sonradan yanlış yere park ettiğimi fark ettim. Daha da kötüsü, aracı bulunduğu yerden çıkaramadım.
Neyse ki kiralama şirketi oldukça iyiydi ve bizim yerimize sorunu hallettiler.
Saat 16.00’da Slovenya-İstanbul uçağına bindik. Kıbrıs uçağımız ise gece yarısındaydı. Havalimanında birkaç saat sıkılmış olsak da sonunda evimize sağ salim döndük.
Arkamızda güzel anılar, bol bol fotoğraf ve “Bir dahaki sefere nereye gitsek?” sorusu kaldı.
Bir sonraki planımızı şimdiden yapmaya başladık.



































































































































































