Tam üç sene oldu. Acıyla geçen, mücadeleyle yoğrulan üç koca yıl
06/02/2026
Hüseyin Ekmekci
TAM ÜÇ SENE OLDU. ACIYLA GEÇEN, MÜCADELEYLE YOĞRULAN ÜÇ KOCA YIL
AİLELERİMİZİ HAYRANLIKLA İZLİYORUM. BİR GÜN BİLE MÜCADELEDEN VAZGEÇMEDİLER
İstanbul’da karlı bir geceydi… Soğuk. Galatasaray- Trabzonspor maçını izlemiş, o berbat soğukta Hasan ve Rüstem ile eve dönmüştük. Ertesi gün bir maç daha izleyip, devamında adaya dönecektik. 5 Şubat gecesi bitmiş, gece sabaha varmak üzereydi
Saat 5 olmamıştı daha. Telefon acı acı çalmaktaydı. Arayan Feriha’ydı… “Hüseyin çocuklarımız yok, Hüseyin, Hüseyin birilerine ulaşmamız lazım…” Alttan çalmaya devam ediyordu telefon. Bu kez Enver’di arayan. “Gardaş çocuklarımızdan haber alamıyoruz…”
Deprem olmuştu. Anında Kıbrıs’taki ailelere gelmişti haber. Lanet olası İsias Otel yıkılmış, hepimiz altında kalmıştık. Telefonlar hiç durmadı. Her telefonda çaresizliğimiz biraz daha artıyordu. Çocuklarımız bir enkazın altındaydı… Öğretmenlerimiz de, ailelerimiz de…
Telefonda, Gaziantep konsolosluğuna ulaştığımı hatırlıyorum, sağolsun açmıştı. O konuşmada da çaresizliği gördüm. Gaziantep’ten Adıyaman’a hareket halindeydiler. Hareket sayılırsa. 2 saatlik yol, git git bitmiyordu
Saat 8 gibi, Adıyaman’da bir gazeteciye ulaştım. Ferhat Çelik… Anında cevap yazmıştı. “Otel enkaza döndü kardeşim, AFAD ekibi hızla bakıp ayrıldı…” Ne demekti hızla bakıp ayrılma? Verdiği cevapla dünya başıma yıkılmıştı…
O sırada, ailelerimizin yaşadıkları, bizim hissettiklerimizden kat be kat fazlaydı. Murat enkazın başındaydı. Bilgi kirliliği vardı. Dakika başı kirli bir bilgi, teyide muhtaçtı. Cem Dana, Adana’dan yola çıkmış, Adıyaman’a varmak üzereydi. Defa defa konuştuk, anımsıyorum
Cem abi, çocukların hastanede olduğuna inanıyordu. Bir taraftan Adıyaman’a ulaşmaya, bir taraftan da minibüs ayarlamaya çalışıyordu. Çocuklarımızı alacak, adaya getirecekti. Ama Murat Aktuğralı enkazın başındaydı.
Bir şey olsa görürdü Murat. Esra parmaklarıyla kazardı bir ses gelse. Pervin kolon olsa, kollarının arasına alır, çeker atardı, çıkarırdı çocukları, isim ayırmaksızın. Recep acılarını unutmuştu, aklı da yüreği de oradaydı, enkazın başındaydılar… Soğuğu hissetmeden
Enver’in, Feriha’nın defa defa aramalarını, seslerindeki çaresizliği, umudu, umutsuzluğu kelimelerle anlatmam imkansız. Böyle bir şey anne olmak… Baba olmak… Havaalanında ailelerimizin Adıyaman’a gitmek için beklemeleri, engellerin bir bir aşılması…
Adıyaman’a ulaştığı zaman ailelerimiz, bir enkaz yığını vardı, bir de kendileri. Sivil Savunma ekipleri kara yoluyla ulaşmaya çalışıyordu, 1 saatlik yolu 4 saatte giderek. Feriha’nın bu kez, “Canlı yayına gir Hüseyin, hemen. Çocuklarımız bir enkazın altında ve biz elimiz kolumuz bağlı” demesini nasıl unuturum
Anında canlı yayına girmiştik. Feriha, acısını içine gömerek, “anne gibi anne”, canlı yayında haykırıyordu. “Bize yardım gerek, malzeme gerek. Çocuklarımız bir enkazın altında ve elimiz kolumuz bağlı. Devlet buraya yardım yığsın, çabuk, kurtaralım çocuklarımızı…” Unutulur mu? Kurtaramadık…
Aileler, Adıyman’a ulaştığı zaman, umut yerini öfkeye ve çaresizliğe bırakmıştı. Kirli bilgiler gelmeye devam ediyordu. Çocuklarımız yok İstanbul’da, yok Adıyaman’da hastanede… Cem Dana hastaneyi didik didik etmişti. En ufak bir iz… Yoktu. Umut yoktu…
Adıyaman’da 86 saat hızla geçti. Bir bir çocuklarımızın isimleri geliyordu, teşhis edile edile. Anneler, babalar önce soğuk bir çadırın içinde çocuklarını teşhis ediyor, onlarla vedalaşıyor… Sonra o akşam gelecek uçakla… Aileler yukarıda, tabutlar aşağıda…
İnsanüstü bir güçtü ailelerimizin duruşu. Böylesi bir acıda, “son görevlerini” yapmak. Bir tarafta devlet töreni… Bir tarafta izdiham… Bir tarafta acısını yaşayan aileler. Katlanmak zorunda oldukları prosedür. Metanet…
Peşi sıra bir bir toprağa düştü çocuklarımız, anne- babalar, öğretmenler. Önce kendi çocuğunu gömen, ertesi gün arkadaşının çocuğu için geliyordu mezarlığa. İnsanüstü bir dayanışma, kucaklaşma, birbirine sırtını dayama. Çünkü en iyi onlar anlıyordu birbirlerini…
Bugün, tam 3 yıl, o acı günün ardından. Ve peşi sıra günlerce devam edecek Adıyaman’daki mücadele, cenazeler. Nasıl dayandılar? Nasıl dayanıyorlar hala? Empati bile yapamazken bizler, birbirlerine sarılarak bir mücadele veriyor anne- babalar, eşler…
#isiasortakdavamız, diyerek. İsias ortak acımız. Biliyoruz ki, o oteli yaratanlar, bu sonu hazırlayanlar aynı zamanda. İsias Otel, cinayet mahali. Diğer otellerde kalan kafileler bir bir ayrılırken Adıyaman’dan, bizim kardeşlerimiz biz çocuklarımızın ölüsününü bulmak için dua ediyordu
Bu acı bitmez, bu yara kapanmaz… Bir mücadele veriliyor şimdi. İsias katilleri yargılanıyor. Hapishanede çürüyecekler, devamında da en ağır cezayı alacaklar, doğrusu bu. Adalet bu. Vicdanların beklediği de bu
Mücadele devam ediyor hala. Ailelerimiz bu mücadeleyi ayakta kalarak veriyor. Yine dayanışma içerisinde, enkazın başında nasılsa, adalet mücadelesinde de aynı yerde duruyor hepsi. Durmamız gereken yerde, verilmesi gereken destek neyse, orada olacağız biz. Ve yine hayranlıkla izleyerek ne kadar dirayetli olduklarını…
NOT: Bu yazı kahrolası depremin birinci yılında kaleme alınmıştı. Aradan 3 yıl geçti. Acı halen taze.
Türkiye yargısı beklediğimizi vermedi, adalet halen yerini bulmadı.
Adalet kavgası ise devam ediyor. Bizi kahreden mahkeme kararlarına rağmen… yol uzun. Acı büyük, mücadele de büyük olacak.
Halen #isiasortakdavamız …
- Bu ülkede en büyük eksiklik yasa değil, denetimdir
- Bu ülkenin yeniden ayağa kalkabilmesi için önce karakterini toparlaması gerekiyor
- Lefkoşa'nın nefes alacağı güzelim park pisliğe teslim edildi...
- Siyaset kendi sorunlarını çözmekten aciz...
- Siyaset kurumu hiç bu kadar kötü olmamıştı
- UBP'de krizler bitmedi, vatandaşın da iki yakası bir araya gelmedi
- Vatandaş kaderine terk edildi
- Döviz aldı başını gidiyor...
- Vicdanlı, kendini düşünmeyen siyaset insanlarına ihtiyacımız var
- Hiç kimse, hukukun üstünde olmamalı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































