Siyaset kurumu hiç bu kadar kötü olmamıştı
21/05/2026
Hüseyin Ekmekci
SEÇİM GÜNÜ YAKLAŞTIKÇA, SİYASETTE KÖTÜYÜ, RÜŞVETİ, ESKİNİN AŞAĞILAYICI OLAYLARININ AKTÖRLERİ BİR BİR ORTAYA ÇIKIYOR… HASBAM; İLLE VEKİL OLACAK
ŞEFFAFLIĞIN ÖNE ÇIKTIĞI, İYİ YÖNETİM VE HESAP SORMA ANLAYIŞININ GELİŞECEĞİ YENİ BİR DÖNEM BEKLENTİSİ VAR… SİYASET KURUMU HİÇ BU KADAR KÖTÜ OLMAMIŞTI…
Siyasette şeffaflık neden bu kadar göz ardı ediliyor? İktidarda kalmak neden bu kadar önemli? Bu soruları uzun zamandır kendime de, siyaset kurumuna da soruyorum. Çünkü memleketin gerçek sorunları büyürken, siyaset hizmet değil, giderek daha fazla “koltuğu koruma” sanatına dönüşüyor.
Seçim yaklaştıkça aday havuzu dar olan partilerde aynı manzarayı izliyoruz. Nerede bir siyasetçi eskisi, nerede yeniden vekil olma heveslisi varsa ortaya çıkıyor. Dünün “yalancıları”, dünün “hırsızları”, dünün “rüşvetçileri” yeniden sahne alıyor.
Siyasette yalpalaya yalpalaya gitmedik parti bırakmayanlar, bir anda memleket kurtarıcısı gibi önümüze çıkarılıyor. Bizlere eskiyi hatırlatanlar, hayal ettiğimiz temiz gelecek, iyi yöneti, hukukun üstünlüğü, daha fazla demokrasi, liyakat gibi gerçeklerden çok uzakta…
Toplum gerçekten bunları çekmek zorunda mı? Bu memlekette dürüst insan mı kalmadı? Temiz siyaset yapacak, hukuk devletine inanacak, hesap verebilecek insan mı yok? Yoksa sistem özellikle mi aynı isimleri üretmeye devam ediyor? Çünkü kirli düzen, temiz insanı sevmiyor. Temiz insan, kirli düzene gelmiyor
Buradan mevcut milletvekillerine de özellikle seslenmek istiyorum. Gazeteci olarak değil, vatandaş olarak konuşuyorum. Takiye de belli oluyor, yalan da... Oy avcılığı için yapılan açıklamalar da, rol kapma çabaları da artık çok net görülüyor. Toplum her şeyi görüyor… Daha ciddi, daha çok sorumluluk alma zamanı…
Eğer gerçekten yeni bir dönem başlayacaksa, önce tevazu gelecek siyasete. İnsanlar bağıranı değil, dürüst olanı görmek istiyor. Her şeyi bilen değil, memleketin ne hâle geldiğini kabul eden siyasetçi görmek istiyor. Çünkü tarumar olmayan hiçbir alan kalmadı.
Eğitim geriliyor, sağlık alarm veriyor, ekonomi küçülüyor, kurumlar çöküyor. Ne varsa hızla geriye gidiyor. Liyakat kalmadı, toplum içinde sevgi saygı kalmadı, aidiyet öldü, demokrasi paspas edildi, siyaset kurumu ise güvenilmez, saygı duyulmayan bir alana döndü
“Daha şeffaf olunmalı” dedikçe rahatsız olanlar artıyor. “Topluma gerçekler açıkça anlatılmalı” dedikçe kızanlar çoğalıyor. Oysa toplum yalanla değil, gerçekle yönetilmeli. Halk gerçeğe oy vermeli. Seçilen de popülizmle değil, cesaretle gerekeni yapmalı. Dürüst siyaset, bedel ödemeyi gerektirir
Özellikle CTP’li arkadaşlardan gelen bir tepki var: “İktidar dururken, bu söylemler muhalefete eleştiri oluyor”. Oysa iktidarı yeterince eleştirdiğimiz ortada. Ben aslında CTP’ye değil, siyasetin tamamına konuşuyorum. Çünkü sorun artık tek bir partinin sorunu olmaktan çıktı. Sorun toplumsal çöküş…
Seçime çeyrek kala oynanan “taşocağı” oyunu, perde gerisindeki büyük iddialar, atamalarla ilgili yaşanan saçmalıklar ortada duruyor. Liyakat sahibi olmayan insanların atama yazıları bekliyor. Özellikle YDP ve DP’nin seçim öncesi tavırları, kamu yararından çok zararlı hale geldi
Peki siyasette seçilmek için her şey mübah mı? Vekil kalmak için de mi? Koltuğu korumak için de mi? Maalesef bugün ortaya çıkan görüntü bu. Kamu kaynaklarını tüketmek pahasına, rüşvet algısını büyütmek pahasına, devletin ciddiyetini yok etmek pahasına gözü kararan bir siyaset dili oluştu.
Oysa hukuk devleti dediğimiz şey tam da bunun için var. Kurallar kişilere göre değişmesin diye. Liyakat korunabilsin diye. Devletin kaynakları parti rozetiyle dağıtılmasın diye. Şeffaflık bu yüzden önemli. Çünkü şeffaflığın olmadığı yerde söylenti büyür, güvensizlik yayılır, çürüme hızlanır.
Bu memleketin yeni sloganlara değil, yeni bir siyasi ahlaka ihtiyacı var. Dürüstlüğün zayıflık sayılmadığı, hesap vermenin tehdit olarak görülmediği, liyakatin sadakatin önüne geçtiği bir düzene ihtiyaç var. Çünkü başka türlü sadece hükümetler değişecek, kafalar değişmedikçe, düzen aynı kalacak.
- Çocukları koruyan bir sistem maalesef kurulamadı
- Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor
- Polise Giden Birçok Yabancı Hakkını Arayamıyor
- Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- Siyasetin çözmesi gereken tarihi bir meseleyi bireylerin üzerine yıkarak adalet sağlanamaz
- Kıbrıs’ta sadece diplomasi değil, dengeler de değişiyor…
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































