Çocukları koruyan bir sistem maalesef kurulamadı
16/07/2026
Hüseyin Ekmekci
ÇOCUKLARIMIZI KORUYAMAYAN BİR DEVLETİN BAŞARISINDAN SÖZ EDİLEBİLİR Mİ? ADAMLAR SAPIK DA, SİSTEM ÇOK MU İYİ? ÇOCUKLARI KORUYAN BİR SİSTEM MAALESEF KURULAMADI.
MAĞDURİYETİN YAŞANDIĞI DURUMLARDA, SÜRECİ TEK ELDEN YÜRÜTECEK, AİLELERİ VE ÇOCUKLARI DEFA DEFA AYNI TRAVMALARLA YÜZLEŞTİRMEYECEK BİR SİSTEME İHTİYAÇ VAR: ÇOCUK İZLEM MERKEZİ YASASI.
Lapta-Alsancak’ta ortaya çıkan ve aynı şahıs tarafından yedi farklı çocuğun istismar edildiğine ilişkin iddialar, sadece bir adli vaka değil. Bu olay, yıllardır görmezden gelinen eksikliklerin, ertelenen yasaların ve çalıştırılmayan denetim mekanizmalarının acı bir sonucudur.
Hepimiz öfkeliyiz. Hepimiz üzgünüz. Ama artık şu soruyu da sormak zorundayız: Bu çocukları gerçekten kim koruyacaktı? Her olayın ardından aynı cümleleri kuruyoruz. “En ağır ceza verilsin.” “Bir daha yaşanmasın.” Peki, yaşanmaması için bugüne kadar ne yaptık?
Cumhuriyet Meclisi bugüne kadar yüzlerce yasa çıkardı. Ama dönüp baktığınızda bunların önemli bir bölümünün toplumsal sorunlardan çok, belirli makamları, belirli kişileri ya da belirli çıkar gruplarını ilgilendirdiğini görüyorsunuz. Kişiye veya zümreye özel yasalar meclisten hızla geçiyor
Bir makamın yetkisini artıran, bir başka kişinin barem içi ilerlemesini düzenleyen, arazi tahsisini kolaylaştıran düzenlemeler… bir çok insan hayatı boyunca hayal edemediği makamlara, kişiye özel değiştirilen yasalarla gelmedi mi? Her zaman kazanan statükoya sahip çıkanlar…
Peki ya çocuklar? Yaşlılar… Kadınlar… Hayvanlar…Doğa… Çevre… Toplumun en korunmasız kesimleri için kaç yasa aynı kararlılıkla gündeme getirildi? Kaçı hayata geçirildi? Zorlamayın fazla, cevabı ben verebilirim hiç zorlanmadan: Kocaman bir sıfır…
Çocuk istismarı bu ülkede yıllardır var. 14 sene önce yasa da hazırlandı. Yasanın ismi Çocuk İzlem Merkezi Yasa Önerisi’… Genel gerekçesini bugün okudum, içim acıdı. Çünkü yıllar önce hazırlanmış bu metin, bugün yaşadığımız acıları adeta önceden tarif ediyor.
Yasa gerekçesi çok net bir tespitte bulunuyor… İstismara uğrayan çocukların farklı kurumlar arasında defalarca dolaştırıldığı… Her kurumda yeniden ifade vermek zorunda bırakıldığı…Yaşadığı travmayı tekrar tekrar yaşadığı… Kurumlar arasında koordinasyon bulunmadığı…
Bitmedi, Çocuğun gizliliğinin yeterince korunamadığı… Ve bütün bunların mağduriyeti daha da derinleştirdiğini söylüyor. Kısacası sorun yıllar önce tespit edilmiş. Allah aşkına yasa yapıcı neden var? Tespit doğru yapılmış, sorunlar doğru tespit edilmiş…
Ardından çözümü de ortaya koyuyor. Sağlık, polis, sosyal hizmetler ve adli makamların aynı çatı altında çalışacağı, uzman ekiplerin görev alacağı, çocuğun tek merkezde değerlendirilerek ikinci kez mağdur edilmesinin önleneceği bir Çocuk İzlem Merkezi… Çok mu zor?
Yani aslında bugün “nasıl olur da bu kadar çocuk mağdur olur?” diye sorduğumuz birçok sorunun cevabı yıllar önce yazılmış. Ama rafta bırakılmış. İşte asıl sorgulamamız gereken nokta da burası. Sadece suçu işleyen kişi mi suçlu? Yoksa yıllardır gerekli yasaları çıkarmayanlar…
Çıkardıkları yasaları uygulamayanlar… Denetim yapmakla görevli olduğu halde görevini yerine getirmeyenler… Kurumları çalıştırmayanlar… Bu ihmaller zincirinin hiçbir sorumluluğu yok mu? Bir ülkede çocuklar korunamıyorsa, o ülkede hiçbir başarı hikâyesi gerçek değil. Gerisi zırva…
Ekonomi konuşabilirsiniz. Turizm rakamları açıklayabilirsiniz. Yeni binalar yapabilirsiniz. Ama çocuklarınızı koruyamıyorsanız, devlet olmanın en temel görevini yerine getiremiyorsunuz. Bugün ihtiyacımız olan şey, birkaç gün sürecek öfke değil ki. Ne yapacağız? Nasıl önleyeceğiz?
Birkaç televizyon programı… Birkaç sert açıklama… Birkaç sosyal medya paylaşımı da değil. İhtiyacımız olan; çocukların güvenliğini siyasi tartışmaların üzerinde gören bir anlayış. Çocuk İzlem Merkezi Yasası daha fazla bekletilmeden hayata geçirilmeli. Yemişim bakanlıkların yetki kavgasını.
Çocuk koruma sistemi baştan sona yeniden ele alınmalı. Denetim mekanizmaları gerçekten çalışmalı. Risk taşıyan kişiler zamanında tespit edilmeli. Sosyal hizmetler güçlendirilmeli, okullar, polis ve sağlık sistemi ortak hareket etmeli.
Zira bu çapsızlığın bedelini çocuklar ödüyor.
Ve hiçbir toplum, çocuklarını koruyamadığı halde vicdanıyla barış içinde yaşayamaz. Bugün sessiz kalırsak, yarın yeni mağdurların gözlerinin içine bakacak cesareti de kendimizde bulamayız. Bu mesele artık siyaset üstüdür. Bu mesele, bu ülkenin çocuklarına karşı vicdan borcudur.
- Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor
- Polise Giden Birçok Yabancı Hakkını Arayamıyor
- Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- Siyasetin çözmesi gereken tarihi bir meseleyi bireylerin üzerine yıkarak adalet sağlanamaz
- Kıbrıs’ta sadece diplomasi değil, dengeler de değişiyor…
- Bu Kaçak Mallar Kimin İçin Geldi?
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































