Advertisement

Advertisement

“Keşke başbakan kalsaydım” sözünün arkasındaki büyük kırılma

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
13/05/2026


Levent Kutay Levent Kutay


Bazı cümleler vardır, ilk duyduğunuzda sıradan bir pişmanlık gibi gelir.

Ama biraz geriye gidince, o cümlenin aslında bir dönemin bütün yükünü taşıdığını görürsünüz.

5. Cumhurbaşkanımız Ersin Tatar’ın Oya Kutsal’a verdiği röportajda kullandığı “keşke başbakan kalsaydım” ifadesi de tam olarak böyle bir cümledir.

Bu sadece siyasi bir değerlendirme değildir.

Bu cümlenin içinde bir yol ayrımı vardır.

Bir Cumhurbaşkanlığı süreci vardır.
Ama hepsinden önemlisi, geçmişe dönük çok insani bir kırılma vardır.
Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanlığı’na giden yolunu herkes ana hatlarıyla biliyor. Ama o yolun perde gerisinde yaşanan bazı detaylar, bugün bu sözün neden bu kadar önemli olduğunu daha iyi anlatıyor.
O dönem Halkın Partisi’nin Dörtlü Koalisyon’dan çekilmesiyle başlayan süreç, UBP ile yeni bir siyasi zeminin kurulmasına gitti. Bunun karşılığında da elbette Cumhurbaşkanlığı seçimi ve çatı aday formülü vardı.
O işin perde gerisindeki önemli isimlerinden biri Serden Hoca’ydı.
Bir diğeri de Özer Kanlı.
İki eski dost, iki etkili isim, o dönemin siyasi mimarisinde ciddi rol oynadı.
Fakat o çatı kurulurken aslında çocuk ölü doğdu.
Çünkü daha en başta, özellikle bazı isimlerin kabine dışında kalmasıyla birlikte ciddi kırılmalar yaşandı. 

Siyasi hesaplar, kişisel kırgınlıklarla iç içe geçti.

Ve o noktadan sonra süreç UBP lehine, daha doğrusu Ersin Tatar lehine işlemeye başladı.

Ben o gün de söylüyordum.

Kudret Özersay’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı bu yapı içerisinde sürdürülebilir değildi. 

Ya Ersin Tatar aday olacaktı ya da bir şekilde aday yapılacaktı.

Ama burada asıl mesele şuydu:
Ersin Tatar aslında başbakan kalacaktı.
Fuat Oktay’dan üç yıllık bir kalkınma planı talep edilmişti. Tatar’ın ekonomi bilgisiyle birleşecek, ülkeye dönük yeni bir yol haritası ortaya konacaktı.
Yani o günlerin planında Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanlığı değil, Başbakanlık üzerinden devam etmesi de güçlü bir ihtimaldi.
Sonra baskılar geldi.
Süreç başka bir yöne evrildi.
Tatar Cumhurbaşkanı adayı oldu.
Ve seçildi.
Ama bu kararın siyasi sonucu kadar, insani sonucu da vardı.
Ersin Tatar, hayatındaki en yakın dostlarından birini, Serden Hoca’yı bu süreçte kaybetti.
Serden Hoca, o günden sonra Ersin Tatar’a çok sert sözler söyledi. Siyasi olarak da, fikri olarak da kendisine uzun yıllar katkı koymuş bir dostla yollar ayrıldı.
Bu kolay bir şey değildir.
Siyasette makamlar gelir geçer.
Başbakanlık da geçer, Cumhurbaşkanlığı da geçer.
Ama bazı dostlukların kırılması insanın içinde kalır.
Nitekim Ersin Tatar’ın bu meseleyi içinde taşıdığı belliydi. Cumhurbaşkanı olduktan sonra bile o kırgınlık kapanmadı. Hatta Serden Hoca’nın evine makam aracıyla gittiği, fakat orada da çok sert ifadelerle karşılaştığı biliniyor.
Yani bu sadece geçmişte kalmış bir siyasi hesaplaşma değil.
Bu, kapanmamış bir dostluk yarasıdır.
O nedenle Oya Kutsal’ın röportajında gelen “keşke başbakan kalsaydım” sözü, benim için sıradan bir cümle değildir.
Bu cümle, geçmişe dönük bir iç muhasebedir.
Bir özeleştiridir.
Hatta bana göre eski bir dosta uzatılmış geç kalmış bir eldir.
Ersin Tatar belki de ilk kez bu kadar açık biçimde, o gün verilen kararın kendi hayatında neye mal olduğunu hissettirdi.
Cumhurbaşkanı oldu.
Beş yıl görev yaptı.
Ama belli ki bir yerlerde, “Başbakan kalsaydım başka bir hikâye yazılır mıydı?” sorusu hep durdu.
Siyasetin görünmeyen tarafı da budur zaten.

“Keşke başbakan kalsaydım” sözü bu yüzden önemlidir.
Çünkü sadece bir makam tercihini değil, bir dönemin vicdani hesabını anlatır.
Oya Kutsal’ın röportajı da bu nedenle değerlidir.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Levent Kutay

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.