Advertisement

Advertisement

HRİSTODULİDES İLERLEME DEĞİL, FOTOĞRAF İSTİYOR

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
26/09/2026


Yusuf Kanlı Yusuf Kanlı


Kıbrıs Türk lideri Tufan Erhürman’ın ANKA Review’e verdiği özel bilgiler, New York’ta neden 2+1 veya 5+1 toplantısı yapılmadığını açıklığa kavuşturuyor. BM Genel Sekreteri António Guterres böyle bir görüşme için gerekli koşulların henüz oluşmadığını açıkça belirtmiş olmasına rağmen Rum liderliği, hiçbir alanda anlamlı ilerleme taahhüdünde bulunmadan bir zirve düzenlenmesini istedi.

Yusuf Kanlı

Sözü eğip bükmenin anlamı yok. Rum siyasi liderliği bugün Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasını istemiyor. Kalıcı ve yaşayabilir herhangi bir çözümün gerektirdiği siyasi eşitliği, yetki paylaşımını, karar alma süreçlerine etkili katılımı ve Kıbrıs Türk halkının ayrı demokratik iradesini kabul etmeye hazır değil. Buna karşılık, devam eden çıkmazın sorumluluğunu Kıbrıs Türk tarafına yükleyebilmek için diplomatik hareketlilik görüntüsünü korumak istiyor.

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Mehmet Harmancı’nın Cyprus Forum’daki konumu üzerinden yaratılan tartışma ile New York’ta tanık olduğumuz diplomatik manevralar birbirinden kopuk olaylar değildir. Her ikisi de aynı zihniyetin yansımalarıdır. Rum tarafı Kıbrıs Türk temsilcileriyle temas kurmak istiyor, ancak onları eşit ve meşru muhataplar olarak tanımaktan kaçınıyor. Fotoğraf istiyor, fakat o fotoğrafın gerektirdiği siyasi cesareti göstermek istemiyor.

Bununla birlikte, en önemli gelişme Erhürman’ın New York temasları hakkında ANKA Review’e verdiği özel bilgilerdir. Erhürman’ın açıklamaları, iki Kıbrıs lideri ile Guterres’i bir araya getirecek üçlü, yani 2+1 bir görüşmenin veya garantör ülkelerin de katılacağı daha geniş kapsamlı 5+1 toplantısının neden gerçekleştirilemediğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda Rum tarafının daha sonra yaratmaya çalıştığı yanıltıcı algıyı da açığa çıkarıyor.

Guterres de ilerleme şartı koydu

Erhürman’ın verdiği bilgiye göre, kendisi adadan ayrılmadan önce New York programında ne bir 2+1 görüşmesi ne de 5+1 toplantısı bulunuyordu. Bu nokta son derece önemlidir. Kıbrıs Türk tarafının reddedebileceği, daha önceden kararlaştırılmış herhangi bir toplantı yoktu. Erhürman da bu formatların hiçbirine karşı değildi. Gerekli hazırlıkların yapılması ve öncelikle Lefkoşa’da yeterli ilerlemenin sağlanması koşuluyla her iki toplantı formatına da açık olduğunu net biçimde ortaya koymuştu.

Bu, Kıbrıs Türk tarafının sonradan ortaya attığı bir koşul değildi. Guterres de yeni bir üst düzey toplantının düzenlenebilmesi için üç alanda anlamlı ilerleme sağlanması gerektiğini belirtmişti: Güven artırıcı önlemler, yeniden başlayacak müzakere sürecinin yöntemi ve Kıbrıs sorununun özünü oluşturan temel meseleler.

Genel Sekreter, liderleri yalnızca yeni bir fotoğraf vermeleri için bir araya getirmek istemiyordu. Hazırlıksız bir toplantı, geçmişteki başarısızlıkların tekrarlanması, iki taraf arasındaki güvenin daha da aşınması ve Birleşmiş Milletler’in yeni bir diplomatik hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalması riskini taşıyordu.

2+1 veya 5+1 toplantısının altyapısının henüz tamamlanmadığını gören yalnızca Erhürman değildi. BM Genel Sekreteri Guterres de tamamen aynı değerlendirmeyi paylaşıyor, gelecekteki herhangi bir toplantıyı Lefkoşa’da somut ilerleme sağlanması koşuluna bağlıyordu. Taraflar New York’a ulaştıklarında Guterres, Kıbrıs’taki iki tarafın henüz bu eşiği aşamadığını açıkça ilan etti.

Kıbrıs Türk tarafı yedi başlığın altısında hazır

Erhürman’ın verdiği ayrıntılar, ilerlemeyi hangi tarafın engellediğini de gösteriyor. Guterres güven artırıcı önlemler kapsamında yedi başlığı gündeme getirmişti: Yeni geçiş noktalarının açılması, mayınların temizlenmesi, ortak bir afetlere müdahale mekanizması kurulması, düzensiz göçle mücadelede işbirliği yapılması, spor alanındaki temasların kolaylaştırılması, karma evliliklerden doğan çocukların AB vatandaşlığıyla ilgili sorunlarının çözülmesi ve öngörülen sivil toplum mekanizmasının faaliyete geçirilmesi.

Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının bu yedi başlığın altısında anlaşmaya hazır olduğunu söyledi. Geriye kalan anlaşmazlık ise yeni geçiş noktalarının nerelerde açılacağı ve farklı güzergâh önerilerinin tek bir paket halinde ele alınıp alınmayacağı üzerinde yoğunlaşıyordu.

Bu tablo, süreci tıkayan tarafın Kıbrıs Türk tarafı olduğu yönündeki iddiaları boşa çıkarıyor. Yedi önlemin altısında anlaşmaya hazır olan bir taraf ile bunların hiçbirinde anlamlı ilerleme taahhüdünde bulunmayan diğer taraf arasında açık bir fark vardır.

Rum tarafı mevcut yedi başlığı sonuca bağlamak yerine yeni bir 19 maddelik paket sundu. Bu yaklaşım, anlaşmaya ulaşma çabasından çok gündemi genişletme ve sorumluluğu dağıtma girişimini andırıyordu. Mevcut konularda uzlaşma ihtimali belirmişken yeni başlıklar açmak, çıkmazı aşmanın değil, üzerini örtmenin bilinen yöntemlerinden biridir.

Erhürman’ın aktardığına göre, Kıbrıs Türk müzakereci Mehmet Dânâ ile Rum müzakereci Menelaos Menelau, New York’ta BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo ve Genel Sekreter’in Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín ile görüştü. Bu temaslarda temel başlıkların hiçbirinde ilerleme sağlanamadı. Holguín’in de aynı değerlendirmeyi paylaştığı bildirildi.

Sahadaki gerçek durum buydu. Güven artırıcı önlemlerde sonuç alınamamış, müzakere yöntemi konusunda ortak bir anlayış oluşmamış ve esas konularda ilerlemeyi mümkün kılacak siyasi zemin hazırlanmamıştı. Guterres’in yeni bir üst düzey toplantı için belirlediği koşulların hiçbiri yerine getirilmemişti.

Hristodulides zirveden ne bekliyordu?

Bu ilerleme yoksunluğuna rağmen Rum lider Nikos Hristodulides, Guterres’ten 2+1 toplantısı düzenlemesini istedi. Holguín bu talebi Erhürman’a ilettiğinde Kıbrıs Türk lideri son derece basit ve makul bir soru sordu: Rum tarafı herhangi bir alanda anlamlı ilerleme sağlama taahhüdünde bulunmuş muydu?

Yanıt hayırdı.

Erhürman daha sonra Holguín’e kendi değerlendirmesini sordu. Onun izlenimi de olumlu değildi. Başka bir ifadeyle, verimli bir toplantı yapılabilmesi için gerekli zemini göremeyen yalnızca Kıbrıs Türk tarafı değildi. BM temsilcisi de böyle bir zemin bulunduğu sonucuna varamamıştı.

Peki, böyle bir ortamda 2+1 toplantısı neyi başarabilirdi? Liderler muhtemelen BM Genel Merkezi’nde bir araya gelecek, kameralar karşısında tokalaşacak, Guterres’in yapıcı davranmaları yönündeki çağrısını dinleyecek ve somut bir sonuç elde edemeden salondan ayrılacaklardı. Hristodulides ise kendisini uluslararası kamuoyuna görüşme talep eden ve bu toplantının yapılmasını sağlayan istekli, yapıcı bir lider olarak sunabilecekti.

Erhürman’ın açıkladığı gibi amaç, toplantının geçerli bir nedeni ve yeterli zemini bulunduğu, ancak Kıbrıs Türk tarafının bunu reddettiği izlenimini yaratmaktı. Erhürman bu tuzağa düşmeyi reddetti.

“Görüşme için görüşme yapmayız” sözü, müzakerelerin reddedildiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, müzakereleri ciddiye almak anlamına geliyor. Erhürman, hazırlıkları tamamlanmış, gündemi belirlenmiş ve sonuç üretme ihtimali bulunan bir toplantı istiyor. On yıllara yayılan başarısız zirveler ve boşa çıkan beklentilerden sonra bunun makul olmayan bir talep olduğu söylenemez.

Harmancı olayı aynı zihniyeti sergiliyor

Harmancı tartışması, diplomatik çıkmazın ardındaki siyasi zihniyeti anlamaya yardımcı olduğu için önemlidir. Aşırı sağcı ELAM’ın itirazlarının ardından Cyprus Forum, programında Harmancı için kullandığı “Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı” sıfatını çıkardı ve yerine kendisini Lefkoşa’daki Kıbrıs Türk toplumunun lideri olarak tanımlayan gayriresmî bir ifade koydu.

Daha da kaygı verici olan, baskının yalnızca ELAM’dan gelmediğinin sonradan ortaya çıkmasıydı. Hristodulides yönetimindeki bazı yetkililerin de organizatörlerden Harmancı’nın sıfatını değiştirmelerini istedikleri bildirildi. Böylece aşırı sağın talepleri ile Rum devletinin yerleşik refleksleri aynı noktada buluştu.

Harmancı haklı olarak forumdan çekildi. Ardından Rum Lefkoşa Belediye Başkanı Haralambos Pruntzos da dayanışma göstermek amacıyla aynı kararı aldı. Pruntzos’un tavrı, Rum toplumunun tamamının ELAM’ın dışlayıcı siyasetini benimsemediğini gösteren değerli bir örnek oluşturdu. Sorun, barışa bağlı Rumların bulunmaması değildir. Asıl sorun, siyasi sistemin ELAM’ın talepleriyle yüzleşmek yerine giderek onlara uyum sağlamasıdır.

Rum siyasi düzeni, halkın oylarıyla seçilmiş bir Kıbrıs Türk belediye başkanının demokratik ve anayasal sıfatına tahammül edemiyorsa gelecekte kurulacak bir ortaklıkta Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğini nasıl benimseyebilir? “Belediye başkanı” sıfatını tehdit olarak görenler dönüşümlü liderliği, etkili katılımı ve ortak karar alma süreçlerinde en az bir Kıbrıs Türk üyenin olumlu oyunun aranmasını nasıl kabul edebilir?

Dünyanın ilgilenmesi gereken başka krizler var

Uluslararası toplum elbette Kıbrıs’tan çok daha büyük krizlerle meşgul. BM Genel Kurulu savaşların, büyük güçler arasındaki rekabetin, enerji güvensizliğinin, yapay zekânın, ekonomik çalkantıların ve uluslararası düzenin zayıflamasının gölgesinde toplandı. Böyle bir ortamda Kıbrıs sorununun uluslararası diplomasinin kesintisiz ilgisini çekmesi kaçınılmaz olarak zorlaşıyor.

Bu gerçek, iki tarafın sorumluluğunu azaltmıyor. Tam tersine, daha da artırıyor. Guterres görev süresinin sonuna yaklaşırken BM’nin Kıbrıs’a ayırabileceği zaman ve siyasi sermaye azalıyor. Bir sonraki genel sekreterin Kıbrıs sorununa ne ölçüde öncelik vereceği, Holguín’in gerçekçi diplomasisinin sürüp sürmeyeceği ve yeni bir ciddi girişimin ne zaman mümkün olabileceği bilinmiyor.

Tam da bu nedenle tarafların yeni bir törensel zirve yerine somut ilerlemeye ihtiyacı var. Öncelikle güven artırıcı önlemler sonuçlandırılmalı. Ardından müzakere yöntemi üzerinde ortak bir anlayış geliştirilmeli. Son olarak da çözümün esasına ilişkin görüş ayrılıklarının nasıl aşılabileceği belirlenmeli.

Bir fotoğraf, gerçek bir süreci destekleyebilir. Ancak onun yerini alamaz.

Sorun masanın kurulmaması değil

Rum liderliği gerçekte ne istediğine karar vermelidir. Müzakere edilmiş bir çözüm mü arıyor, yoksa statükoyu korurken görüşmeler sürüyormuş görüntüsünü devam ettirmekle mi yetiniyor?

Çözüme gerçekten bağlı olan bir taraf, diğer toplumun seçilmiş temsilcilerinin demokratik sıfatlarını silmeye çalışmaz. Çocukların spor etkinliklerini, kültür festivallerini veya uluslararası temasları tehdit olarak görmez. Yedi güven artırıcı önlemin altısında anlaşmaya hazır olan bir tarafın karşısına yeni koşullar ve yepyeni bir paketle çıkmaz. Tek bir alanda bile ilerleme taahhüdünde bulunmadan New York’ta zirve talep etmez.

Cyprus Forum’da Harmancı’nın sıfatının silinmesi ile New York’ta Erhürman’ın görüşmeyi reddeden lider gibi gösterilmeye çalışılması aynı siyasi yaklaşımın ürünüdür. Bu yaklaşım eşitlik olmadan temas, yetki paylaşımı olmadan müzakere ve çözümün siyasi bedelini kabul etmeden çözüm söylemi istiyor.

Kıbrıs sorununun çözümünün önündeki gerçek engel, 2+1 veya 5+1 toplantısının yapılamamış olması değildir. Guterres’in de açıkça belirttiği gibi taraflar, böyle bir toplantının anlamlı bir amaca hizmet edebileceği noktaya henüz ulaşmamıştı.

Asıl engel, Rum liderliğinin Kıbrıs Türk tarafını eşit bir ortak olarak kabul etmek için gereken siyasi iradeyi hâlâ ortaya koymamasıdır.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Yusuf Kanlı

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.