Seçmenin öfkesinin arkasına saklanmak kimseye bir şey kazandırmaz
21/07/2026
Hüseyin Ekmekci
ANLADIK… PEKİ YA SONRASI? TESPİTİ YAPILMAYAN TEK BİR SORUN KALDI MI? HERKES HER ŞEYİN FARKINDA… SORUNLARIN NASIL ÇÖZÜLECEĞİ DE BİLİNİYOR.
GERİYE BİR TEK ŞEY KALIYOR: BU CESARETİ KİM GÖSTERECEK? SEÇMENİN ÖFKESİNİN YA DA BEKLENTİLERİNİN ARKASINA SAKLANMAK KİMSEYE BİR ŞEY KAZANDIRMAZ.
Anladık… İktidar kötü. Anladık… Liyakat yerini partizanlığa bıraktı. Teknik daireler çöktü. Kamu hizmetleri aksıyor. Devlet, üreteni değil, tüketeni büyüten bir yapıya dönüştü. Gereksiz istihdamlarla kamu maliyesi her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor.
Yolsuzluk iddiaları artık istisna değil, gündelik hayatın bir parçası haline geldi. Bütün bunları toplum zaten biliyor. Çünkü her gün yaşayarak görüyor. Hayatımız kişiye özel uygulamaları saptamak, anlatmak, önlemeye çalışmakla geçiyor. Yargı bile yoruldu… tamam, anladık.
Peki ya sonrası? Bugün KKTC tarihinin en ağır mali tablosuyla karşı karşıya. İç borç 30 milyar TL’yi aştı. Bunun üzerine sadece maaş ve maaş benzeri ödemeler için devletin aylık yükü yaklaşık 13 milyar TL’ye ulaştı. Şu an kamunun borcu 30 milyar TL… bunu da anladık…
Vergi gelirlerinin önemli bir bölümü daha kasaya girmeden maaşlara gidiyor. Borç, yeni borçla çevriliyor. Bu düzen sonsuza kadar devam edemez. Gençler göç yolunda, hastalar mağdur, çocuklar sorunlu okullara emanet. Sorunlarımız dağ oldu, dağ… Herkes anladı, anladık…
Peki bunun çözümü nedir? Bu borç nasıl yönetilecek? Kimse çıkıp bunu anlatmıyor. Hükümetin zaten böyle bir derdi yok. Din iman, seçime kadar memurun maaşını bir tamam ödemek. Zaten siyasetteki başarı da kamu maaşı ödemekle ölçülüyor…
Küçük ve orta ölçekli işletmeler ayakta kalmakta zorlanıyor. Esnafın sermayesi eriyor. Sanayici yüksek maliyetle üretim yapıyor. Turizm kan kaybediyor. Üniversiteler öğrenci bulmakta zorlanıyor. Güney’e kayan alışveriş, ekonomiden milyonlarca doları çekip götürüyor.
İnsanlar neden kendi ülkesinde alışveriş yapmak yerine sınırın öte yanını tercih ediyor? Bu tabloyu tersine çevirecek ekonomik program nerede? Hayat pahalılığı nasıl kontrol altına alınacak? Sterlin karşısında her ay biraz daha fakirleşen maaşlı kesim nasıl korunacak?
Gençler nasıl ev sahibi olacak? Üretim nasıl yeniden ayağa kalkacak? Yatırımcı neden bu ülkeye güven duysun? Muhalefet demiyorum ama iktidara, yani ülkeyi yönetmeye talip olanlar, topluma liderliğe soyunanlar bunlara cevap vermek zorunda.
Çünkü seçim döneminde sadece “iktidar başarısız” demek artık yetmiyor. Toplum bunu zaten biliyor. Sorun tespiti başarıysa, siyaset sadece sorunları tespit etmekse, ondan kolay ne var? Köy kahveleri siyasetçi dolu. Bunca vekile ayda 450 bin TL maliyete ne gerek var?
Muhalefetin görevi, mevcut tabloyu tekrar tekrar anlatmak değil; bu tabloyu nasıl değiştireceğini ortaya koymaktır. Borcu nasıl azaltacaksınız?Kamuyu nasıl disipline edeceksiniz? Liyakati hangi sistemle geri getireceksiniz? Kayıt dışılığı nasıl önleyeceksiniz?
Ekonomiyi yeniden nasıl büyüteceksiniz? Güneye kaçan tüketimi nasıl geri kazanacaksınız Gençlere nasıl umut vereceksiniz? Bugünün seçmeni slogan dinlemiyor. Rakam görmek istiyor. Plan görmek istiyor. Cesaret görmek istiyor. En azından seçmen olarak benim beklentim bu…
Çünkü artık mesele sadece hükümeti değiştirmek değil… Bu ülkenin gidişatını değiştirebilmektir. Ve unutulmasın… Bu seçimi en çok bağıran değil… En çok hakaret eden değil… En iyi sosyal medya kampanyasını yapan da değil… Popülizmle, milliyetçilikle yol alan da değil…
Bu ülkenin ekonomik gerçekleriyle yüzleşip, uygulanabilir bir çıkış yolu ortaya koyabilen kazanacak. Bugün herkes söyleniyor. Siyasetçi de. İktidar da muhalefet de… Toplum reçeteyi görmek istiyor. “Seçin bizi da bakarız” dönemi geçmedi mi? Şimdi cesaret zamanı
- 20 Temmuz'u doğru okumak zorundayız
- Çocukları koruyan bir sistem maalesef kurulamadı
- Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor
- Polise Giden Birçok Yabancı Hakkını Arayamıyor
- Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- Siyasetin çözmesi gereken tarihi bir meseleyi bireylerin üzerine yıkarak adalet sağlanamaz
- TÜM YAZILARI için tıklayınız












































































































































