''Statü Endişesi''
25/08/2025
Levent Kutay
Kıbrıs Türkü’nün toplumsal değil de bireysel “Statü Endişesi’ni yıllar önce Serden Abimden (Hoca) öğrenmiştim…
Alain de Botton’un Statü Endişesi adlı kitabını ısrarla tavsiye etmiş, ben de Ali Rüstem’in başına ekşimiştim…
Kitaba, zorlu uğraşla kavuştuk…
Ara ara karıştırıyorum, karıştırdıkça, yazarın yıllar önce dile getirdiği görüşlerin, ülkemin güncelliği ile bezendiğine, örtüştüğüne tanıklık ediyorum, her satırında…
Küçük bir tarama ile şu sonuca ulaşabilirsiniz:
De Botton, Statü Endişesi isimli çalışmasında günümüz toplumlarını/bireylerini içten içe kemiren önemli bir soruna odaklanır.
Statüyü, bireyin toplumun gözündeki değeri ve önemi üzerinden okumaya çalışır.
Ona göre, toplumsal hiyerarşide her merdivenin bir basamağında durma, bu konumu sürdürülebilir kılma ve bir alt basamağa inme tehlikesi gibi düşünceler kişi için ciddi bir endişe kaynağıdır.
Toplumun yargılamaları yani başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü korkusu özellikle başarı-başarısızlık dikotomosiyle yakından ilişkilidir.
Toplumsal yaşamda statü, başarıya endekslidir ve başarısızlık acımasızca yargılanır.
Bu durum, bireyleri evrensel bir his olarak statü kaybetme endişesini yaşamaya sevk eder.
De Botton çalışmasında, statü endişesinin bireyleri ciddi seviyede hüzne ve kedere sürükleme ihtimali olduğunu ve toplumda belirli bir konum edinmeye yönelik iştahın, birey için işlevsel olduğunu, ancak aşırıya kaçıldığında ölümle sonuçlanabileceğini ileri sürer.
Statü endişesi sorununa en iyi çözüm yolunun onu anlamaya ve ondan bahsetmeye çalışmak olduğunu savunur.
Yazar, statü endişesinin nedenlerini tarihsel serüven içerisinde çeşitli örnekleriyle sevgisizlik, snopluk, beklenti, meritokrasi ve güven faktörleri bağlamında inceler…
Statü Endişesi, insanın en derin kaygılarından birini anlatır: “Toplum gözünde kimim? Değerim neye dayanıyor?”
İnsanın yalnızca yaşamını sürdürmek değil, aynı zamanda tanınmak, sayılmak, saygı görmek istediğini vurgular.
İşte Kıbrıs Türk halkının toplumsal ve bireysel bugünkü ruh halini anlamak için de bu kavram son derece açıklayıcıdır.
Bir makamın “benim hakkım” gibi görülmesi, görevlerin toplumsal sorumluluk değil kişisel çıkar alanı olarak değerlendirilmesi, aslında statü endişesinin içerideki yansımasıdır.
Makam, mevki, atama, çoğu kez kişisel ego tatmini için bir sembole dönüşmüştür.
Oysa gerçek statü, bir tabelada yazan unvandan değil; o unvanın ardında bırakılan hizmetle elde edilendir…
- Güney Kıbrıs seçimleri… Meclis Başkanlığı DİKO’ya doğru…
- Anita artık Niko’ya rakip…
- Sadece Arda’ya değil, Kıbrıslı Türklere ayıp edilmiştir…
- “Keşke başbakan kalsaydım” sözünün arkasındaki büyük kırılma
- Paradoks… 22 yıl önce bize Hayır dediler, bugün bize inat AB Zirvesi yapıyorlar…
- Türk Devletlerine burun kıvırma lüksümüz yok
- Türkiye’nin “merkez aklına” doğrudan hitap…
- Bugün dikilen fidanlar, yarın bu ülkenin gölgesi olacak
- Neden durduk yere yeniden Erenköy’ü istiyor?
- Adalet enkazın altında kaldı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































