Bir maaş ödeyeceğiz, onu da beceremedik, sadece maaş ödemek için 30 milyar TL borç
13/08/2026
Hüseyin Ekmekci
MAAŞLARIMIZI TÜRKİYE ÖDEMİYOR, KENDİ KAYNAKLARIMIZLA ÖDÜYORUZ, DOĞRU… BİR MAAŞ ÖDEYECEĞİZ, ONU DA BECEREMEDİK, SADECE MAAŞ ÖDEMEK İÇİN 30 MİLYAR TL BORÇ, E BU DA DOĞRU…
TÜRKİYE CARİ BÜTÇE AÇIĞI İÇİN PARA GÖNDERMİYOR, DOĞRU… MAKAM BİNALARI, OTOYOLLAR, HASTANE, CAMİ, SPOR ALANLARI, ÇEVRE DÜZENLEMELERİ İÇİN KKTC MALİYESİNİN HARCADIĞI PARANIN MİSLİ MİSLİ FAZLASINI HARCIYOR, DOĞRU…
Türkiye ile imzalanan mali protokollere bakıp, “Türkiye şu kadar para verecek” demek kolay. Sonra gerçekleşme rakamına bakıp, “Türkiye parayı göndermedi” demek de kolay. Ama mesele bu kadar basit değil. Rakamlar KKTC kamu maliyesinin gerçek bir çukura düştüğünü gösteriyor
2026 yılında bütçe açıklarının finansmanı için Türkiye’den gelmesi öngörülen kredi 2,3 milyar TL. Temmuz sonuna kadar gelen? 319,1 milyon TL. Gerçekleşme oranı yüzde 13,87. Yani yılın ilk yedi ayında protokolde öngörülen kaynağın yaklaşık yedide biri geldi.
İlk bakışta tablo açık: “Türkiye söz verdiği parayı göndermiyor.” Peki gerçekten mesele sadece bu mu? Değil. Çünkü aynı dönemde savunma giderlerine bakıyorsunuz. İlk yedi ayda savunma gideri 5 milyar 551 milyon TL. Türkiye’den bu kalem için aktarılan kaynak 4 milyar 917 milyon TL.
Arada 634,1 milyon TL fark var. Bu farkı yerel gelirler karşıladı. Daha çarpıcı olan şu: Türkiye’nin ilk yedi ayda bütçe açıklarına aktardığı 319 milyon TL, savunma giderlerinde yerel bütçenin üstlendiği 634 milyon TL’lik farkın altında. Farkı KKTC maliyesi karşıladı. Elbette bu para maliyeye gelecek…
2018-2026 dönemine baktığınızda bütçe açıklarının finansmanı amacıyla protokollerde öngörülen kredilerin gerçekleşme ortalaması yalnızca yüzde 27,95. Mesela 2019’da 575 milyon TL. 2024’te gerçekleşme yüzde 5,83. 2025’te yüzde 26,57. Rakamlar maliyenin kendi verileri…
Protokolde öngörülen rakamın üzerinde gerçekleşme sağlanan yalnızca iki yıl var: 2020 ve 2022. Demek ki ortada yıllardır devam eden bir yapı var. Buradan hareketle çok sık kullanılan bir ezberi de düzeltmek gerekiyor. “Kamu maaşlarını Türkiye ödüyor.” Hayır.
Bu rakamlarla bu cümleyi kuramazsınız. Türkiye, KKTC’ye çok ciddi kaynak aktarıyor. Savunmaya aktarıyor. Yollara aktarıyor. Hastanelere aktarıyor. Suya, enerjiye, altyapıya, kamu yatırımlarına, makam binalarına kadar çok geniş bir alanda kaynak sağlıyor.
Bunu yok saymak da rakamları çarpıtmak olur. Ama kamu maaşlarının Türkiye’den gelen bütçe desteğiyle ödendiğini söylemek de rakamlarla örtüşmüyor. Zaten sistemin mantığı başka. Türkiye’nin yaklaşımı kabaca şu: “Ben yatırımına, altyapına, savunmana katkı koyuyorum. Sen de kendi devlet çalışanın maaşını öde”
Değil mi ama? Kamu maliyeni düzene sok. Reformlarını yap. Hiç değilse maaşını öde. İşte bizim asıl konuşmamız gereken yer tam da burası. Çünkü biz bunu dahi başaramıyoruz. Ortada bir performans da yok. Daha da eskiden en azından böyle bir sistem vardı: Reform Destek Ödeneği…
Türkiye’nin bütçe açığına yönelik kaynaklarının önemli bölümü performansa, reformlara ve protokol yükümlülüklerine bağlı. Peki KKTC tarafı ne yaptı? Kamu reformlarını öteledi. Kamunun yapısal sorunlarını büyüttü. Gelir-gider dengesini bozdu. Verimliliği artıracak adımları atmadı.
Kamuyu siyasetin istihdam alanı olmaktan çıkaramadı. Sonra da ortaya çıkan açığı borçlanarak kapattı. Bugün borç 30 milyar, aylık açık 4 milyar, geriye dönük taksit ödemesi 4 milyar… 6 ayda sadece faiz ödemesi 3.7 milyar… Vergiler maaşa da maaş borcuna da yetmiyor
Bugün geldiğimiz noktada iç borç 30 milyar TL’ye ulaşmıştı. Ve bu borç yeni bir ekonomik kapasite yaratmak için kullanılmıyor. Fabrika kurmuyoruz. Yeni gelir kaynakları yaratmıyoruz. Üretim kapasitesini sıçratmıyoruz. Ekonominin rekabet gücünü artıracak dönüşümü finanse etmiyoruz.
Cari gideri döndürmeye çalışıyoruz. Maaşı ödemek için borçlanıyoruz. İşte esas alarm burada çalıyor. Dolayısıyla tartışmayı “Türkiye para gönderdi mi, göndermedi mi?” seviyesine hapsetmek hükümete yapılabilecek en büyük iyilik. Gerçek şu: Maaşlarımızı borçlanarak ödüyoruz
Vatandaşa söylenen en büyük yalan, bu sorunun cevabında gizli: Neden 30 milyar TL borca rağmen hâlâ yapısal bir çıkış planımız yok? Üstelik borçlanmanın kendisi de artık sorunun bir parçası. Bugün borçlanırsınız. Yarın anaparasını ödersiniz. Üzerine faizini ödersiniz.
Ödeyebilmek için yeniden borçlanırsınız. Bir süre sonra borç, açığı kapatan araç olmaktan çıkar; bütçenin açık üretme nedenlerinden birine dönüşür. İşte KKTC kamu maliyesinin sürüklendiği tehlikeli nokta budur. Borç artık geçici bir finansman yöntemi değil, nefes almak için tek çare…
Soralım o zaman: Siz üzerinize düşeni yaptınız mı? Kamu reformunu yaptınız mı? Giderleri kontrol ettiniz mi? Gelirleri kalıcı biçimde artırdınız mı? Kamuda verimlilik sağladınız mı? Ekonomiyi büyütecek bir model ortaya koydunuz mu? Borçlanmayı azaltacak bir program hazırladınız mı?
Özetle: Türkiye savunmaya, altyapıya, hastaneye, yola, suya, enerjiye kaynak koyarken… Biz kendi maaşımızı bile borçlanmadan ödeyemez hale geldik. 30 milyar TL borcun bize söylediği budur. Biz kendi devletimizi ne zaman kendi bütçemizle yönetebilecek hale geleceğiz?
- Maaş ödeme dışında devletin bir yatırımı da yok…
- Yargıdan başka tutunacak dalımız kalmadı
- Yalan, kabalık, vandallık sokakları teslim aldı
- BM de Artık Türk Tarafı Gibi İçi Boş Bir Dönemin Aktörü Olmak İstemiyor
- Devletin gözü önünde insan pazarları kuruluyor...
- Biz memleketten mi vazgeçtik? Bilelim...
- Bu insan ölmeden önce devlet neredeydi?
- BM'nin dili değişiyor, Kıbrıs'ta yol haritası ilk kez netleşiyor
- Guterres’in “Güvenlik Ve Refah” Vurgusu, Doğu Akdeniz’deki Enerji Hamleleriyle Aynı Döneme Denk Geldi
- Hazır BM Genel Sekreteri ve Ekibi de adadayken, Sayın Erhürman yüzüne yüzüne söylesin…
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































