Hiç kimse, hukukun üstünde olmamalı
13/05/2026
Hüseyin Ekmekci
YARGI MEKANİZMASI SUSARSA, ÇÜRÜME BÜYÜR. O YÜZDEN ADALET, KORKMADAN, ÇEKİNMEDEN HAREKET ETMELİ. FATURA FATURA, İHALE İHALE, İSTİHDAM İSTİHDAM ÜLKE KAYNAKLARI SOYULUYOR…
HİÇ KİMSE, HUKUKUN ÜSTÜNDE OLMAMALI. HİÇBİR MAKAM, YARGIDAN MUAF OLMAMALI. GERÇEK BİR HUKUK DEVLETİ İNŞA EDİLMEDİKÇE, LİDER ARAMAK BOŞUNA. BİZE LİDER DEĞİL, ADALET LAZIM. HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ LAZIM… HELE BU YAPIDA…
Sürekli bir “kurtarıcı” arayışı, aslında sistemin yetersizliğine duyulan güvensizlik nedeniyledir. Oysa çağdaş ve istikrarlı demokrasilerde kişilere bağlılık değil, kurallara ve kurumlara bağlılık esas. Hukukun üstünlüğü ve kurumsallaşmış denetim mekanizmaları varsa, lider fark etmiyor…
Lider merkezli arayışlar, halkı hukuktan da uzaklaştırıyor. “Biri gelecek ve düzeltecek” zannediyoruz… Her dönem bir “umut” figürüyle kurtuluş hayali kurmak, sürdürülebilir bir gelişmenin önünde engel. Oysa güçlü kurumlar, güçlü anayasa ve liyakate dayalı bir düzen inşa edilse, kişi değil sistem öne çıkar
KKTC’de dönüşümün önündeki en büyük engel, siyasi irade eksikliğiyle birleşen ekonomik bağımlılık. Bütçenin sürekli açık vermesi, kendi kendine yetemeyen bir yapıyı doğurdu. Bu da karar alıcıları sürekli dış destek beklentisine mahkûm ediyor. Türkiye’ye mali bağımlılık sadece ekonomik değil, aynı zamanda politik bir vesayeti de beraberinde getiriyor.
Bu denklemde, reform isteyen bir siyasi kadro çıkmadı. Çünkü çıkar çetelerini de rahatsız edecek adım atacak irade oluşmuyor. Kayıt dışı ekonomi, şeffaf olmayan kamu yönetimi, şişkin ve liyakatsiz kadrolar, denetimsizlik… Bunlar kronikleşmiş durumda.
Ve en acısı, tüm bu yapısal sorunlara rağmen “lider” arayan halk, sistemden değil kişiden çözüm bekliyor. Gördük “lider” arayanlarında. Aslında çoğunluk, “kendine peşkeş çekecek” lider arıyor. Soyguna, vurguna, haksızlığa liderlik edecek birileri…
Bu ülkede hâlâ bir kurtarıcı arayanların çaresizliğine değil, sistemin çürümüşlüğüne üzülüyorum. Lider değil, hukuk düzeni gerek oysa... Çağdaş devletlerde kişiler değil, kurallar işler. Hukuksuzluğu süsleyen “karizmatik” figürler, çözüm diye yutturuluyor. Oysa çözüm, kişide değil, sistemdedir.
Her gün yeni bir skandal. Her gün yeni bir yolsuzluk. Ama hesap soran yok. Polis, savcılık, yargı; hangi partiden, hangi soyadından, hangi makamdan olursa olsun, halkı soyanın yakasına yapışmalı. Bu ülke artık suçluları koruyan değil, halka hesap veren bir yapıya dönüşmeli
İhaleler, şaibeli, faturalar şişirilmiş. Herkes biliyor, herkes görüyor. Ama susuluyor. Herkes, her yerde konuşuyor. Siyasetçiler birbirine bakıyor, yargı ise olanı izliyor. İşte bu sessizlik, suça ortak olmak demektir. Ve maalesef bu suskunluk, çöküşü hızlandırıyor.
Kamunun kaynağı yağmalanıyor. Sırf yandaş diye liyakatsiz inanlar kadroları dolduruluyor. Devletin itibarı, üç kuruşluk sadakat karşılığında tarumar ediliyor. Bu düzen devam edemez. Artık “benim adamım” devri bitmeli. Devlet, torpilin değil, liyakatin yeri olmalı.
Bu ülkede hesap vermeyen, devleti soymaya devam eder. Bu ülkede ceza almayan, aynı suçu yeniden işler. Hukuk işletilmezse, seçimle gelenler suç işlemeye devam eder. Yargı susarsa, çürüme büyür. O yüzden adalet, korkmadan, çekinmeden hareket etmeli.
Bağımsız yargı yoksa, bağımsız devlet de yoktur. Polis emirle hareket edecek, güçlünün yanında duracaksa, savcı istediği dosyaları ileri götürecekse, o zaman yargıç da güce göre karar versin… Bunlar hukuk devleti değil, çürümüş bir sistem yaratır.
Bugün değilse ne zaman? Bu çürümüşlük daha ne kadar sürecek? Gençler göç ediyor, halk fakirleşiyor, ama zenginleşen bir avuç kesim günden güne büyüyor. Çünkü sistem onları koruyor. Çünkü hukuk işlemiyor. Bu çarpık yapının en büyük destekçisi ise kamunun gücünü eline geçiren siyasiler
Bu ülke sahipsiz değil. Gerçek bir hukuk devleti inşa edilmedikçe, lider aramak boşuna. Lider değil, adalet lazım. Lider değil, hesap soran bir sistem lazım. Çünkü kişi gelir geçer, ama hukuk kalıcı olursa, bu kara parçası üzerinde yaşayanlar da kendini güvende hisseder
Yeteri kadar hukuksuzluğu kullanarak ülke yönetildi, gençler mağdur edildi, siyasiler semirdi. Hukuk mekanizması hemen bugün “yeter” demeli… Hesap verecek olanlar, vermeli. Geçmişin suçlarıyla değil, geleceğin umuduyla yaşamak istiyoruz.
- Seçmenin öfkesinin arkasına saklanmak kimseye bir şey kazandırmaz
- 20 Temmuz'u doğru okumak zorundayız
- Çocukları koruyan bir sistem maalesef kurulamadı
- Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor
- Polise Giden Birçok Yabancı Hakkını Arayamıyor
- Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- TÜM YAZILARI için tıklayınız












































































































































