YDP DP DESTEĞİNİ ÇEKTİ, UBP KENDİ İÇİNDE KARPUZ GİBİ BÖLÜNDÜ… ZORLAMAYA GEREK YOK… YETER…
11/04/2026
Hüseyin Ekmekci
YDP DP DESTEĞİNİ ÇEKTİ, UBP KENDİ İÇİNDE KARPUZ GİBİ BÖLÜNDÜ… ZORLAMAYA GEREK YOK… YETER…
Demokrat Parti, “üç kuruşluk” bir mesele için yaşanan kavganın gereksiz olduğunu düşünüyor. Parti Genel Sekreteri Serhat Akpınar, sürecin Ulusal Birlik Partisi tarafından kendileri dışlanarak yönetildiğini ve kötü yönetildiğini açıkça söylüyor. Dahası, Pazartesi günü Meclis’e gelmeyeceklerini ifade ediyor. Bu tavrın sadece şahsi değil, Demokrat Parti’nin kurumsal kararı olduğunu da özellikle vurguluyor.
Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı Erhan Arıklı ise Meclis’e gitmemek için farklı bir gerekçe ortaya koyuyor. Arıklı’ya göre Azerbaycan kafilesine Yeniden Doğuş Partisi ve Demokrat Parti’den isimlerin dahil edilmemesi, Meclis’e katılmama nedeni. Ancak bu gerekçenin kamuoyunu ikna etmesi kolay değil. Daha çok, Meclis’e gitmeme kararına bir zemin oluşturma çabası gibi görünüyor.
Tablo bu kadar netken, Ünal Üstel ve Maliye Bakanı Özdemir Berova neden bu mücadeleyi sürdürüyor? Ortada açık bir gerçek var: Bu yasa bu şartlarda geçmeyecek. Ülke gerildi, toplum yoruldu, siyasi tansiyon zirve yaptı. Herkesin sinirleri gerildi, süreç yönetilemez bir noktaya geldi.
Bu noktadan sonra yapılması gereken bellidir. Yasayı geri çekin, komiteye gönderin. Komitede sağduyuyla tartışılsın, eksikler giderilsin, uzlaşı zemini aransın. Haziran sonuna kadar zaman var. Toplumu her gün daha fazla germenin, belirsizliği büyütmenin hiçbir anlamı yok.
Görünen o ki Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti ve Yeniden Doğuş Partisi’nden oluşan hükümet bu yasayı mevcut şartlarda geçiremeyecek. O zaman toplumu germenin, sokakları hareketlendirmenin, siyaseti daha da sertleştirmenin de bir anlamı yok.
Hükümet, Pazartesi’yi beklemeden tavrını açıklamalı. Bu gerilimi bitirecek adım atılmalı. Çünkü bu noktadan sonra geri adım atmak zayıflık değil, aksine ciddiyet.
- Seçmenin öfkesinin arkasına saklanmak kimseye bir şey kazandırmaz
- 20 Temmuz'u doğru okumak zorundayız
- Çocukları koruyan bir sistem maalesef kurulamadı
- Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor
- Polise Giden Birçok Yabancı Hakkını Arayamıyor
- Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- TÜM YAZILARI için tıklayınız












































































































































