Sorumlu siyaset, zümresel değil toplumsal kalkınma için çare üretmek zorunda
07/05/2026
Hüseyin Ekmekci
BU TOPRAKLARDA UZUN SÜREDİR ZÜMRESEL ÇIKARLAR, GÜNLÜK MENFAATLER TOPLUMSAL ÇIKARLARIN ÖNÜNDEDİR… SİYASETÇİ İSE BUNU BİLEREK HAREKET ETMEK ZORUNDADIR
KAMU YAPISI ÇÖKMÜŞ, RÜŞVET HERKESİ ESİR ALMIŞ; VATANDAŞ ÖDEDİĞİ VERGİNİN KARŞILIĞINI ALAMIYOR. SORUMLU SİYASET, ZÜMRESEL DEĞİL, TOPLUMSAL KALKINMA İÇİN ÇARE ÜRETMEK ZORUNDADIR
Biz ülkede konuları doğru zeminde tartışmayı unuttuk. Çünkü gerçekten kaçıyoruz. Gerçeğimiz şu: Toplumsal değil, zümresel çıkarlar için mücadele ediliyor. İstediğini alan, evine gidiyor. Altında kalanın ise boynu kopsun… Memleket bu haldeyse, sebebi kişisel kavgalardır
Dün bu ülkede öğrenci taşımacılarının eylemi vardı. Otobüsleri ile birlikte başkent Lefkoşa’da yolları kapattılar hafta sonuna kadar ödeme sözü aldılar, bir çoğu eski, denetimsiz otobüslerine binerek ayrıldılar. Sistem tartıştık mı? Vizyon konuştuk mu? Hayır… Sadece daha çok para
Çok değil daha bir ay önce memleket altüst olmuştu. Şu anda eser var mı? Çünkü sendikacılar ve üyeleri hayat pahalılığını ortadan kalkmaması için ve zamanında ödenmesi için bir mücadele verdiler. Mücadelenin temelinde kazanılmış haklar vardı. Kavga toplumsal değil zümreseldi
O dönemde kendimi bir tartışmanın içerisinde bulmuştum. Çünkü ısrarla sendikacıların istediklerini aldıkları zaman, söylemlerini değiştireceklerini söylemiştim. Bu konuyu da ama muhalefetin ve diğer siyasi partilerin sendikaların arkasına saklandılarını vurgulayarak anlatmıştım
“Bu hükümet gidene kadar eylemdeyiz… Erken Seçim tarihi belirlenmeden eylemler bitmeyecek” diyen sendika başkanları değil miydi? Ne hükmet gitti, ne seçim tarihi belirlendi. Ama Hayat Pahalılığı sistemi aynen devam ediyor. Herkes evine gitti…
O dönemin bence simgesi, Belediye Emekçileri Sendikası Başkanı Mustafa Yalınkaya idi. Meydana girmeye çalışan ana muhalefet milletvekillerinin önünü kesmiş, “bu hükümeti götüreceğiz, siz geleceksiniz. Ama beceremezseniz sizi de götüreceğiz” demişti.
“Beceremezseniz” derken kast ettiği neydi? Elbette maaş ödeme. Çünkü kavga hayat pahalılığının dokuz ay ertelenmesi veya düşük ödenmesi değil miydi? Mustafa Yalınkaya, aslında kendi içinde dürüst davranmış, söylenmesi gerekeni söylemişti. Çünkü gerçeğigimiz buydu
Sapla samanı karıştırmamak gerekiyor. Yönetilmesi gereken bir ülke var. Her tarafa dökülmüş, yolsuzluk kamuya yuva yapmış, rüşvet en tepeden en aşağıya kadar sirayet etmiş. Rüşvet vermeden kamuda iş yaptırmak mümkün değil. Vatandaş da hak ettiği hizmeti alamıyor
Devlet şu anda 10.5 milyar Türk Lirası maaş ödüyor. Haziran ayı sonu itibari ile bu rakam en az 12 milyar Türk Lirası olacak. Dolayısıyla ülkeyi yönetmeye aday olanların, sendikaların hükümeti düşürmesinden medet ummaması gerekiyor. Tam aksine herkes kendi yolunu yürümek zorunda
Bir haftadır ceza usul yasasını tartışıyoruz. Bugüne kadar gazetecilerin ifade özgürlüğünü en çok savunan ve tek kuruş almadan her davada gazetecilerin yanında olan barolar birliği ile karşı karşıyayız. Neden neden? Çünkü ilgili Yasada da avukatlar kendi zümresel haklarını savundular
Mahkeme koridorlarında yürüyenler tanınmış kişi ya da sıradan vatandaş fark etmez, avukatların müvekkilleri. Dolayısıyla ister insan hakları deyin, ister evrensel hukuk kuralları… İşin temelinde yine avukat-müvekkil ilişkisi var. İlgili yasada avukatlar, avukat vekillerin de desteği ile gazetecileri yendi. Bu kadar basit..
Herkesin kendi zümresel çıkarları ya da görüşleri doğrultusunda hareket ettiği bir ülkede… Milletvekillerinin dahi toplumsal değil zümresel çıkarlar için tavır alabildiği bir ortamda biz gazeteciler de kendi yolumuzu yürüyeceğiz. Olaya bakış açım bu kadar basittir
Dünyanın geri kalmış bir çok ülkesinde hapiste gazeteciler vardır. Genelde düzene muhalefet oldukları için. Bu ülkede de biz gazeteciler gerekirse haber yaptığımız için 3-5 ay yatar çıkarız, ne olacak? Bu ülkeyi seven hiçbir gazeteci ülkeyi soyan bürokrat ya da siyasetçinin peşini bırakmaz
Son sözüm de ülkeyi yönetme iddiasında olan siyasetçilere. Programınızı belirleyin, acı reçete ise acı reçete, toplumsal çıkarlar için, gerekirse zümrelerle kavga… Ama bu ülkenin top yekün değişim ihtiyacını karşılayacak olan cesur siyasettir. Popülizm ise her zaman kaybeder…
Zümresel çıkar talebi hiç bitmeyecek… ama bu ülke ancak ve ancak gerekirse kişisel çıkarlarından vazgeçebilen ya da sorunu saptayıp, kimin nasıl kırıldığına bakmadan sorunu çözme iradesi gösteren siyaset ile değişecek. Gerçeğimiz budur… Herkes kendi işini yapsın… Özetimiz de budur…
- Bu ülkede en büyük eksiklik yasa değil, denetimdir
- Bu ülkenin yeniden ayağa kalkabilmesi için önce karakterini toparlaması gerekiyor
- Lefkoşa'nın nefes alacağı güzelim park pisliğe teslim edildi...
- Siyaset kendi sorunlarını çözmekten aciz...
- Siyaset kurumu hiç bu kadar kötü olmamıştı
- UBP'de krizler bitmedi, vatandaşın da iki yakası bir araya gelmedi
- Vatandaş kaderine terk edildi
- Döviz aldı başını gidiyor...
- Vicdanlı, kendini düşünmeyen siyaset insanlarına ihtiyacımız var
- Hiç kimse, hukukun üstünde olmamalı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































