HABER KIBRIS

ad

12 Eylül Ruhu ve KKTC

ads
18/11/2018

ads

Halil Paşa Halil Paşa


ZEKİ GÜRSEL

ODTÜ öğrencilik döneminde, sarı saçları, renkli gözleri, her an hayatı T’ye almaya hazır esprileri ve gülen yüzüyle kaldı aklımda.

ODTÜ Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünü iyi bir dereceyle bitirmişti.  Aynı yıl bölümde  “Yüksek Lisans” (Master) yapmaya hak kazanan ender öğrencilerden biri olarak eğitime başladığında

12 Eylül darbesi geldi.

Trafikte kırmızı ışıkta geçen şoförün bile “askerden kaçtı” diye ateş açılıp öldürüldüğü, doğuda subayın kendi vatandaşına b.k yedirdiği, pek çok devrimcinin işkence tezgahlarında can verdiği, Erdal Eren’in davası daha mahkeme aşamasındayken generallerin emriyle ipe çekildiği, Ankara sokaklarının ölüm sessizliğine büründüğü yıllardı o yıllar.

Generallerin öğretim görevlilerinin bıyığına sakalına karıştığı o yıllarda, bir gün Cunta yönetimi ODTÜ’de asistan olarak da çalışan Zeki’yi kolundan tuttuğu gibi Esenboğa Hava Limanına götürdü ve  sınır dışı etti. Hem de kendisine tek bir neden göstermeksizin.

Halbuki Zeki, adı gibi Zeki birisiydi. Yüksek lisansını bitirmeye de çok yaklaşmıştı. Belki sınır dışı edilmeyip devam etseydi, Türkiye’de öğretim görevlisi olur ve isminden önce akademik kariyer yapardı. Ama 12 Eylül’ün gazabı onu buldu.

Zeki’yi tanıyanlar onun fotoğrafçılık merakını da yeteneğini de bilir.  Daha iki yıl öncesinde fotoğraf makinesi almaya karar verdiğimde nasıl bir makine almam gerektiğini sormuştum ona. Ama “bu işin bir de öğrenmesi var” dediğimde hemen cevabını yapıştırdı:

“Bakarsın kullanma talimatına, okuyarak çözersin! Çözemezsen bana sorarsın!”

Dediği makinenin fiyatı biraz tuzlu olsa da satın aldım. Birkaç kez takıldığımda da açıp sordum. Büyük bir istekle cevapladı her defasında.

“Her ölüm erken ölümdür” derler. Zeki de zamansız giden arkadaşlarımızdan.

Kendi gitti adı ve ODTÜ anıları ve de fotoğrafları kaldı yadigar.

KKTC’NİN İLANI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Bir zamanlar yeni bir devletin adamızı birleşmeye ve barışa değil ama ayrılığın kalıcılaşmasına ve düşmanlığa götüreceğini söyleyen siyasi muhalefet parti milletvekillerini, 12 Eylül askeri rejimini de arkasına alarak “siyasi yaşamınız biter tehditleriyle “korkutan” Denktaş’ın ilan ettiği KKTC’nin 45’’nci yılını askeri törenlerle kutladık. Kutlamalar 45 yıl önceki amacına uygun olarak, Uçak, Tank, Asker ağırlıklı resmi geçitler eşliğinde, seçtiğimiz siyasilerin, komutanların ve TC yetkililerinin kokteylli kutlamaları ve tepe lambaları yanıp sönen resmi devlet araçlarının Girne-Lefkoşa-Hamitköy-Ercan arasında gidip gelmeleri eşliğinde yapıldı.

Nüfus, asker ve silah üstünlüğünü kullanarak Enosis isteyen EOKA ve sonrasında da, Türkiye ve BM’ni ürkütmemek için bu işi, HAVUÇ-SOPA ile halletmeyi seçen Makarios’un maksimalist politikalarına 11 yıl dayanan Kıbrıslıtürkleri adanın ön siperlerinin “Akıncısı”  olarak kullanan Türkiye Cumhuriyetinin Yunan Cuntasının askeri darbesiyle doğan fırsatı değerlendirmesi ve askeri müdahale ile adayı fethetmesinin üzerinden tam 45 yıl geçti.

YENİ DÖNEME HAZIR OLUN

Aradan geçen 45 yılda Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar arasında gerçekten iki cemaatin gönüllük esasına ve samimi güvenine dayanan bir siyasi çözümün imza edilerek bunun da AB müktesabatı ile barışın inşasına götürecek sürece evrileceği günler için umutlar elbette henüz tükenmemiştir. Ama ibre, her geçen gün, Denktaş’ın KKTC ilan edilirken 1983 Kasımında; “Ne Mutlu Türküm Diyene” ve “Dağ Başını Duman Almış Yürüyelim Arkadaşlar”  söylevi gibi, Türkiye İslam’ı ve Türk milliyetçiliği lehinde ilerlemektedir. 

Demem o ki bundan sonra Annan Planı gibi bir referandum olmayacaksa, KKTC’nin Türkiye Cumhuriyetine katılacağı olası bir başka siyasi referandumun konuşulmaya başlayacağı günler de çok uzakta olmayacaktır.

TÜRKİYE, KKTC VE EĞİTİM

KKTC’nin kuruluşunun askerli-bayraklı kutlamaları sürerken, bir gün sonra Türkiye’de sabahın erken saatlerinde, ODTÜ, Boğaziçi ve Bilgi Üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalışmış, Gezi Parkı eylemleri sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen heyetin içinde yer almış, İngiltere,  Amerika ve Türkiye’nin prestijli okullarından profesör, doktora ve master ünvanları almış, dalında kitaplar yayınlamış, uluslararası matematik ve sosyal bilim kuruluşlarında da yöneticilik yapmış  ve nihayet Türkiye’de “Barış İçin Akademisyenler”in "Bu suça ortak olmayacağız" metni imzacısı akademisyenler ve sanatçılar de gözaltına alındılar. Meraklıları http://bianet.org/bianet sayfasından daha geniş bilgi alabilirler.

Bir araştırmaya göre KKTC’de eğitim gören TC uyrukluların oranı %58. Ancak kimse KKTC’deki eğitimin Türkiye üniversitelerindeki eğitimden çok daha iyi olduğunu söylemiyor. Üniversite giriş puanları da mezun olduktan sonra öğrencilerin elde ettikleri iş imkanları da bunu söylemiyor. Ama adamızda ilk okul çağından başlayarak özel eğitim kurumlarında çalışanların zamanında ödenmediği, yatırımlarının yapılmadığı, özel eğitim kurumlarının hizmet değil ama kar maksimizasyonuna göre daha çok bir ticari müessese gibi çalıştığı zaman zaman basınımızda yer alıyor.

Devlet okullarında ise Haspolat’taki külliye ile hareketlenen ve ağır-ağır sosyal yaşamda da ağırlığını hissettirmeye başlayan Sünni İslam’ın etkisini de hesaba katacak olursak…

12 EYLÜL RUHU VE KKTC

12 Eylül 1980 tarihinde askeri bir darbeyle, MGK’nin başına geçen Kenan Evren, hedef olarak komünizmi, sosyalizmi yani solu göstermişti. Solun ve özellikle de Türkiye gençliğinin, 12 Eylül askeri cuntası tarafından işkenceler, hapisler, psikolojik yıpratmalar, sürgünler, idamlar ve nihayet faili meçhullerle üzerinden acımasızca geçilerek bir sonraki kuşakla ilişkisi yok edildi. 

Milliyetçilik de yara almadı değil. Ancak Türkeş ve birçok ülkücü katil sonradan salıverildi ve içlerinde bir kısmı siyasete döndü, aralarından vekil seçilip hatta bakan olarak atananlar bile oldu.

Ama herkeste bilir ki 12 Eylül’ün en çok kolladığı Sünni İslam oldu.

Bir 12 Eylül öncesi ve bir de şimdinin Türkiye ve Kıbrıs’ına bir bakın. Yıldızı yükselen Sünni İslam ve buna bağlı Türk Milliyetçiliği.  Sol yanımız ise darp edilmiş, yaşlı ve yorgun.

Zeki ile başlamıştım yazıma. Zeki ile sonlandırayım.

Sen de gittin şimdi ya, ben daha çok inanmaya başladım bu adada barışı görmeden gideceğime.

Ama öyle yağma yok! Her çiğnenen insan hakkında, her din istismarında, her ırkçılıkta, her ayrımcılıkta, her 12 Eylül ruhu hortlatılmaya çalışıldığında, ölen arkadaşlarımızın anısına, kalan ömrümüzde diken olmaya devam edeceğiz.

Işıklar ve yıldızlar yoldaşın olsun dostum.    

18/11/2018 11:52
Bu habere tepkiniz:
TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.