Ha Gayret, Ha Gayret: Kıbrıs’ta Nah Muzafferiyet
17/10/2026
Yusuf Kanlı
Holguín’in ay sonundaki Kıbrıs ziyareti ve ekim bitmeden yapılması beklenen AB-Türkiye görüşmesi, Guterres’in görev süresi dolmadan yeni bir fırsat yaratabilir. Ancak liderler güven artırıcı önlemlerde ve müzakere yönteminde hâlâ uzlaşmış değil. Planlanan sosyal buluşma olumlu bir adım; yine de sürecin bugünkü hali, Devekuşu Kabare’nin başlığa taşıdığımız repliğini hatırlatıyor.
Yusuf Kanlı
Birleşmiş Milletler genel sekreteri’nin özel temsilcisi María Ángela Holguín’in ekim ayının son haftasında Kıbrıs’a dönmesi, AB ile Türkiye arasında Kıbrıs müzakerelerini ve ikili ilişkileri ele alacak üst düzey bir görüşmenin yapılması bekleniyor. Bu temaslar, BM Genel Sekreteri António Guterres’in yıl sonunda görevini bırakmasından önce yeni bir fırsat yaratabilir. Ancak liderler henüz güven artırıcı önlemlerde ve müzakerelerin yönteminde uzlaşamadı.
Bir zamanlar büyük sanatçı kimliği kadar ailesinin Kıbrıs kökeni dolayısıyla da sevdiğimiz Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ın Devekuşu Kabare’deki Yasaklar oyununda, Metin Akpınar’ın söylediği “Ha gayret, ha gayret: Kıbrıs’ta nah muzafferiyet” repliği, bugünkü Kıbrıs sürecini anlatmak için neredeyse biçilmiş kaftan. Diplomasi için “ha gayret” deniyor; temaslar, ziyaretler ve yeni toplantılar gündeme geliyor. Ama taraflar kritik konularda uzlaşamadığı için sonuç yine “nah muzafferiyet” oluyor.
Takvim yoğun, sonuç belirsiz
Kıbrıs diplomasisinin takvimi önümüzdeki haftalarda yoğunlaşıyor. Holguín’in ekim ayının son haftasında adaya dönmesi bekleniyor. Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulides, ekim bitmeden AB ile Türkiye arasında üst düzey bir görüşme yapılacağını ve toplantıda hem Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasının hem de AB-Türkiye ilişkilerinin ele alınacağını açıkladı. Holguín’in ziyareti, BM Genel Sekreteri António Guterres’in 31 Aralık’ta görev süresini tamamlamasından önceki son ciddi girişimlerden biri olabilir.
Buna karşılık, diplomasideki hareketlilik henüz müzakere masasına dönüşmüş değil. Liderler güven artırıcı önlemlerin tümünde anlaşmadı; gelecekteki görüşmelerin yöntemi de netleşmedi. Pyla’da yapılması planlanan ortak sosyal buluşma, tarafların birbirini daha iyi tanımasına ve güven geliştirmesine katkı sağlayabilir. Fakat henüz böyle bir buluşma gerçekleşmediği gibi, gerçekleşmesi de başlı başına siyasi ilerleme anlamına gelmeyecek.
Holguín, cuma günü ANKA’ya gönderdiği mesajda sorumluluğu açık biçimde liderlere bıraktı: “Müzakereleri yeniden başlatma kararı liderlere aittir.” BM’nin süreci kolaylaştırma ve liderlerin çabalarını destekleme kararlılığını vurgularken, onları birlikte çalışmaya ve siyasi eşitlik temelinde nasıl bir arada yaşayabileceklerini araştırmaya çağırdı.
Kahve başka, siyasi eşitlik başka
Liderlerin birlikte Pile’de sosyal faaliyetlere katılması, ileride bir zamanlar Anastasiadis ile Akıncı’nın yaptığı gibi buluşup kahve içmeleri ve sohbet etmeleri elbette olumlu olur. Birbirini tanımak ve güven geliştirmek yalnızca toplumların değil, yönetenlerin de ihtiyacı. Ancak böyle bir temas, Kıbrıs meselesindeki temel anlaşmazlıkların çözümü yerine geçemez. Kahve sohbeti güveni besleyebilir; ortak yönetimde kararların nasıl alınacağını belirleyemez.
Kıbrıslı Türkler için siyasi eşitlik, görüşmelerin sonunda ele alınacak ya da güvenlik düzenlemeleri karşılığında pazarlık konusu yapılacak bir başlık değil. Eşitlik, müzakere sürecinin başlangıç ilkesi olmalı ve ortak yönetimde etkin katılımı güvence altına almalı. Bu da dönüşümlü başkanlığı ve karar süreçlerinde Kıbrıslı Türklerin olumlu oyunu içeriyor.
Kıbrıslı Türkler bu düzenlemeleri, gelecekte kurulacak ortak yönetimde çoğunluğun iradesi karşısında etkisiz kalmamak için gerekli güvenceler olarak görüyor. Kıbrıs Rum tarafının garantörlük sisteminin ve güvenlik düzenlemelerinin değiştirilmesine yaptığı vurgu ise siyasi eşitliğin bu konularda verilecek tavizlere bağlanabileceği kaygısını doğuruyor.
Böyle bir takas Kıbrıslı Türkler açısından kabul edilemez. Yönetimde siyasi eşitlik, güvenlik çerçevesinde yapılacak değişikliklerin karşılığı olarak pazarlık edilemez. Bir tarafın eşitlik taleplerini erteleyip diğer tarafın güvenlik beklentilerini öncelemek, yeni bir dengesizlik yaratır.
Erhürman’ın görüşme yöntemi üzerinde müzakereler başlamadan uzlaşılmasını istemesinin nedenlerinden biri de bu. Hristodulides, görüşmelerin 2017’de Crans-Montana’da kesildiği yerden, iki toplumlu ve iki kesimli federasyon çerçevesinde sürmesini savunuyor. Erhürman ise federal bir sürece açık olduğunu belirtirken siyasi eşitliğin ve müzakere yönteminin baştan netleştirilmesini istiyor. Ayrılık yalnızca varılacak çözüm modeliyle ilgili değil; tarafların temel kaygılarının süreç boyunca nasıl korunacağıyla da ilgili.
Holguín’in son mesajında yaptığı “metodoloji” ve “esas” ayrımı bu noktada önem taşıyor: “Metodoloji, gündemin nasıl müzakere edileceğini; esas ise neyin müzakere edileceğini belirler.” Görüşme yöntemi üzerinde uzlaşmak, taraflardan çözüm vizyonlarından vazgeçmelerini istemiyor. “Her şey üzerinde anlaşılmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış sayılmaz” ilkesinin, bazı anlaşmaların erken uygulanma olasılığının, gizliliğin ve kamuoyunun nasıl bilgilendirileceğinin belirlenmesi süreci daha öngörülebilir kılabilir.
Ancak yöntem, siyasi eşitliğin görüşmelerin bütün aşamalarında gözetilmesini de sağlamalı. Eşitlik konusunun daha sonra ele alınacağını söylemek, Kıbrıslı Türklerin kaygılarını gidermiyor.
Altı önlemde hazır, geçişlerde düğüm
Erhürman, Kıbrıslı Türk tarafının Guterres’in ortaya koyduğu yedi güven artırıcı önlemin altısına hazır olduğunu söylüyor. Mayın temizliği, afetlere ortak müdahale, düzensiz göçle mücadelede işbirliği, spor, karma evliliklerden doğan çocukların vatandaşlık sorunları ve sivil toplum mekanizması kamuoyuna yansıyan başlıklar arasında. Anlaşmazlık, yeni geçiş noktalarının açılmasını öngören pakette sürüyor.
Holguín, taraflara yeni bir geçiş noktası, mayın temizliği ya da plastik kirliliğiyle mücadele gibi pratik alanlarda neden anlaşamadıklarını sordu. İki toplumun da yararına olabilecek başlıklarda uzlaşamayan tarafların, onlarca yıllık bölünmeyi aşacak siyasi, ekonomik ve toplumsal bir modeli nasıl kurabileceklerini gündeme getirdi.
Kıbrıslı Türk tarafı, Akıncılar/Lurucina ve Erenköy/Kokkina’yı da içeren daha geniş bir paket talep ediyor. Hangi noktaların pakete alınacağı, geçişlerin nasıl ilişkilendirileceği ve eş zamanlı açılıp açılmayacağı konusunda taraflar ayrışıyor. Erhürman, önerilerin tümden reddedilmediğini, ancak mevcut halleriyle kabul edilemeyeceğini belirtiyor.
BM’nin iki toplumlu teknik komiteler üzerinden daha küçük adımları değerlendirmesi bu çıkmazı aşmak için bir seçenek olabilir. Bu adımlar kapsamlı müzakerelerin yerini tutmaz; ancak ortak çalışmanın somut yarar sağlayabileceğini gösterebilir.
Yeni temaslar, eski anlaşmazlıklar
Hristodulides’in açıkladığı AB-Türkiye görüşmesi, Kıbrıs sürecine yeni bir diplomatik ağırlık kazandırabilir. Ancak Kıbrıs meselesinin Brüksel ile Ankara arasındaki daha geniş bir pazarlığın parçasına dönüşmesi riski de var. AB-Türkiye gündemi ile adadaki iki taraf arasındaki müzakerelerin birbirine karıştırılmaması, toplantının BM öncülüğündeki çabaları desteklemesi açısından önemli.
Hristodulides’in New York öncesinde sunduğu 19 öneri de sürece yeni bir katman ekledi. Öneriler kamuoyuna tam olarak açıklanmadı; Varosha başlığı tartışmalarda öne çıktı. Erhürman, önceliğin Guterres’in yedi güven artırıcı önleminde ilerleme sağlamak olması gerektiğini savunuyor. New York temaslarının ardından adadaki havanın bozulması ve tarafların ilerleme sağlanamamasından birbirini sorumlu tutması, yeni önerilerin tek başına güven yaratmadığını gösterdi.
Holguín, geçmiş müzakerelerde sağlanan yakınlaşmaları içeren BM derlemesinin resmi görüşmeler başladığında sunulacağını söyledi. Belgeyi daha erken dağıtmanın yeni tartışmaları ve gerilemeleri tetikleyebileceğini belirtti. Tarafların geçmiş görüşmelerde nelerin ele alındığını bildiğini ve ilgili belgelere sahip olduğunu kaydetti.
Buradaki ayrılık izlenecek sıra konusunda. Hristodulides önerilerini esaslı müzakereleri başlatmanın yolu olarak sunuyor. Erhürman ise mevcut güven artırıcı önlemlerde ilerlemeyi tarafların ciddiyetini gösterecek bir sınav olarak görüyor. Kıbrıslı Türkler açısından bu sıralama, siyasi eşitliğin başka başlıklardaki tavizlere bağlanmasını önlemeli.
“Ha gayret”ten sonrasını getirmek
Holguín’in ziyareti ve planlanan AB-Türkiye görüşmesi, Guterres’in görev süresi sona ermeden önce yeni bir fırsat yaratabilir. Bunun sonuç vermesi için liderlerin genel iyi niyet açıklamalarının ötesine geçmesi gerekiyor: güven artırıcı önlemlerde karar alınmalı, geçiş noktaları konusunda işleyebilir bir formül bulunmalı ve siyasi eşitliği müzakerelerin temel ilkesi olarak kabul eden bir yol haritası belirlenmeli.
Birlikte sosyal etkinliklere katılmak, ileride kahve içip sohbet etmek daha sakin bir atmosferin oluşmasına katkıda bulunabilir. Bu temaslar henüz gerçekleşmedi; gerçekleşmeleri de siyasi kararların yerini tutmayacak. Kıbrıs’ta bugün daha fazla diplomasi var, ama henüz hareket yok. Yıllardır tekrarlanan “ha gayret” çağrısının ardından bu kez gerçek bir uzlaşma gelmezse, repliğin son sözü yine yerini bulacak: “Nah muzafferiyet!”
- Barış Gücü geçit töreninde: Tarafsızlık da protokol gereği mi?
- Türkiye’yi Dışlayan Bir Akdeniz Düzeni Yaşayamaz
- HRİSTODULİDES İLERLEME DEĞİL, FOTOĞRAF İSTİYOR
- MÜTEVAZİ AMA GEREKLİ BİR SINAV
- Kıbrıs’ta tek rakip zaman değil
- Her şey izafi, ateş ise gerçek
- Çocukların Topundan Üniversitelerin Bilimine: Kıbrıs Türkünün Görünürlük Mücadelesi
- Liderler buluşurken: İzolasyon, geçiş kapıları ve Kıbrıs Türklerinin görünür olma mücadelesi
- Liderlerin daha sık görüşmesi için ilkesel uzlaşı
- Hristodulides’in barış süreci: Güzel söz çok, risk yüklenmek yok
- TÜM YAZILARI için tıklayınız

















































































































































