Kıbrıs’ta umut yaratması kolay da… Ya diğer olasılık?
12/06/2026
Levent Kutay
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın görevdeki 200’üncü günü nedeniyle düzenlediği basın toplantısından geriye kalan en önemli şey, aslında söylenenlerden çok söylenmeyenlerdi.
Ne büyük vaatler vardı ne de yüksek perdeden siyasi sloganlar.
Belki de tam da bu nedenle toplantı dikkat çekiciydi.
Kıbrıs Türk siyasetinde yıllardır alışık olduğumuz tablo farklıdır.
Özellikle Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan isimler, belirli dönemlerde topluma umut aşılamayı tercih eder.
Kimi zaman çözüm çok yakın olur, kimi zaman uluslararası konjonktür tarihin en uygun noktasına gelmiştir.
Bazen de yeni bir girişimin bütün dengeleri değiştireceği anlatılır.
Erhürman ise farklı bir çizgi izliyor.
Bugünkü toplantıda da bunu gördük.
Göreve gelirken söylediklerini hatırlattı.
Vatandaşın devletle yaşadığı sorunları takip etmek için kurduğu mekanizmayı anlattı.
İmzaladığı ve geri gönderdiği yasalardan söz etti.
Cumhurbaşkanlığı makamını sadece törenlere katılan veya önüne gelen her belgeyi onaylayan sembolik bir pozisyon olarak görmediğini bir kez daha ortaya koydu.
Ancak toplantının asıl ağırlık merkezi yine Kıbrıs sorunuydu.
Soruların önemli bölümü olası yeni süreçlere ilişkindi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín’in yeniden göreve başlaması, yaz aylarında konuşulan yeni 5+1 toplantısı ihtimali, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son açıklamaları ve uluslararası temaslar…
Bütün bu başlıklarda Erhürman’ın kullandığı ortak dil dikkat çekiciydi:
Bekleyelim ve görelim.
Bu aslında bir çekingenlik değil.
Daha çok geçmişten çıkarılmış bir ders gibi duruyor.
Erhürman’ın Talat dönemi müzakere heyeti üyesi, Akıncı döneminde de Başbakan olduğunu hatırlatmakta fayda var.
2004’te yaşanan süreç, 2017’de Crans Montana’da yaşanan çöküş ve ardından gelen yıllar Kıbrıs Türk Halkı’nda ciddi bir yorgunluk yarattı.
Her yeni diplomatik hareketlilik, önce umutları yükseltti; ardından beklentiler karşılanamayınca daha derin bir hayal kırıklığı bıraktı.
Bugün Erhürman’ın en fazla kaçınmaya çalıştığı şeyin de bu olduğu anlaşılıyor.
Bu nedenle dört maddelik metodolojisinde ısrar ediyor.
Sürecin açık bir çerçevesinin olması gerektiğini savunuyor.
Müzakerelerin sonsuza kadar sürmemesini istiyor.
Geçmişte varılan yakınlaşmaların korunmasını talep ediyor.
Ve en önemlisi, sonuç alınamazsa tarafların yeniden başlangıç noktasına dönmesini engelleyecek bir mekanizma arıyor.
Bütün bunlar ilk bakışta teknik ayrıntılar gibi görünebilir.
Oysa bunların arkasında çok daha siyasi bir hesap var.
Yani Kıbrıs sorunu bugün, yalnızca iki toplumun ya da üç garantör ülkenin meselesi olmaktan çıkmış durumda.
Çok daha geniş bir jeopolitik denklemin parçası haline geldi.
Belki de bu yüzden Erhürman büyük sözler vermekten kaçınıyor.
Türkiye’nin, Cumhur İttifakı’nın Kıbrıs Konusuna farklı bakış açısını da göz önünde tutuyor…
Ve görünen o ki bugün onu en fazla kaygılandıran şey, müzakere masasının kurulup kurulmaması değil.
Masanın yeniden dağılması.
Çünkü Kıbrıs’ta umut yaratmak her zaman mümkün oldu.
Asıl zor olan, umutların bir kez daha hayal kırıklığına dönüşmesini engellemek.
- Kıbrıs’ta Yeni Sürecin Şifresi
- Güney Kıbrıs seçimleri… Meclis Başkanlığı DİKO’ya doğru…
- Anita artık Niko’ya rakip…
- Sadece Arda’ya değil, Kıbrıslı Türklere ayıp edilmiştir…
- “Keşke başbakan kalsaydım” sözünün arkasındaki büyük kırılma
- Paradoks… 22 yıl önce bize Hayır dediler, bugün bize inat AB Zirvesi yapıyorlar…
- Türk Devletlerine burun kıvırma lüksümüz yok
- Türkiye’nin “merkez aklına” doğrudan hitap…
- Bugün dikilen fidanlar, yarın bu ülkenin gölgesi olacak
- Neden durduk yere yeniden Erenköy’ü istiyor?
- TÜM YAZILARI için tıklayınız

















































































































































