Erhürman’ın önündeki üç cephe: Siyasi eşitlik, Ankara ve müzakerenin bedeli
23/10/2026
Yusuf Kanlı
Maraş ile Mağusa Limanı’nı eşleştiren öneri, bir liman düzenlemesinden çok daha fazlasını tartışmaya açtı: siyasi eşitliğin anlamını, güvenlik güvencelerini ve geri alınması güç adımlarla kolayca askıya alınabilecek taahhütler arasındaki farkı.
Yusuf Kanlı
Tufan Erhürman’a yöneltilen son eleştirilerin en ağır olanı, Maraş ve Mağusa Limanı önerisini reddetmesinden çok, bu kararı kendisinin almadığı iddiası. Erhürman’ın sözlerini Ersin Tatar’ın ağzından aktarıp “Mesele adamda değil, koltukta” sonucuna varmak etkili bir hiciv olabilir. Ancak hiciv, Erhürman’ın Ankara’dan talimat aldığına kanıt oluşturmaz.
Erhürman’ın açıkladığı gerekçe ortada: Mağusa Limanı kapalı değil; asıl sorun, Kıbrıs Türklerinin Avrupa Birliği ile doğrudan ticaret yapamaması. Erhürman’ın aktarımına göre Hristodulides’e, önerinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün uygulanmasını içerip içermediğini sordu ve olumsuz yanıt aldı. Limanın AB gözetiminde çalışması doğrudan ticareti başlatacaksa, bunun hangi hukukî düzenlemeyle ve hangi güvencelerle yapılacağı da açıklanmalı.
Bir arkadaş yazmış, “2021’de Cenevre’de dönemin Rum lideri Anastasiadis, Ercan’a karşılık Maraş önerisini gündeme getirmiş; Türkiye’nin ret tutumunu dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu açıklamıştı. Soruyu ben yöneltmiştim. Tatar canlı yayında tepki göstermiş, ardından özel mesajında “Doğaçlama yaptım, üstüne alma” demişti.” Bu deneyim, o dönemde Ankara’nın karar üzerindeki rolünü gösteriyor. Fakat geçmişteki bu olaydan hareketle Erhürman’ın da bugün yalnızca bir “ulak” olduğu sonucuna varmak, kanıt sunmak değil, varsayımda bulunmaktır.
Maraş toprak, liman hizmet
New York sonrasında hem Cumhurbaşkanı Erhürman’la hem de gelişmeler hakkında bilgisi olan Kıbrıslı Türk ve Rum kaynaklarla yaptığım görüşmelerde, Hristodulides’in Maraş ve Mağusa Limanı önerisine ilişkin değerlendirmeleri dinledim. Görünen o ki Rum tarafı, az maliyetli ve geri alınabilir adımlar karşılığında en önemli gördüğü toprak parçalarından birinin iadesini sağlamaya çalışıyor. Bu konu 1980’lerin sonlarından beri defalarca gündeme geldi; en son 2006’da da sonuçsuz kaldı.
Benim hatırladığım kadarıyla ilk formül, Maraş ve limanın yanı sıra Lefkoşa Uluslararası Havalimanı’nın BM yönetiminde yeniden açılmasını da içeriyordu. Havalimanından biri Kıbrıs Rum, diğeri Kıbrıs Türk kesimine açılan iki ayrı çıkış kapısı düşünülüyordu. Sonraki tartışmalarda bu unsur, Ercan’dan uluslararası uçuşlara izin verilmesi biçiminde yeniden gündeme geldi. Bu formüllerin hiçbiri hayata geçirilemedi.
Bu geçmiş, Maraş’ın müzakere gündeminden çıkarılması gerektiğini değil, dosyanın ne kadar hassas ve kapsamlı olduğunu gösteriyor. Maraş’ın BM yönetimine devredilmesi ve eski sakinlerinin dönüşünün başlaması, sahada uzun vadeli ve geri çevrilmesi çok güç sonuçlar doğurur. Liman, havalimanı ve ticaret hizmetlerine ilişkin izinler ise daha sonra askıya alınabilir. Toprak ve insanların geri dönüşüyle ilgili bir adımla hizmet izni aynı şey değildir.
Bir tarafın kalıcı sonuç yaratacak bir adım atması, diğer tarafın geri alınabilir bir hizmet taahhüdü vermesi kendiliğinden dengeli bir anlaşma oluşturmaz. Maraş, Kıbrıs Rum toplumu açısından yerinden edilme, mülkiyet ve BM kararlarıyla; Kıbrıs Türk tarafı açısından ise karşılıklılık, yönetim yetkisi ve kapsamlı çözümün dengesiyle bağlantılıdır. Bu nedenle önerinin başlığından önce uygulama sırası, hukukî temeli ve sürecin başarısız olması halinde ne yaşanacağı konuşulmalı.
Siyasi eşitlik pazarlık konusu değil
Kıbrıs’ta federasyon kurulacaksa siyasi eşitliğin ne anlama geldiği müzakerelerin başında açıklığa kavuşturulmalı. Dönüşümlü başkanlık ve kararlarda Kıbrıs Türklerinin olumlu oyu bu eşitliğin temel unsurlarıdır. Mesele iki toplumun masada yan yana oturması değil; Kıbrıs Rum tarafının egemenliği Kıbrıs Türk halkıyla paylaşmayı kabul etmesidir. Bu ilkeler güvenceye alınmadan görüşmelere başlamak, siyasi eşitliğin yeniden pazarlık konusu yapılması ve sürecin aynı noktada tıkanması riskini taşır.
Kıbrıs Rum müzakerecisi Menelaou, BM’nin müzakerelerdeki yakınlaşmaları kayda geçirme işini tamamladığını, ancak bütün taraflar onaylamadığı için belgenin henüz taraflara sunulmadığını söyledi. Aktardığına göre kayıtta siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlığın yanı sıra güvenlik ve garantiler, toprak ve mülkiyet konularındaki yakınlaşmalar da bulunuyor. Kazanımların seçici biçimde değil, bütünlüklü olarak teyit edilmesi gerektiğini de savundu.
Bu açıklama, siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlığın Türk tarafınca sonradan ortaya atılmış talepler olduğu iddiasını zayıflatıyor. Ancak kayıt kamuoyuna açıklanmadığı için yakınlaşmaların kapsamı ve hangi koşullarda kabul edildiği konusunda kesin hüküm verilemez. Menelaou’nun sözleri, önceki müzakere birikiminin korunması gerektiğini gösterirken tarafların bu birikimin anlamı konusunda hâlâ ayrıştığını da ortaya koyuyor.
Temel ayrım şu: Siyasi eşitlik masada pazarlık edilecek bir ayrıcalık mı, yoksa müzakerenin dayandığı ilke mi? Kıbrıs Türk tarafı, dönüşümlü başkanlık ve olumlu oy dahil siyasi eşitliğin metodolojinin baştan kabul edilmiş bir parçası olmasını istiyor. Bunların güvenlik ve garantiler karşılığında takas edilmesine karşı çıkıyor. Aynı kayıtta farklı konuların yer alması, bunların birbirine karşı pazarlık kozu yapılabileceği anlamına gelmez.
Üç baskı arasında Erhürman
Erhürman farklı yönlerden baskı altında. Bir yanda “Federasyon olsun da nasıl olursa olsun” yaklaşımını savunan adanmış federalist Kıbrıs Türkleri var. Bazıları, federasyon fikrinin cazibesine kapılarak Kıbrıs meselesinin her açıdan çözülebileceğini, önündeki tek engelin garantiler ve Türkiye’nin tek taraflı müdahale hakkı olduğunu savunuyor. Çözümün önündeki tek engelin Türkiye olduğu yanılgısı, teslimiyetçi ve sağlıksız bir ruh halini yansıtıyor. Bu yaklaşım Kıbrıs Türk solunda alkış bulabilir; ancak güvenlik ve garantiler konusunu baştan çözümün dışına itmek hayatın gerçekliğiyle örtüşmüyor.
Garanti sistemi değişebilir, sınırlandırılabilir ya da yeni bir mekanizmayla yeniden düzenlenebilir. Ancak benim kanaatimce, Türk garantisinin de içinde yer aldığı bir güvenlik düzenlemesi çözümün parçası olmak zorunda. Bunu peşinen reddetmek, Kıbrıs Türklerinin güvenlik kaygılarını ve Türkiye’nin adadaki yaşamsal rolünü yok saymak olur. Garanti sistemini içermeyen ya da Türkiye’yi güvenlik düzenlemesinin dışında bırakan bir çözümün olası referandumda Kıbrıs Türk halkından onay alamayacağına inanıyorum.
Öte yanda hiçbir adımı kabul etmeye hazır görünmeyen muhafazakâr kesimler ve kamuoyunda iki devlet siyasetinde ısrar ettiği düşünülen Ankara bulunuyor. Ankara’nın görüşlerini, gücünü ve Kıbrıs Türk halkı ile KKTC üzerindeki yaşamsal etkisini hesaba katmadan sürdürülebilir bir çözüm tasavvur edilemez. Bu, Türkiye’nin her tutumunun sorgusuz kabul edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Fakat Ankara’nın kabul etmeyeceği bir düzenlemeyi Kıbrıs’ta tek başına hayata geçirebilecekmiş gibi sunmak da gerçekçi değildir.
Erhürman’ın çözümün adını öne çıkarmadan iki ayrı yapının ortak bir çatı altında buluşmasını, başka bir ifadeyle federal ya da konfederal bir zemini mümkün kılacak çaba göstermesi bu koşullarda takdir edilmeli. Çok sınırlı ortak yetkilerle iki siyasî açıdan eşit yapıyı buluşturacak bir formülün başarısı, etiketinden çok içeriğine bağlıdır. Ankara’nın “evet” diyemeyeceği bir çözümü mümkünmüş gibi göstermek hayalperestlikten öte, abesle iştigaldir.
Müzakerenin çöküşünün bedeli
Yeni bir müzakere süreci başarısız olursa ne olacağı da en baştan ele alınmalı. Kıbrıs Türkleri, 1964 sonrasında oluşan statükonun ve 1968’de başlayan görüşme sürecinin her çöküşünün sonuçlarını yaşadı. Bu kez de süreç Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmazlığı yüzünden çökerse, Kıbrıs Türklerinin hiçbir güvence olmadan otomatik biçimde aynı statüye dönmesi kabul edilebilir mi?
Erhürman’ın metodolojisindeki temel taleplerden biri, çöküşün sorumluluğu Kıbrıs Türk tarafında değilse başarısızlığın bedelinin yine yalnızca bu tarafa yüklenmemesi. Bu, sonuca ilişkin bir garanti değil; yeni bir sürecin sonunda bir tarafın bütün riskleri üstlenmesini önleme çabasıdır. BM Genel Sekreteri ve özel temsilcileri bu kaygıdan haberdar. Önceki yakınlaşmaların korunması, görüşmelerin zamanla sınırlandırılması ve başarısızlığın sonuçlarının baştan konuşulması, sürecin inandırıcılığı açısından önem taşıyor.
Geçiş noktaları tartışması da aynı karşılıklılık sorununu gösteriyor. Menelaou, Kıbrıs Rum tarafının BM Genel Sekreteri’nin önerisini kabul ettiğini, Kıbrıs Türk tarafının ise reddettiğini ileri sürdü. Başka bir aktarımda Pyroi güzergâhındaki sorunun aşıldığı, ancak Louroujina’nın pakete alınması ve Kokkina önerisi çevresinde anlaşmazlığın sürdüğü belirtildi. Cenevre’de her iki taraftan ikişer geçiş noktası önermesi istenmişti. Bu nedenle tartışmayı yalnızca “BM önerisini kim reddetti?” sorusuna indirgemek, paketin bütününü ve karşılıklılık talebini gözden kaçırır.
Holguín’in ziyareti ve 9 Kasım’da yapılması planlanan üçlü görüşme yeni bir fırsat sunabilir. Ancak görüşme sayısı tek başına ilerlemenin ölçüsü değil. Belirleyici olan, tarafların siyasi eşitliğin anlamı, önceki yakınlaşmaların statüsü ve karşılıklı güvenceler konusunda ortak bir başlangıç zemini oluşturup oluşturamayacağı.
Erhürman’ın yaklaşımı elbette eleştirilebilir. Ancak “Öneriyi reddetti, öyleyse talimat aldı” demek, kanıtlanması gereken iddiayı kanıt yerine koyuyor. Maraş-Liman önerisinin dengesi, güvenlik düzenlemesinin geleceği, siyasi eşitliğin içeriği ve yeni bir başarısızlığın sonuçları ayrı ayrı tartışılmalı. Bunları bir sadakat testine indirgemek uzlaşmayı kolaylaştırmaz; tarafların hangi güvenceyi neden istediğini anlamayı daha da güçleştirir.
- Ha Gayret, Ha Gayret: Kıbrıs’ta Nah Muzafferiyet
- Barış Gücü geçit töreninde: Tarafsızlık da protokol gereği mi?
- Türkiye’yi Dışlayan Bir Akdeniz Düzeni Yaşayamaz
- HRİSTODULİDES İLERLEME DEĞİL, FOTOĞRAF İSTİYOR
- MÜTEVAZİ AMA GEREKLİ BİR SINAV
- Kıbrıs’ta tek rakip zaman değil
- Her şey izafi, ateş ise gerçek
- Çocukların Topundan Üniversitelerin Bilimine: Kıbrıs Türkünün Görünürlük Mücadelesi
- Liderler buluşurken: İzolasyon, geçiş kapıları ve Kıbrıs Türklerinin görünür olma mücadelesi
- Liderlerin daha sık görüşmesi için ilkesel uzlaşı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































