Lefkoşa'nın nefes alacağı güzelim park pisliğe teslim edildi...
25/05/2026
Hüseyin Ekmekci
ASKER SİZİN HİZMETÇİNİZ DEĞİL. YAZIKLAR OLSUN, BİR ALANA BAKMAKTAN ACİZ BİR KAMU YAPIMIZ VAR. LEFKOŞA’NIN NEFES ALACAĞI GÜZELİM PARK ALANI PİSLİĞE, DÜZENSİZLİĞE, ETRAFI KİRLETEN SAYGISIZ BİR GÜRÛHA TESLİM EDİLDİ... ASKER DE TEMİZLESİN...
BU YANLIŞTAN BİR AN ÖNCE DÖNMEK GEREKİYOR. DAHA FAZLA UZATMAYA DA GEREK YOK. GEREKİRSE ASKER VE LEFKOŞA TÜRK BELEDİYESİ ORTAK ADIM ATMALI. BAKIM-ONARIM, PEYZAJ, KORUMA BELEDİYENİN İŞİ... ASKERİN GÖREV VE YETKİSİ İÇERİSİNDE SİZİN PİSLİĞİNİZİ TEMİZLEMEK YOK...
“İyi olan ne varsa, tarumar etmeye yeminli bir karar alma mekanizması ve o karar alma mekanizmasını doğrularcasına hareket eden, insana benzer bir topluluk...” Sanırım, bahsedeceğim konudaki insan tanımına uygun bir benzetme ile giriş yaptım...
Sorun, Cumhurbaşkanlığı ve Meclis Yerleşkesi içerisinde yer alan ve adına da “Millet Bahçesi” denen alan... İnşaat ile birlikte başladı, inşaat ile bitirildi. İçerisi geniş bir alana çok yeşil, az ağaç, oyun alanları, yürüyüş güzergâhları olarak tasarlandı...
Amfi tiyatro, kütüphane, geniş bir futbol alanı; yani halı sahadan büyük, standart sahadan küçük... Tenis kortları, voleybol alanları, basketbol sahası, büfeler... Ve tabii ki, kamelyalar... Gir içine otur... Ye, iç, eğlen, ailenle istersen mangal da yak...
Tabii, belli ki iyice yanlış anlaşılmış. Bakanlar Kurulu, içerisinde bakım-onarım, peyzaj, yenileme ve elbette bu “pis insanlar topluluğunun hâkim olduğu memlekette” bu alanı Lefkoşa Türk Belediyesi’ne vermek yerine, “askere vermeyi” uygun buldu...
Asker sizin hizmetçiniz mi? Yeyip içip, çekirdeğin kabuğundan kolanın kutusuna, biranın şişesinden, cipsin ambalajına kadar ne varsa orada bırakan, temizlik ve çöp bidonu kültürü olmayan bu topluma asker ne yapsın? Asker sizin uşağınız mı? Hizmetçi mi yahu asker...
Sen kirleteceksin, kaçacaksın; gariban ana kuzuları da gelecek senin pisliğini toplayacak. Neden? Çünkü emir-komuta zinciri içerisinde söyleneni yapmak zorunda bu çocuklar. Leş gibi her taraf, ana kuzuları da gelecek bir bir yerden kabuk, kutu, şişe toplayacak...
Elbette, belediye çalışanları da sizin hizmetçiniz değil. Ama en azından denetleme sistemi var. Kamera sistemlerini kurar, zabıtasını salar, önleyici tedbirlerini alır. Kirletene cezayı keser... Gerekirse zonta magandaları bir daha alana sokmaz... Ama gereğini yapar...
Belediyenin elinde hem bu alanda uzmanlaşmış insan gücü, hem peyzaj bilen uzmanlar, hem suyu idareli kullanacak donanım, hem işletme becerisi, hem de otorite sağlayacak zabıta gücü varken... Kör bir inatla burayı askere devretmek hangi akla mantığa sığar?
Hatta, bir adım öne gideyim, o alanın işletmesinden hem bakım masrafları çıkar, hem birçok aileye de geçim kaynağı olur... Azıcık vicdan yahu... Şöyle düşünelim: O alan, Gönyeli Belediyesi sınırları içerisinde olsaydı, hükümet alanı yine askere devreder miydi?
Ya da Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı, 3 dönemdir UBP’li olsa ve dördüncü dönemi de kesin kazanacak gibi görünse... Asla. Hatta daha da iddialı konuşayım, olası bir iktidar değişiminde de oranın bakım ve onarımı LTB’ye devredilecek. Akıl da mantık da vicdan da bunu gerektiriyor.
Çiçek gibi bir alan hazırlayıp, bize devretmişler. Devralıp leş gibi bir alana çevirmişiz. Yetmemiş, pisliğimizi temizlemesi için de askere görev vermişiz... Dünyanın neresinde asker bu işler için kullanılıyor? Bakın, konu mülkiyet falan değil, işletme anlayışı...
Hükümet, vakit kaybetmeden bu yoldan dönmek zorundadır. Akıl yoluyla, Lefkoşa’nın nefes aldığı bu alan, hoyratça etrafı kirletmekten geri durmayanların insafından alınmalı. Doğru peyzaj, işletme ve koruma yeteneği olan Lefkoşa Türk Belediyesi’ne devredilmeli...
Her gün neredeyse oradan haber merkezimize dolu çöpler, kuruyan ve büyüyen otlar, kirletilen kamelyalar, kuruyan ağaçlar, köpek pislikleri resimleri geliyor. Bu inadı anlayabilmiş değilim. En azından Türkiye’nin parasına acıyın yahu...
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- Siyasetin çözmesi gereken tarihi bir meseleyi bireylerin üzerine yıkarak adalet sağlanamaz
- Kıbrıs’ta sadece diplomasi değil, dengeler de değişiyor…
- Bu Kaçak Mallar Kimin İçin Geldi?
- Tek bir gerçeğimiz var; bilet fiyatları çok pahalı
- Kalıcı barış, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinden geçer
- “Çalışırsam ev alırım” duygusu hızla yok oluyor
- TÜM YAZILARI için tıklayınız











































































































































