Hükümet uzun süredir refahı sadece kamu çalışanı ile paylaşıyor…
01/04/2026
Hüseyin Ekmekci
BORÇLA MAAŞ ÖDEMEK BAŞARI DEĞİL. BORÇLA MAAŞ ÖDEMEK ÇÖZÜM DEĞİL. BORÇLA MAAŞ ÖDEMEKLE ÖVÜNMEK BU ÜLKENİN GENÇLERİ İLE ALAY ETMEKTİR. BORÇ AYLIK MAAŞIN 3 KATINA ULAŞTI… DELİLİK…
HÜKÜMET UZUN SÜREDİR REFAHI SADECE KAMU ÇALIŞANI İLE PAYLAŞIYOR… MAAŞ ÖDEME VAR, YATIRIM YOK… KÜLFETİ DE KAMU ÇALIŞANIYLA PAYLAŞMALI… PEKİ DİYALOG YOKSA NASIL OLACAK?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu, hükümetin HP ile ilgili aldığı “baskın” kararı, “Mazallah, bu kararı almasak, taksitle maaş ödemek zorunda kalacaktık” diye savundu. Allah Allah ya… taksitle maaş ödemek zaaf mı? Ödemek meziyet mi?
Bizim değil mi bu memleket? Kasamız ortak değil mi? Herhangi bir kararı savunmak için, gösterilen örnek, CTP’nin taksitle maaş ödediği dönem. Hani sendika başkanlarının CTP’li Maliye bakanına, “Bulacan guzzum, ödeyecen guzzum” dediği dönem. Her hükümet o dönemin esiri olmuş
Peki, taksitle maaş ödemeyelim de… Allah aşkına, borçlanarak maaş ödeyelim? 22 milyar borç birikmiş bankalara. Merkez Bankası bugün, “yeter bu kadar borç” dese, izin vermese, bırakın maaş ödemeyi, bırakın taksitle maaş ödemeyi, maaş da ödenmez, maaş taksitle bile ödenmez
Hükümetin hayat pahalılığıyla ilgili aldığı kararı kanun hükmünde kararnameyle yürürlüğe koyması, sadece ekonomik değil siyasi olarak da yeni bir tartışma başlattı. Sendikalar önce sert bir çıkış yaptı, ardından eylemi askıya aldı. Hani hükmet gidene kadar eylemler devam edecekti?
Hükmet neden bu kararı aldı? Nisan ayına kalmamak, cumhurbaşkanı imzasını beklememek, muhalefetin meclisteki oyalamasına izin vermemek için. Siyasi bir manevra ile, “Siz bilirseniz 1-2 ben bilirim 12…” demiş oldular açıkçası. Siyasi riski de üstlendiler
Bir başka gerçek. Aktif kamu çalışanlarının aylık maaşı 7 milyar TL civarı. Bu da devletin günlük 250 milyon TL maaş ödediğini gösteriyor. Yüksek katılımlı bir eylemde devletin kasasında 250 milyon TL kalıyor, günde. Ama bu kaynak çoğu zaman sendikaların kasasından gidiyor… Neyse…
Hükümet cephesinden yapılan açıklama net: “Bu kararı almasaydık maaşları taksitle ödeyecektik.” Peki bugün ne yapılıyor? Maliye Bakanlığı’nın 1 Nisan 2026 itibarıyla iç borç stoku 22 milyar 620 milyon TL. Yani maaşları taksitle ödemiyoruz ama borçlanıyoruz. Aferin poh poh…
Borcun önemli bir kısmı döviz. TL, dolar, sterlin ve euro cinsi borç stokunun dolar karşılığı yaklaşık 509 milyon dolar. Kur yükseldikçe borç büyüyor. Sadece borçlanmıyor, aynı zamanda kur riskini de büyütüyoruz. “Taksitli maaş” korkusu ile esas gerçekten kaçıyoruz, yersen…
Dahası var. Nisan ayında Maliye’nin ödemesi gereken borç 2 milyar 127 milyon lira. Bunun 8,6 milyon doları, 17 milyon sterlini ve 16 milyon eurosu döviz cinsi. Geri ödeme için yeniden borçlanma kaçınılmaz. Yani borç alarak borç ödeyen bir mali yapıyla karşı karşıyayız.
Üstelik yılın ilk üç ayında da tablo farklı değil. Maliye Bakanlığı, Ocak-Mart döneminde Merkez Bankası’nın düzenlediği 12 ayrı DİBS ihalesiyle 15,7 milyar lira borçlandı. Yılın ilk üç ayında bu kadar büyük bir borçlanma, kamu maliyesinin ne kadar sıkıştığını açıkça ortaya koyuyor. 2025’in tamamında bu kadar borç yoktu
Maaşı taksitle ödememek için borçlanıyoruz. Bunla da övünüyoruz. Bu borç kimin? Faizimi kim ödüyor? Bu gerçeği vatandaştan kaçırmamak gerek. Hükümet kamu maliyesini kötü yönetimle batırmasaydı, bugün tedbir de konuşmazdık. Var olan borç da savaş öncesine ait
Dolayısıyla mesele sadece “maaş ödedik” meselesi değil. Mesele, bu maaşların hangi maliyetle ödendiği. Bugün borçlanarak maaş ödemek, yarının gelirini bugünden harcamak anlamına geliyor. Bugün rahatlama gibi görünen her adım, yarının krizini büyütüyor.
Ve belki de en çarpıcı gerçek şu: Bu ülkede aktif kamu çalışanının bir aylık maaş yükünün yaklaşık üç katı kadar borç birikmiş durumda. Yani maaşları ödemek için alınan kararlar, aslında maaşların üç katı büyüklüğünde bir borç yükü yaratmış durumda.
Herkes farkında. Bugün övünç kaynağı haline getirilen “taksitsiz maaş” siyaset üzerinde bir sendroma dönüştü. Borç umurlarında değil. Belki de kendi ayakları üzerinde durma, geleceği kurma adına atılan en doğru adımlardan biriydi. O dönemin sendikacılarının tepkilerini unutmadık
NOT: AŞAĞIDAKİ TABLO DEVLETİN KENDİ RESMİ RAKAMLARI İLE GELİNEN BORÇ AŞAMASINI GÖSTERİYOR… BAKIP BAKIP AĞLAYABİLİRSİNİZ… TOPLANAN VERGİ DE ALINAN BORÇ DA SADECE MAAŞ OLDU… NE OKULA NE YOLA…
- Seçmenin öfkesinin arkasına saklanmak kimseye bir şey kazandırmaz
- 20 Temmuz'u doğru okumak zorundayız
- Çocukları koruyan bir sistem maalesef kurulamadı
- Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor
- Polise Giden Birçok Yabancı Hakkını Arayamıyor
- Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- TÜM YAZILARI için tıklayınız












































































































































