HABER KIBRIS

UBP Kafasıyla Kıbrıs Sorununa Çözüm Aramak

ads
02/09/2018


Halil Paşa


Ulusal Birlik Partisi (UBP) Lefkoşa Milletvekili ve adı müstakbel başkanlıkla anılan Faiz Sucuoğlu: “Kıbrıs Türkünün, haklarının göz göre göre gasp edilmesine boyun eğmeyecek kadar kararlı, bunları mutlaka alacak kadar da güçlü” olduğunu vurguladı.

Güçlü?

Kıbrıs Türkü?

Sucuoğlu Kıbrıs Türkü’nün değil ama Türkiye’nin gücünden bahsediyor ama söylemeyince kimse de anlamaz sanıyor.

Çünkü onun güçten anladığı; “asker, silah, ekonomik ve ticari güçten başka bir şey değil ki”…

UBP’nin milliyetçiliği bile “yerli” değil. Türkiyeli.

…………………………………………..

Başka ne demiş UBP vekili?

“Rum Yönetiminin aşırı talepkâr ve barışçı olmadığını” dillendirmiş.

Yani Rumlar Kuzeyde terk etmek zorunda kaldıkları mallarını talep etseler, olası bir antlaşmada Kıbrıslı Türklere % 18 civarında toprak ancak kalır. Haşmetmeap,  44 yıldır Türkiye’nin askeri ve silah gücüyle iki misli toprağın üzerine kurulduğunu unutmuşa benziyor.

Rumlar “aşırı talepkar ve barışçı değilmiş”. Bunun uluslararası diplomaside hiçbir karşılığı yok ki!.

Yalnızca elinde ganimet Rum malı tutanlar ve Kıbrıslıların tümüne ait kamu mallarını söğüşlemek isteyen “beş yıldızlı casinocuları” heyecanlandıran, bildik “blame game” siyaseti.

………………………………………………

UBP vekili Sucuoğlu Rumların: “Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin, yani tek yanlı müdahale hakkının ortadan kaldırılması” ile ilgili niyetini keşfetmiş.

Ne büyük keşif!

Türkiye Dışişleri buna Gutteres belgesinde “yeşil ışık” yakıp konuyu müzakere edebileceğinin sinyalini vermiş, “müstakbel başkanın” haberi yok!

Siyaset böyle bir şey. Ülkesindeki siyasi yönetimin kendi kaderini tayinde muktedir olmadığını düşünen edilgenliği benimsemiş her siyasetçiye ve örgüte daima oynayacağı bir siyasi rol ya da görev verilir. Bazı siyasetçiler de işin kolayını kaçar ve bende demeç verdim babında sıraya girip, ülkesindeki kritik politik kararlarda en son sözü söyleyecek olanın, yani başkası adına “siyasi amigoluk” yapmayı benimser.

……………………………………………..

“Kıbrıs Türkünün bu içerikte bir anlaşmaya evet diyerek, kendi güvenliğini, özgürlüğünü, egemenliğini yok edecek yolu açmasının söz konusu dahi olamayacağını vurgulayan Sucuoğlu…”,

Onun savunduğu koşullarda bunun “son kararını” Kıbrıs Türkü vermiş olmayacak ki!

Adada askeri gücüyle kalıp kalmamaya, denizlerdeki gaz yataklarından nasıl yararlanacağına elbette son tahlilde Türkiye Dışişleri ya da lideri Erdoğan karar verecek. Ve bu yolda Erdoğan liderliğindeki AKP hükümetine de UBP’li vekiller ve daha geçtiğimiz yıl büyük bir hevesle vatandaş yapmaya devam ettikleri Erdoğan yanlısı nüfus karar verecek.  

Türkiye’deki mevcut siyasi iktidar da bunu kendi devletinin geleceği, güvenliği ve egemenliğine ve elbette Türkiye ekonomisinin içine düştüğü krizden minimum zararla ve maksimum faydayla sağlayacağı şekilde verecek. AKP ve Erdoğan, 80 milyon nüfusun ve yarımadadan misliyle büyük coğrafyanın, yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin çıkarlarının, alt yönetimi olarak kabul gören ve uluslararası diplomaside pek ciddiye alınmayan yarım adaya sıkışmış Kıbrıslı Türklerin kendi gelecek kaygılarından daha çok öne vermesi elbette eşyanın tabiatına aykırı bir durum olmayacaktır. 

Sanki Sucuoğlu bunları bilmiyor mu?!.

………………………………………………….

Sayın Sucuoğlu demecinde;

“Rumların diğer bir ortak tavrınınsa, hidrokarbon arama ve sondajlarında Kıbrıs Türkünün hakkını, hukukunu yok saymak, Türk tarafınca bu konuda ortak hareket edilmesi için sunulan önerileri dışlamaya devam etmek olduğunun” altını da çizmiş.

İyi de üstünü çizmedi.

Türkiye devletinin sermayesi ve teknolojisi olmadan, hidrokarbon ile ilgili arama ve sondaj çalışmalarına, hangi sermaye ve teknoloji ile, hangi resmi devlet sıfatı, işin içine bizim adımıza konuşması için Türkiye’yi karıştırmadan nasıl Rumlara öneri sunabildik ki şimdiye kadar?

Üstelik de dünyanın devlet olarak tanıdığı ve bizim de ortağı olduğunu iddia ettiğimiz için zenginliğinden pay istediğimiz Kıbrıs Cumhuriyetini, her allahın günü “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi” söylemleriyle yok sayarak.

Eğer Kıbrıs coğrafyasının tüm sınırları dahilinde çıkması muhtemel zenginliğe ortak olmak istiyorsanız, çözüm ve barış için siz kendi gücünüze, seçmeninize, halkınıza güvenerek uğraşacaksınız. Türkiye bu iş, yönetecekse o zaman elbette uluslararsı siyasi çevrelerde verdiğimiz demeçlerin anlamı başkası adına “siyasi çığırtkanlık” yapmaktır ki bunun da uluslararası camiada hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.  

İşine geldiğinde “Kıbrıs Cumhuriyetindeki hakları üzerinden mammaya koşacaksın.

İşine gelmediğinde, Kıbrıs Cumhuriyeti diye bir varlığı unutacak ve “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi” diye yok sayacaksın. O zaman karşı taraf da “hidro karbon yatağı yok” der olur biter. Durum müsaitse Türkiye güç kullanır. Durgun zamanlarda da sen böyle demeçler verir, en çok kendi seçmenini etkiler ve AKP’den “milli bir takdir” alırsın.

………………………………………………………………….

Başka ne demiş sayın vekil?

“Arkalarına İsrail ve Mısır’ın darbe ile iş başına gelen rejimini de alan Rum tarafı Türkiye ve Kıbrıs Türk Halkı’nın Kıbrıs ve bölgedeki ekonomik haklarını gasp edebileceğini sanıyorsa yanılıyor.”

Hade Erdoğan’dan çekiniyor da onu yağlamak için bu demeci veriyorsun diyelim. 12 Eylül darbesinde senin partin UBP, milletvekillerin, başkanın, hatta partinin kurucusu Denktaş’ın değil miydi “General Kenan Evren ile 12 Eylül askeri faşist rejimini” öve öve yere göğe sığdıramayan?

Demezler mi; “sana ve senin partine mi kaldı darbecilerle işbirliği yapar diye Rum yönetimine karşı demokrasi havarisi kesilip diplomatik başarı elde etmeye çalışmak” .

Ayıp, ayıp…  

…………………………………………………………………

Daha daha ne demiş saygı değer vekilimiz?

“Türkiye ve Kıbrıs Türk Halkı barışçıdır, anlaşmadan, diplomasi ile sorunlara çare bulunmasından yanadır ancak bunlar bir sonuç vermiyorsa haklarının göz göre göre gasp edilmesine boyun eğmeyecek kadar kararlı, bunları mutlaka alacak kadar da güçlüdür.”

Eh bu sefer yarısı doğru.

Kararlı ve güçlü olan Türkiye. Ama elbette halkı değil, siyasal iktidarı. Gücünü de anti demokratiklikten, silahtan, askeriyeden, tekeline geçirdiği gazete ve televizyon kanallarından, 80 yaşına gelmiş hala işkencede, cezaevinde, devletin elinde iken kaybettiği oğlunu arayan Cumartesi annelerine dayak atan polisinden alıyor.

Bu küçük bir çocuğun, kendisinden daha büyük ve güçlü olanı, babası ya da anası ile korkutmasına benziyor. (Nitekim Denktaş ve UBP’nin yıllardır yaptığı, Türkiye’nin tek taraflı askeri müdahale hakkı olmazsa, Rumlar bizi “ham yapar” diye kendi gücüne güvenmeyerek seçmenini korkutan, bunun için de sürekli her çözüm girişimin önüne taş koyan, anlaşma olacaksa da aba altından Türk askerinin sopasını sallamayı ihmal etmeyen “mızır ve hınzır çocuk politikası” bunun en açık ispatıdır.)

…………………………………………………………..

Ve son olarak sözlerini şöyle bağlamış saygıdeğer vekilimiz: “Rum siyasiler, silahlanmayla, yeni saldırı helikopterleri almakla, sağda solda Türk düşmanlığı yaparak müttefik toplamakla Türkiye ve bizi gerileteceklerini zannediyorlarsa yakında ne denli büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayacaklardır.”

Barış diliymiş!

Bu düpedüz bir savaş dili!

Yani demek istiyorsun ki; ne kadar silahlanırsan silahlan, benim anam-babam ya da abim sana her an için dayak atabilir. Çözümü de unut, malı da unut, mülkü da. Kıbrıs Cumhuriyetinden dolayı kimlikleri alır, gaza da ortak olurum.

Demecin özeti bu!

Çünkü çözüm için önerdiği bir şey yok!

Barış mı?

Ne demeye getirmişti Denktaş?

Mevcut statüko savaşa karşı en garanti barıştır.

Yani şimdi hangi diplomat, uluslararası hukuk ya da kuruluş ya da BM ve AB organı Sucuoğlunun bu demecini yeni bir şey söylemiş ya da kendisi gerçekten de Kıbrıslı Türkler adına yeni bir şeyler söylemiş gibi ciddiye alır?

“Ama belki Tatar demeç verdi, Sucuoğlu da millicilikte ondan geri kalmasın babında bir demeçse bu”, bu da zaman sarfiyatından başka bir şey değildir.

Kimseye bir faydası olmayacak, Kıbrıs Sorununa hiçbir ciddi öneri getirilmeden, zerrece öylesine konuşmak, demeç vermektir.

Ama UBP, DP ve Türkiye kökenli seçmenler de, vatandaş yapılan diğer seçmenlerimiz de, böyle demeçleri seviyor demek ki.

O zaman artık bu demografik yapımızla biz yepyeni bir cemaatiz ve UBP, DP ve yeni kurulan ve Türkiyeli kökenlerden oy alan parti de bu yeni cemaatin nabzını tutarak ilerliyorlar.

Annan Planının da buzdolabına kaldırılmasından 15 yıl sonra “sol partiler” de, sanırım biraz da bu nedenle kurdukları hükümetlerde başarısız oldular. Bu süreçte aldıkları oylar da bu nedenle mi geriledi?

Sanırım…

Bu nedenle mi benimki gibi benzeri siyasi makale ve eleştirilerin de okuyucuları ancak benim gibi düşünen marjinalleşmeye meyyal solculardır ve yeni cemaatimizin geri kalanında pek okuyucu bulmamakta ve heyecan uyandırmamaktadır.

Sanırım Kıbrıs’ın kuzeyinde seçim zamanı olmamasına rağmen herkesin en çok politize olduğu ama politikanın da en çok yüzeysel olarak konuşulduğu bir dönemden geçmekteyiz.

Bir sorunumuz da deyip burada durayım.

Bu habere tepkiniz:
TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.