Kamu maliyesi ciddi bir nakit sıkışıklığı yaşıyor
27/03/2026
Hüseyin Ekmekci
KAMU MALİYESİ CİDDİ BİR NAKİT SIKIŞIKLIĞI YAŞIYOR. BORÇLANMA HIZLA ARTTI, GERİ ÖDEME TAKVİMİ YOĞUNLAŞTI, KUR RİSKİ GİDEREK BÜYÜDÜ. KISACASI ÇOK KÖTÜ BATTIK
MAAŞI BORÇLA, BORCU DA DAHA BÜYÜK BORÇLANARAK ÖDÜYORUZ… DÜN 4.5 MİLYAR TL DAHA BORÇLANDI MALİYE… KISA VADEDE 16 MİLYAR TL GERİ ÖDEME VAR. ORHAN VELİ’NİN DEDİĞİ NOKTADAYIZ:
CEP DELİK CEPKEN DELİK
DON DELİK MİNTAN DELİK…
KEVGİR MİSİN BE KARDEŞLİK…
Ülke olarak ekonomik krize, en kötü noktada yakalandık. Rakamlar o kadar kötü ki, ülkenin kendi başına ayağa kalkması neredeyse imkansız. Var olan formül, daha yüksek vergi, daha çok KDV geliri, kamunun maaş giderlerinin düşürülmesi ve katıksız bir tasarruf yönetimi
15 günde akaryakıta yapılan ortalama 16 TL zam, hepimizin feleğinin şaşmasına neden oldu. Ama daha dur, “turpun büyüğü henüz heybede…” İlk üç aylık Hayat Pahalılığını maaşlara yansıtacak hükümet, enflasyon rakamları şişmesin diye zamları Nisan ayına öteledi.
Akaryakıta en az 10 TL, elektriğe en az yüzde 25 zam kapıda. Bitmedi. Özel sektörde de maaşlar artacak. Tamamının maliyetlere yansıdığını düşünün… Batmış ve bitmiş kamu maliyesinin bu halka felaketten başka sunacak formülü kalmadı. En zayıf anda, büyük bir savaş, ekonomi bu halde
KKTC’de maaş 10.5 milyar TL civarı. Nisan sonu itibarı ile bu rakam ortalama yüzde 10 artışla, 12 milyar TL bandına ulaşır. Sadece maaş. Okulun tuvalet kağıdı, hastenenin ilacı, ambulansın benzini dışarı. Şubat ayı geliri 9 milyar bile değil.
12 milyar maaş, 9 milyar gelir. Hadi çık içinden…
Bu durumda hükümetin elinde iki argüman kaldı. Maaş zammını 9 ay ötelediğine göre… Hem piyasaya vergi salacak, hem devlete borcu olanları aflarla ödemeye teşvik edecek. Bir de “tasarruf” argüman var ama, seçime hazırlanan iktidar, bu kafayla hayatta tasarruf yapmaz…
Maliye bilgisine çok güvendiğim, memleket sevdalısı sevgili Erkan Okandan, dün akşam kaleme aldığı bir yazıda, kamunun içinde bulunduğu durumu özetledi. Kamu dün 4.5 milyar daha borçlandı. Mali tablomuz hiç de iç açıcı değil. Kısa vadede ödenmesi gereken borç 16 milyar TL
Şimdi rakamlara, gerçekçi bakalım… Dün sonuçlanan ihale ile kamu maliyesi 4,64 milyar TL daha borçlandı. Böylece kısa vadeli iç borç stoku 18,13 milyar TL’ye çıktı. Kur ve faiz etkisi dikkate alındığında bu rakam 20 milyar TL’yi aşar mı? En iyi tahminle 20 milyar TL…
Erkan Okandan’ın tablosuna göre geri ödeme takvimi sıkışık. Nisan ayında 6,93 milyar TL, Mayıs ayında 4,27 milyar TL, Haziran ayında 5,47 milyar TL ve Ağustos ayında 1,46 milyar TL geri ödeme var. Sadece üç ay içerisinde ödenecek toplam tutar yaklaşık 16,7 milyar TL seviyesinde.
Erkan Okandan’ın dikkat çektiği bir diğer rakam da Şubat ayı yerel geliri… 8,47 milyar TL… Borcumuz, gelirimizin iki katına ulaştı. Sadece Nisan ayındaki geri ödeme tutarı bile neredeyse bir aylık gelirin tamamına denk geliyor. Buna can yürek nasıl dayanır?
Borçlanmanın önemli bir bölümü döviz cinsinden. 50,6 milyon dolar, 103,1 milyon sterlin ve 35,5 milyon euro borç bulunuyor. Kur artışı durumunda bu borç yükü otomatik olarak büyüyecek. Yatıp kalkıp döviz kurlarının artmamasına dua edeceğiz…
Rakamlar, kamu maliyesinin ciddi bir nakit sıkışıklığı yaşadığını, borçlanmanın hızla arttığını, geri ödeme takviminin yoğunlaştığını ve kur riskinin giderek büyüdüğünü ortaya koyuyor. Gelir ile gider arasındaki makas açıldı, kamu maliyesi kısa vadeli borçlanmalarla da ayakta kalamıyor
Elbette bu borç savaşla birlikte oluşmadı. Hükümet aylardır borçlanmayla maaş ödedi, şimdi de borç geri ödemesini ancak başka bir borçla kapama yoluna girdi. Şirket olsa, bankalar kredi vermez, iflasını açıklar. Berbat değil, çok ama çok berbat bir durumdayız…
- Seçmenin öfkesinin arkasına saklanmak kimseye bir şey kazandırmaz
- 20 Temmuz'u doğru okumak zorundayız
- Çocukları koruyan bir sistem maalesef kurulamadı
- Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor
- Polise Giden Birçok Yabancı Hakkını Arayamıyor
- Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- TÜM YAZILARI için tıklayınız












































































































































