Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
13/07/2026
Hüseyin Ekmekci
DOĞAL GAZ TARTIŞMASINDA ASIL ODAĞIMIZ NE OLMALI? TOPLUMSAL FAYDA Mİ? SİYASİ ÇIKAR KAVGALARI Mİ? KOMPLO TEORİLERİNİ TARTIŞMAKTAN FAYDA GÖRMEDİK… SUDA YAPTIĞIMIZ HATALARI YAPMAYALIM, YETER
Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan doğal gaz nakil anlaşması, sadece enerji alanında atılmış teknik bir adım değil; aynı zamanda ülkenin geleceğine ilişkin önemli bir tercih olarak görülmeli. Olaya komplo teorileri ile değil, toplumsal fayda açısından yaklaşıyorum
Doğalgaz projesini yeni duymadık… Süreç hızlı gelişse de Başbakan Ünal Üstel uzun süredir doğal gazın enerji maliyetlerini düşüreceğini, rekabeti artıracağını ve en önemlisi enerji arz güvenliğini sağlayacağını dile getiriyordu. Teknecik’in bu yönde revize edileceğini söylemişti
Türkiye cephesinden ilk net mesajı da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar vermişti. Cuma günü ise Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın KKTC ziyareti sırasında protokol resmen imzalandı.
Projeye teknik yönünden çok siyasi anlamlar yükleyenler ortaya çıktı. Oysa biz bu filmi daha önce de izledik. 13 yıl önce Türkiye’den adaya su geldiğinde de benzer tartışmalar yaşanmıştı. “Bu su Kıbrıs Türkü için gelmiyor”, “Boruların başka amacı var” diyenler vardı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu açıkça söyleyebiliriz: Su, tam zamanında geldi. Çünkü bu ada ciddi bir su krizi yaşıyordu. Peki suyu doğru yönetebildik mi? Ne yazık ki hayır. Bugün hâlâ Türkiye’den gelen suyun önemli bir bölümü tarım arazilerine ulaştırılamıyor.
Adanın birçok bölgesi bu imkândan mahrum. Halen yeni kuyu izinleri veriliyor, yer altı suları tüketilmeye devam ediyor. Yıllık 75 milyon metreküplük hedefe ulaşılamadı; kullanım yaklaşık 45 milyon metreküp seviyesinde kaldı. Halen adadın yüzde 30’una kullanım suyu ulaşmıyor
Sorun suyun denizin altından getirilmesi değilmiş meğer. Zor olan yapıldı da. Ada içinde evlere ve tarım arazilerine suyu aktaramadık. Yapmakla yönetmek arasındaki dengeyi kuramadık. Bu nedenle, sürecin içinde yokuz. Bugün su yönetimi DSİ ve özel bir şirket kaldı…
İşte asıl ders de burada. Büyük projeler yapmak kadar, onları liyakatle yönetmek de önemli. Eğer yönetemezseniz, dünyanın en büyük yatırımı bile beklenen faydayı sağlamaz. Şimdi aynı tartışmalar doğal gaz için başladı. “Neden geliyor?” “Neden boru çift yönlü?” “Arkasında başka hesaplar mı var?”
Bence asıl sorulması gereken soru bunlar değil.
Asıl soru şu: Doğal gaz gelirse elektrik üretim maliyetleri düşecek mi? Vatandaş daha uygun fiyatla enerji kullanabilecek mi? Sanayici daha rekabetçi üretim yapabilecek mi? Enerji arz güvenliği sağlanacak mı?
Çünkü bugün KKTC ekonomisinin en büyük yüklerinden biri yüksek enerji maliyeti. Pahalı elektrik; üretimi, turizmi, üniversiteleri, sanayiyi ve en sonunda vatandaşın cebini doğrudan etkiliyor. Yaşamın pratiğine kafa yormak yerine, derin derin tartışmanın hiç faydasını görmedik…
Eğer doğal gaz bu maliyetleri aşağı çekecekse, daha temiz enerji üretimi sağlayabilecekse ve sürekli enerji arzını garanti altına alabilecekse, bunun ülkeye sağlayacağı katkıyı soğukkanlı biçimde değerlendirmek gerekir. Elbette tek başına boruyu getirmek yeterli olmayacak.
Su projesinde yaşanan hatalar burada da tekrarlanmamalı. Planlama doğru yapılmalı. Altyapı eksiksiz kurulmalı. Dağıtım sistemi iyi yönetilmeli. Kurumlar liyakatle çalıştırılmalı. Yani mesele sadece doğal gazı adaya getirmek değil; onu ülkenin ekonomiye entegre etmek..
Umarım verilen söz tutulur ve iki yıl içerisinde doğal gaz KKTC’ye ulaşır. Ardından da yalnızca daha temiz enerji üretimi değil; daha düşük maliyet, daha güçlü üretim, daha rekabetçi bir ekonomi ve en önemlisi enerji arz güvenliği sağlanır.
İşin bir de uluslararası güç noktası var. Eğer zamanında kabloyla elektrik gelmesine bu denli direnç gösterilmeseydi, şimdi çok daha farklı şeyler konuşuyor olabilirdik. Doğru kurgularla kendi ülkemiz için en iyisini kurgulamak gerekiyor. Boş bağnaz tartışmaların bize faydası yok
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- Siyasetin çözmesi gereken tarihi bir meseleyi bireylerin üzerine yıkarak adalet sağlanamaz
- Kıbrıs’ta sadece diplomasi değil, dengeler de değişiyor…
- Bu Kaçak Mallar Kimin İçin Geldi?
- Tek bir gerçeğimiz var; bilet fiyatları çok pahalı
- Kalıcı barış, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinden geçer
- “Çalışırsam ev alırım” duygusu hızla yok oluyor
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































