Önce Gerçek Devlet Olalım

ads ads ads
17/06/2022

ads
ads

Mehmet Hasgüler Mehmet Hasgüler


Kanımca tarihimizin en mühim şahsiyetleri arasında Mehmet Niyazi Dağlı ve Hasan Şaşmaz’ı, bu iki büyük sendika liderini koymak gerekir.  Henüz toplum aydınlanma konusunda emekleme ve arayış içindeyken Kıbrıs Rum sendikalarından ayrılarak 27 Aralık 1942’de Türk Amele Birliği’ni Reşadiye sokak 94 numaralı binada kurmuş Niyazi Dağlı. Bu hizmetinin bedelini tartaklanarak ve ülkesinden kaçmak zorunda kalarak ödemiş. Bakıyorum son zamanlarda bu iki büyük sendikacıyla ilgili de ne “sağcı” dediklerimizde ne de “solcu” denilenlerde tek kelam yok. Unutulmuşlar… Bir filmlerini yapmayı geçtim anılarına bir ağaç bile dikmemişler.

Daha ortada iki ayrı toplum iki ayrı devlet tartışması yokken, bu iki insanın dilleri ve kimlikleriyle farklı olduklarını görüp üye oldukları Rum sendikasından ayrılması ve Türk sendikası kurması “milli tarihimizin” en önemli köşe taşlarından biridir halbuki. Düşünün ortada toplum lideri ya da liderliği olmadığı gibi Türk askerinin verdiği güç de yok. Aslında bir bakıma 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni, 1983’te KKTC’yi kuran iradenin sendikal versiyonunu gerçekleştirmişler, sonrası için örnek olmuşlar. Bu hamleyi küçümseyenler, sendikal ayrılıkta İngiliz sömürge idaresinin de teşviki olduğunu söyleyeceklerdir. Elbette vardı. Sanki sonraki serüvenlerin hiçbirinde İngilizler yokmuş gibi. Eğer olmasalar bizim gibi sömürgelerde böl ve yönet siyasetini nasıl hayata geçirebilirlerdi ki?

Tarihimizin bu iki büyük sendikacısının aklıma gelmesinin sebebi bugünlerde Türkiye ile imzalanan protokol nedeniyle işçi hakları ve örgütlenme özgürlüğünün tartışılmaya başlanması. Özellikle emek alanında ciddi tırpanlama geleceği şeklinde bir algı toplumu sarmış durumda. Hepsinin köklerinde Dağlı ve Şaşmaz’ın varlık mücadelesinin ruhu olsa da günümüzün sendikaları ekonomik pragmatizme indirgenmiş mücadeleyi aşamamış durumda ne yazık ki. Ancak ortada yarım asırdır uygulanan politikalarla hantallaştırılmış bir kamu yapısı var. Bu yapının düzelmesi için sendikaların da siyasi partiler gibi politika üretmesi gerekiyor.

Elbette kamu yapısındaki hantallığın sebebi sendikalar değil, Türkiye’de 1974 sonrası kurulmuş hükümetlerle imzalanan protokollerle Kıbrıs Türklerinin kahir ekseriyetinin memur yapılması ve üretimden koparılması. Ancak durum böyle diye yalnızca Türkiye’yi suçlamak ve ekonomik pragmatizm adına var olan kamu yapısının devamını istemek doğru değildir. KKTC kamu yapısında reform yapılması en acil işlerimizden biri olmalıdır. Lakin bunu yaparken kullanılacak yöntem de çok önemlidir. Öyle kırıp dökerek kurulacak bir yapının kimseye hayrı olmaz. Kamu yapısında reform gerçekleştirmek, geniş şekilde istişare yapmadan ve toplumsal uzlaşma yoluna başvurmadan, yukardan dayatmacı bir anlayışla çözülecek bir iş değildir.

Son olarak, haftalardır gündemin tüm can alıcı konularının başrolünde Türkiye ile imzalanan protokolün olduğuna okurlarımın dikkatini çekmek isterim. Elbette Ankara-Lefkoşa arasında sağlanacak en geniş mutabakat hem Doğu Akdeniz hem de Ege açısından son derece önemli ve hayatidir. Ancak son imzalanan protokol ile Kıbrıslı Türklerin varlık ve kimlik mücadelesini gözden kaçıran, amatörce bir yaklaşım sergilendiğini düşünüyorum. Bu amatörlüğün en büyük ispatı da protokolün ilk cümlesinde “KKTC Türkiye’nin ulusal güvenlik meselesidir” yazılmasının ardından sıralanan şeylerin aslında tam da bir güvenlik açığı yaratacak şekilde hedefe konuyor olması. Bu metinde ciddi bir analiz ve yaklaşım hatası var. Elbette Yunanistan’ın adaları silahlandırması başta olmak üzere sürdürdüğü dış politikayla Türkiye’yi kuşatma ve oldu bitti yaratma arayışının ayyuka çıktığı bir dönemde KKTC’nin güvenlik riski vurgusunu yüksek tonda ifade etmek anlaşılabilir. Bunu diplomatik biçimde ortaya koyup bazı iç dengeleri de hesaba katarak formüle etmenin yolunu denemek daha akıllıca olabilirdi.

Yazının başında 1942’de sendikacılarımızın daha ortada iki toplum düşüncesi daha yokken Rum sendikalarından ayrılıp Türk sendikası kurduklarından söz etmiştik. Aradan 80 koca yıl geçti, artık iki toplum var. Hem Türkiye hem KKTC yönetimleri iki ayrı devleti savunuyor. Madem öyle, gerçekten bu adanın ikinci devleti olalım. “Yardım-bağımlılık-biat” üçgeninde yaşamayı bırakalım, Türkiye’nin de gurur duyacağı bir ülkeye dönüşelim. Böyle bir durumun Yunanistan’ın yayılmacı siyasetine de Doğu Akdeniz denklemindeki tüm emperyalist unsurlara da verilecek en iyi ve doğru cevap olacağı kanısındayım.

17/06/2022 09:10
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: mehmet hasgüler
MANŞETLER

HK Mehmet Hasgüler

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.