Advertisement

Advertisement

67 aydır her ay enflasyon artıyor bu ülkede…

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
07/10/2026


Hüseyin Ekmekci Hüseyin Ekmekci


Tam 67 ay. Beş yıl yedi ay. KKTC’de fiyatların genel seviyesi tek bir ay bile gerilemedi. Enflasyon bazen hızlandı, bazen yavaşladı. Yıllık oran düştü, yeniden yükseldi. Ama vatandaş açısından değişmeyen tek bir gerçek var:

Fiyatlar hep yukarı gitti. Eylül ayında aylık enflasyon yüzde 3,34. Yılın ilk dokuz ayında yüzde 28,15. Yıllık enflasyon yüzde 35,02.Şimdi bu rakamları bir kenara yazın. Bir de 67 ay boyunca bu ülkede yaşamaya çalışan insanları düşünün.

Devlet bile dayanamadı bu enflasyona. Hayat pahalılığı maaşlara yansıdıkça kamunun maaş yükü katlanarak büyüdü. Gelir aynı hızda büyümeyince açık oluştu. Borçlanıldı. Borç çevrildi. Yeniden borçlanıldı. Bugün kamu borcu 40 milyar TL sınırına dayanmış durumda.

Şimdi Maliye yeniden piyasaya çıkıyor. 5 milyar TL, 7 milyon dolar ve 14 milyon sterlinlik dört ayrı borçlanma ihalesi daha var. Dövizle alınacak para SWAP yöntemiyle TL’ye çevrilip kullanılacak. Üstelik vadeler 91, 119 ve 133 gün.

Dikkat edin, yeni ihalelerin tamamını mevcut borcun üzerine koyup “borç 48 milyar oldu” diyemeyiz. Bir bölümü vadesi gelen borçların çevrilmesinde kullanılabilir. Ama değişmeyen gerçek şu: Devletin bile bu enflasyon karşısında ayakta kalabilmek için sürekli kaynağa ihtiyacı var.

Peki vatandaş ne yapıyor? Bir küçük esnaf düşünün. Kirası arttı. Elektriği arttı. Çalışanının maliyeti arttı. Nakliye arttı. Bankadan kullandığı paranın maliyeti arttı. Rafındaki malı sattıktan sonra aynı malı yerine koyabilmek için daha fazla sermayeye ihtiyacı var.

Fiyatını artırsa müşteri kaybediyor. Artırmasa sermayesinden yiyor. Bir çiftçiyi düşünün. Mazot, gübre, ilaç, makine, yedek parça… Bir hayvancıyı düşünün. Yem, elektrik, veteriner, ilaç, finansman…

Üretmekten vazgeçse memleket kaybedecek. Üretmeye devam etse bazen kendisi kaybedecek. Buna can mı dayanır, yürek mi? Burada çok önemli bir ayrım yapıyorum. Memurun hayat pahalılığı karşısında korunmasına itiraz etmiyorum.

Korunsun. Maaşı da korunsun. Kazanılmış hakkı da. Ben başka bir şey soruyorum: Memur dışında kim korunuyor? Çünkü enflasyon herkesin kapısını çalıyor ama herkesin elinde aynı kalkan yok. Kamuda hayat pahalılığı mekanizması var.

Özel sektör çalışanının kalkanı ne? Küçük esnafın ne? Çiftçinin? Hayvancının? Kendi hesabına çalışan binlerce insanın? Onların çocukları başka marketten mi alışveriş yapıyor? Elektrikleri başka tarifeden mi geliyor? Benzini başka fiyattan mı alıyorlar? Hayır.

Aynı enflasyonu yaşıyorlar. Ama aynı korumaya sahip değiller. Bizim esas adaletsizliklerimizden biri tam da burada. Bir başka sorunumuz daha var. Kullandığımız para biriminin değerini biz belirlemiyoruz. Faiz politikasını biz belirlemiyoruz.

Başka? Para politikasında söz sahibi değiliz. Ama alınan kararların sonuçlarını sonuna kadar yaşıyoruz. Üstelik Kıbrıs Türk işletmesi Türkiye’deki birçok işletmenin ulaşabildiği inansman imkanlarına aynı koşullarda ve aynı kolaylıkla ulaşamıyor.

Buradaki küçük işletme yüksek maliyetle borçlanmak zorunda kalıyor. Devletin ise başka bir imkanı var. Açığını borçlanarak erteleyebiliyor. 91 günlük bono çıkarıyor. 119 günlük çıkarıyor. 133 günlük çıkarıyor. Vadesi geliyor, yeniden borçlanabiliyor.

Peki esnaf? Esnafın Hazine bonosu çıkarma şansı yok. Çiftçinin Merkez Bankası yok. Hayvancının milyarlık borçlanma ihalesi yok. Devlet borcunu çevirebiliyor. Vatandaş ise borcunun altında eziliyor. Ve galiba yıllardır yaptığımız en büyük yanlışlardan biri burada.

Biz ekonomiyi devletin maaş ödeyip ödeyemediği üzerinden tartışıyoruz. Maaş ödendi mi? Tamam. Hayat pahalılığı verildi mi? Tamam. 13’üncü maaş bulundu mu? Tamam. Hayır, tamam değil. Devletin maaş ödemesi ekonominin iyi olduğu anlamına gelmez.

Devlet borçlanarak yükümlülüklerini yerine getirirken küçük esnaf kepenk indiriyorsa ortada başarı yok. Çiftçi üretimden kopuyorsa yok. Hayvancı hayvan sayısını azaltıyorsa yok. Genç girişimci finansmana ulaşamıyorsa yok.

Özel sektör çalışanının satın alma gücü her ay biraz daha eriyorsa hiç yok. Çünkü ekonomiyi yalnızca kamu çalışanları oluşturmuyor. O maaşların ödenmesini sağlayan verginin önemli bölümünü üreten, mal satan, hizmet veren, istihdam yaratan başka bir ekonomi daha var.

Onu ayakta tutmadan devleti de ayakta tutamazsınız. O nedenle ekonomi yönetimine birkaç basit soru sormak gerekiyor. Küçük esnafın ucuz finansmanı nerede? Üreticinin uzun vadeli kredisi nerede? Özel sektör çalışanının satın alma gücünü koruyacak mekanizma nerede?

Çiftçinin ve hayvancının maliyetlerini aşağı çekecek kalıcı program nerede? Kıbrıs Türk işletmelerinin Türkiye’deki finansman imkanlarına daha kolay erişebilmesi için yapılan çalışma nerede?

Ve en önemlisi: 67 aydır fiyatlar aralıksız yükseliyorsa, 67 aydır buna karşı ne yaptınız? Çünkü bu ülkede enflasyona karşı korunanları konuşmaktan, enflasyon karşısında yalnız bırakılanları unuttuk. Oysa onlar hâlâ sabah dükkânını açıyor.

Hâlâ tarlasına gidiyor. Hâlâ hayvanına bakıyor. Hâlâ üretmeye çalışıyor. Hâlâ istihdam yaratıyor. Hâlâ vergi ödüyor. Ve bütün bunlara rağmen hâlâ bu ülkede kalmaya çalışıyor.

Onların hazine bonosu yok. Onların sadece alın teri var. 67 aylık tabloya bakınca insanın aklından gerçekten tek bir şey geçiyor: İyi bile dayanıyor bu ülke. Daha doğrusu… İyi bile dayanıyor bu insanlar.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Hüseyin Ekmekci

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.