Filistinli çocuklara süt toplamaktan fonculuğa…
02/03/2022
Mehmet Hasgüler
Geçen hafta ülkemizdeki siyasetin ve sivil toplumun finansmanı üzerinde durmuş, en önemli amacı AB’den fon koparmak olan sivil toplum kuruluşlarının kuralsız finanse edilen ve ideolojisizlik içinde boğulan siyaset gibi vasatlığa hizmet ettiğini yazmıştım.
Sivil toplum kuruluşlarının AB’den fon kapma mücadelesinin miladının 2000’li yıllar olduğunu yazdığım için, bu tarihlerden öncesine tanıklık etmemiş bazı genç arkadaşlar “Peki bu işler evvelden nasıldı?” diye sordular.
Aklıma, 1982 yılında siyasetin ve sivil toplumun el ele yürüttüğü Filistin halkıyla dayanışma faaliyetleri geldi.
Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi’nin 16 Temmuz 1982 tarihli oturumunda Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin efsanevi Genel Sekreteri Naci Talat Usar bir konuşma yaparak konuyu siyasetin gündemine taşımıştı. Mesele yalnızca sol siyasetin duyarlı olduğu bir mesele değildi, nitekim Meclis aynı günlerde İsrail’in Filistin halkına karşı giriştiği soykırım hareketini kınayan bir karar suretini oy birliğiyle oylamış ve dünya kamuoyuna duyurmuştu.
Bu manevi dayanışma çabası dışında maddi dayanışma kampanyası başlatan sivil toplum kuruluşları vardı. Bu kampanyada gıda ve ilaç yardımı için para toplanırken dayanıklı gıda maddeleri de toplanmaktaydı.
Fakat sol partilerle birlikte sivil toplumun sürdürüldüğü yardım kampanyalarına sürekli engel çıkarılıyordu. Rahmetli Naci Talat konuyu Meclis gündemine taşımış ve o günlerde 40 kişilik Meclis’te 19 vekille güçlü bir şekilde temsil edilen Toplumcu Kurtuluş Partisi ve Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin Filistin’e yardım çabalarının engellenmeye çalışıldığından yakınmıştı. Naci Talat, CTP Genel Sekreter Yardımcısı Ferdi Sabit Soyer’in yardım toplarken tutuklandığını da söylüyordu.
Devrimci Gençlik Derneği (DGD) de çeşitli engellerle karşılaşan sivil toplum örgütlerinden biriydi. Dernek yöneticileri hakkında soruşturma açılmış, toplanan sütler dernek binalarında müsadere edilmişti.
Siyasi elitler dayanışma gösteriyor, Devlet Başkanı Rauf Denktaş meseleyi uluslararası alanda protesto ediyor ama yardım kampanyaları engelleniyordu. Bu tuhaflığın sebebi 1974 gibi dramatik savaş sonrası oluşan Kıbrıs Türk Federe Devleti siyaseti içinde yaşanan paradoksal sorunlardı. O dönem lise öğrencisi olan benim aklımda ise Filistinli çocuklara süt toplayan DGD’li gençlere duyduğum hayranlık kalmış. Bu hayranlığı bugün de aklımda ve vicdanımda yaşatıyorum.
Dönemi içerisinde Türkiye’deki ilerici akımlardan fazlasıyla etkilenmiş ve belki biraz aşırı politize olmuş bir sivil toplum kuruluşu olan DGD’nin insani mücadelesine yakından bakmak bizim bugün içinden geçtiğimiz sivil toplumun durumuna da ışık tutabilir. O günlerde DGD Rumlardan geriye kalan mal, mülk ve toprakların üzerine çöken belli kesimlerin ganimetçiliğine de eleştirel yaklaşan bir örgüttü. Kanaatimce çok da haklı eleştirilerdi bunlar.
DGD örneği ile bugünkü sivil toplum kuruluşlarının basitçe kıyaslamasını yaparak günümüzdeki durumun ne kadar kötü olduğunu anlayabiliriz.
Bundan 40 yıl önce sivil toplum -aşırı politize biçimde olsa da- ülkesine, toprağına, insanına ve siyasetine vatansever ölçekte son derece önemli bir katkı koymaktaydı. Fonlarıyla beslendiği AB’nin çizgisi dışında düşünce üretemeyen günümüzün sivil toplum kuruluşlarının topluma katkısı ise kendi yağıyla kavrulan ve bugünden bakınca kimilerinin “amatör” olarak nitelendirebileceği DGD’nin yaptığı katkıların yakınından bile geçemez. Hatta şunu da söyleyeyim, 40 yıl önceki sivil toplumun ganimetçilere yönelik eleştirileri bugün AB ve sair dış fonlardan beslenen sivil topluma yöneltmek haklı bir analoji oluşturur.
“Kıbrıs’ta çözüm”, güya Kıbrıs’ı birleştirme amacıyla “iki taraflı” foncu sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerine emanet edildiği anda konu büsbütün trajikomik bir hale geliyor. İki toplumlu bu foncuların karar vericileri arasında “bilirkişiler” vardır ve bu efendiler o kadar güçlüdür ki kime ne kadar “Euro” fon verileceğine karar verirler. Bir dönem Rum mallarını kimin ganimet edeceğine karar verenlere ne kadar benziyorlar değil mi? Günümüzün fon dağıtanlarıyla fon alanları arasındaki ilişki geçmişte ganimet dağıtanla ganimeti alanlar arasındaki ilişkiyle çok benzerdir ve ikisi de siyasi kültürümüzü felç eden patronaj sisteminden beslenmektedir.
2000’li yıllardan beri sivil toplum içerisinde yaşanmakta olan değişim ve dönüşüm hepimizi ciddi olarak düşündürmeli ve dersler çıkarmaya itmelidir.
- Elektrikte dönen dolaplar ve yanıtsız sorular
- Ne Kadar Ekmek O Kadar Köfte
- Batının çifte standardı ve tutulmayan sözler
- Üçüncü bir yol var
- Vatanseverliğe giriş
- Bir elinde cımbız, bir elinde ayna
- Yabancı yatırımcı nasıl kaçırılır?
- Önce Gerçek Devlet Olalım
- Daha karanlık günler yakındır
- Kuzey Kıbrıs Hiç Bu Kadar Çaresiz Kalmamıştı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız

















































































































































