Vatandaş Arabasına Benzin Koymasa Da Olur…
13/03/2026
Hüseyin Ekmekci
AKARYAKIT ZAMMININ NEDENİNİ BİLİYORUZ… SAVAŞ, TEDARİKTE SORUNLAR, ARZ TALEP… HÜKÜMETİN ÇARESİZLİĞİNİ KABUL ETMİYORUZ. VATANDAŞ ARABASINA BENZİN KOYMASA DA OLUR… AMA TRAKTÖR BEKLEMEZ, OTOBÜS DURAMAZ, SANAYİ SEKTÖRÜ OTURAMAZ
AKARYAKITA ZAM GELECEĞİNİ ZATEN BİLİYORDUK… AMA HÜKÜMETİN BU KADAR ÇARESİZ, ZAMMI SAVUNURKEN, ÜRETİM SEKTÖRLERİNİ YALNIZ BIRAKACAĞINI BİLMİYORDUK… MAAŞ İÇİN 13 MİLYAR BORÇLANAN DEVLET, ÜRETİCİYE KARŞI BEL PARASIZ…
Ortadoğu’da savaş var. İran’ın yürüttüğü ekonomik mücadele var. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilim var. İran hem kendisi durdu, hem körfez ülkelerinden tankerlerin önünü kesiyor. “Brent petrol 200 dolar olana kadar” durmayacağını söylüyor… Tüm bunları biliyoruz. Bu ülkede yaşayan herkes de biliyor. Kimse dünyadan kopuk değil.
Dolayısıyla akaryakıt fiyatlarının neden yükseldiği konusunda kimseyi ikna etmeye çalışmanıza gerek yok. Sorun burada değil. Sorun, bu krizin ortasında hükümetin ne yaptığıdır. Daha doğrusu ne yapamadığıdır. Bu çaresizlik zaten kırılgan olan tüm üreticileri son derece olumsuz etkiliyor
Hükümetin bir süredir fiyatı baskılandığı da ortada… Fiyat istikrar fonu dibine kadar kullanıldı. Bir süre akaryakıt fiyatlarını aşağıda tuttu. Amenna… Ama fon boşaldığında gerçek ortaya çıktı. Önce 5 lira, ardından yine 5 lira… Yedi gün içinde 10 liralık zam. Gazyağında artış 12 liraya kadar çıktı.
Şunu açıkça söyleyeyim: Benim derdim vatandaşın arabasına koyduğu benzin değil. Arabanın el frenini çekersin, bir süre kullanmazsın. Yolu arkadaşınla paylaşırsın. Toplu taşıma kullanırsın. Bir şekilde çözüm bulunur. Ama üretimin el frenini çekemezsiniz.
Bu ülkenin hayvancısı traktörünü park edemez. Çiftçisi mazot kullanmadan üretim yapamaz. Tarım ve hayvancılık akaryakıta bağlıdır. Eğer bu sektörleri ayakta tutacak bir destek mekanizmanız yoksa, işte benim derdim tam da burada başlar...
Eğitim sektörü de aynı şekilde. Bu ülkeye gelen on binlerce öğrencinin taşınması, ulaşımı, servis sistemi… Hepsi akaryakıta bağlı. Ulaşım maliyetleri yükseldiğinde bunun etkisi doğrudan üniversitelere, öğrenci akışına ve ekonomiye yansır. Turizm için durum daha da kritik.
Zaten yüksek maliyetlerle mücadele eden turizm sektörü, bir de akaryakıt zamlarıyla karşı karşıya kalıyor. Taşımacılık pahalanıyor, tedarik zinciri pahalanıyor, maliyetler katlanıyor. Ve işin en tehlikeli tarafı şu: Bugün fiyat artışları denetlenmediği gibi, yarın fiyatların düşüşü de denetlenmeyecek.
Bir başka sorun ise yönetim krizi. Ekonomi Bakanı başka konuşuyor, Maliye Bakanı başka konuşuyor. Bu tablo bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Bu ülkede ekonomi tek elden yönetilmiyor. Kurumlar arasında ciddi bir kopukluk var. Ve bu koordinasyon sorunu canımızı yakıyor
Devlet kriz anında refleks gösterebilmeli. Elindeki kaynakları hızla üreticiye yönlendirebilmeli… Ama ortada ne böyle bir kaynak var, ne de böyle bir plan var. Borç batağında ancak da maaş ödeyebilen hükümet için bu zanları yapmak kaçınılmaz, ama destek için de kuruşu yok
Daha acı olanı ise şu: Bu süreci yönetecek liyakatli bürokratik kadrolar da yok artık. Bir zamanlar kriz anında ne yapılacağını bilen, hangi kaynağın nasıl kullanılacağını hesaplayan bürokratlar vardı. Bugün o insanları mumla arar hale geldik.
Şimdi herkes çıkıp bize matematik anlatıyor. “Zam kaçınılmazdı.” “Dünyada fiyatlar arttı.” “Türkiye’de daha pahalı.” “Güney Kıbrıs’ta daha pahalı.” Haklısınız. Matematik doğru olabilir. Ama mesele matematik değil. Mesele şu: Bu ülke rekabet avantajını kaybediyor.
Fiyat avantajını kaybediyor. Üretim gücünü kaybediyor. Ve her geçen gün biraz daha yalnız, biraz daha kırılgan bir ekonomiye dönüşüyor. Gerçek sorun işte budur. Bunu anlayabildiğimiz gün, çözüm üretmeye de başlayacağız. Maaş için borçlanan devlet, üreticisine karşı eli kolu bağlı
- Seçmenin öfkesinin arkasına saklanmak kimseye bir şey kazandırmaz
- 20 Temmuz'u doğru okumak zorundayız
- Çocukları koruyan bir sistem maalesef kurulamadı
- Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor
- Polise Giden Birçok Yabancı Hakkını Arayamıyor
- Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- TÜM YAZILARI için tıklayınız












































































































































