Bir curcunadır gidiyor

ads ads ads ads
27/04/2022

ads

Mehmet Hasgüler Mehmet Hasgüler


Kıbrıslı Türkler ekonomik krizi her geçen gün daha ağır hissediyor. Sıradan bir kriz değil bu. Sokaktaki yurttaşın “Ekonomi kötü değil, berbat!” diye tanımladığı, pandemi etkisiyle katlanan ve ekonomik çöküşe doğru giden bir krizden söz ediyoruz. İktidar durumu somut olmayan çözüm vaatleriyle geçiştirmeye çalışırken muhalefet de yaşananları “rezalet”, “maskaralık” diye nitelendirmenin ötesine geçemiyor. Bir siyasi mücadele değil de bir “Karagöz-Hacivat” ya da “Alikko-Caher” performansı izliyor gibiyiz.

Bugüne kadar gördüklerimizden farklı ve daha sert bir kriz yaşıyor olmamızın sebebi, meselenin yalnızca ekonomiyle ilgisi olmamasıdır. Sıradan bir ekonomik kriz yaşıyor olsaydık, mevcut sorunlar ekonomi referansıyla değerlendirilip ona göre bir yol haritası çizilir ve öyle ya da böyle bu krizin içinden çıkılırdı. Ancak yaşadığımız tüm sorunlarda olduğu gibi ekonomik krizin de sebebi bir “siyasi anormallik” içinde bulunmamız.

Ülkemizdeki siyasi anormalliğin en güzel örneğini geçen hafta yaşadık. Başbakan, hayati önemdeki ekonomik tedbirler konusunda ters düştüğünü söylediği Maliye Bakanı’nı görevden alamadığı için konuyu Cumhurbaşkanına taşıdı. Bakanı görevden almak için Cumhurbaşkanını ikna edemeyince üç partili koalisyon hükümetinin istifasını sundu. Hemen birkaç gün sonra ise Maliye Bakanı dışında tüm kabine aynı kalmak koşuluyla yeni hükümet kuruldu, Başbakan Sucuoğlu’nun sunduğu liste Cumhurbaşkanı tarafından da onaylandı. Sonuçta bir dizi curcuna yaşandı ama an başta olması gereken şey en sonda oldu ve bakan görevden alındı.

Buradaki birinci anormallik, KKTC Başbakanı ve UBP Genel Başkanı Sucuoğlu’nun kendi partisinden kabineye aldığı bakanı görevden alamaması. UBP gibi bir partinin genel başkanının normal şartlarda bakanı görevden alması için destur çekmesine bile gerek yoktur. Belli ki Sucuoğlu siyasi gücünün farkında değil. İkinci anormallik, konunun taşındığı Cumhurbaşkanının teamüllere aykırı davranması ve Başbakanın görevden alma talebini yerine getirmemesi. Üçüncü ve en büyük anormallik ise bir dizi curcuna yaşanmasına rağmen sonuçta Başbakanın istediğinin olması ve Maliye Bakanının kabine dışı kalması. Muhtemelen hepinizin bildiği meşhur bir ağa-maraba fıkrası vardır. Fıkranın kendisini aktarmayayım ama finalindeki müthiş soruyu değiştirerek sorayım, “Madem Maliye Bakanı kabine dışı kalacaktı, biz bu kadar curcunayı niye yaşadık?”

Normal siyasi kurumları olan ve demokrasisi tıkır tıkır işleyen bir ülkenin yaşaması imkan dahilinde olmayan bu durumu ahali nasıl anlamalı? Cumhurbaşkanının hükümete zaman ve enerji kaybettirmeyi göze almasını nasıl değerlendirmeli?

Buradaki temel sorun KKTC Cumhurbaşkanı ve Başbakanının bu makamlarda “hasbelkader” oturuyor olmaları ve tüm politikalarını Ankara’yla (daha doğrusu AK Parti iktidarıyla) kurdukları ilişki üzerinden belirlemeleri. 

2005 yılından beridir düzeyi farklı olsa da Cumhurbaşkanlığı makamına seçilen liderlerin siyasi Ankara ile girdiği bir münasebet ve bunun karşılığında verdiği tavizler var. Bu ilişki 2005 yılında yüzde 5 seviyesinde ise günümüzde yüzde 99’a ulaştı. 2021 yılından beri Saray Lefkoşası ile siyasi Ankara arasındaki görünüşte karşılıklı saygı ve sevgiye dayanan ama gerçekte biat olarak tanımlayabileceğimiz, bize hiçbir faydası olmayan bir diyalog biçimi var. Bu durumu 1990’ların sonunda gerek seçimlere gerekse sair işlere Ankara’nın müdahalesi olarak okurduk. Şimdi öyle değil. Allah herkese inancı kadar saadet versin bir itirazım yok ama Ankara’ya sormadan Cuma namazına gidemeyen yeni tip siyasetçilere bile alıştık.

Cumhurbaşkanlığı makamı şirket CEO’luğuna, Başbakanlık şirket genel müdürlüğüne dönüştü. Asıl patronsa Ankara’da. Ancak korkarım iki devletli çözüm diye yola çıktığınızda bu makamların devlet adamı gibi hareket eden, güçlü siyasi figürlere ihtiyaç olacak.

Bu konuda iktidar cenahından çok umutlu değilim ve muhalefet partilerine görev düştüğünü düşünüyorum. Türkiye’de AK Parti iktidarının ekonomik alanda tarih yazarken başarısının anahtarı iyi yönetimdi. Şimdi yaşanan ekonomik felaketin altında da “kötü yönetim” yatıyor. Dolayısıyla Lefkoşa’nın siyasi Ankara ile münasebetlerinde bu nüans hayatidir. Bunu ancak muhalefet anlayıp değerlendirebilir.

Ülke yönetimini şirket yönetimi görüntüsünden kurtarmak için muhalefetin yapması gereken şeyler var. İlk olarak ana muhalefet lideri siyasi Ankara’da ulaşabildiği tüm düzeylerde ziyaretler yapmalı, çantasında yapıcı ve vizyoner bir yaklaşımla ele alınmış projeler olmalı. Ben bunu Erhürman yapabilir ve Ankara ile daha saygın bir ilişki kurmamızın yolunu açabilir diyorum. Cari performansı henüz bu tariften çok uzak olsa da bunu başarması olanaksız değildir.

Hiçbir durumda bugünkünden daha kötü duruma düşmeyecek olmamız da Erhürman’ın (ve tüm muhalefetin) avantajıdır. Dolayısıyla ellerini taşın altına koyup atacakları her adım KKTC’nin hanesine puan olarak yazılacaktır.

27/04/2022 07:59
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: mehmet hasgüler
MANŞETLER

HK Mehmet Hasgüler

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.