HABER KIBRIS

Dünya Din Fanatizmine, Irkçılığa ve Mikro Milliyetçiliğe Kayarken…

ads
03/11/2018


Halil Paşa


HEPİNİZİN BAŞINA CUMARTESİ ANNELERİ KADAR TAŞ DÜŞSÜN!.

1974-77 yıllarında CIA’in Türkiye Masası İstasyon şefi, aynı zamanda Ankara Büyükelçiliği görevini de üstlenmiş olan Paul Hanze, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yapıldığı gün, dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’a ‘bizim çocuklar başardı’ deyip merakını gidermişti. Bizim çocuklar derken darbeyi gerçekleştiren Kenan Evren ve diğer generalleri kastediyordu. Yıllar sonra gazeteci Mehmet Ali Birand, Paul Henze ile yaptığı görüşmenin sesli ve görüntülü kayıtlarını yayınlayarak Türkiye’de 12 Eylül 1980 darbesinin arkasında Amerikan emperyalizminin olduğunu kanıtladı.

Gazeteci Mehmet Ali Birand öleli beş yıl, ABD’li casus ve eski TC Büyükelçisi Paul Hanze ve ABD Başkanı nam-ı diğer “fıstıkçı” olan Carter öleli ise üç yıl oldu.

ABD kendi casus, siyasetçi ve diplomatlarının ölümüne kadar “gizli” ibareli dosyalarını kamuoyuna açmaz. Ama Hanze ile Carter öldükten sonra aynı tarihlerde Evren’in de cartayı çekmesiyle o yıllara ait dosyaların üzerindeki “gizlilik” de kalkmış durumda.

Bu açılan dosyalardan birisinde Kenan Evren'in, dönemin ABD Başkanı Carter'a gönderdiği 10 Ekim 1980 tarihli mektubu var. "Gösterilen anlayış için minnettarlığımı ifade etmeme izin verin" satırlarıyla darbeye verilen desteğe teşekkür etmiş mektubunda Kenan Evren.

ABD’nin “ricası” üzerine Yunanistan'ın NATO'ya yeniden üyeliğine de yeşil ışık yakacağını açıklamış. Mektuptaki ricayı tırnak içine almamın nedeni bunun o yıllarda Türkiye ordusunun başındaki generallerin ABD’ye minnettarlığının bir ifadesi olarak açıkça anlaşılması içindir.

Dahası da var. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında ABD'nin Ankara Büyükelçisi olan James Spain, darbeden birkaç saat sonra ABD'ye gönderdiği diplomatik notta askeri lideri (Kenan Evren) iyi tanıdıklarını ve Türkiye'nin gerek dış politika gerekse de savunma politikalarının değişeceği yönünde endişe yaratacak bir neden olmadığını söylüyordu.

“12 Eylül askeri darbesi, Türkiye’de yapılan askeri darbeler içerisinde en kanlı, en baskıcı ve en zalim olanıdır” diye de belirtmiş olayım. 

Ama 12 Eylül 1980 ertesinde bu ada yarısında, başta Denktaş olmak üzere, dönemin UBP milletvekili ve bakanlarıyla parti başkanı Eroğlu bu generallere övgüler düzüyor, onun demokrasi her isteyenin istediğini yaptığı rejim değildir” lafını ağızlarına sakız ediyorlardı. Bu Kıbrıslıtürkler o yıllarda da Denktaş ve Eroğluna destek verdiler, bugün de vermeye devam ediyorlar. Tümünüzü de Türkiye’nin 12 Eylül darbesinden beridir işkencede öldürülen ve kendilerine oğullarının ve kızlarının cesetleri bile gösterilmeyen Cumartesi annelerine havale ediyorum.

Yalnızca dönemin Denktaş’ı, Eroğlu’nu ve yardakçısı UBP’lileri değil, onlara oy veren seçmenlerini de!

Hepinizin başına Cumartesi anneleri kadar taş düşsün!  

BREZİLYA’NIN FAŞİZM TERCİHİ

Neden yazdım bütün bunları?

Çünkü 38 yıldır annelerinin işkencede kaybettikleri solcu çocuklarının cesetlerini aramalarına bile yasak konduğu Türkiye, 29 Ekim Cumhuriyet bayramını “kutlarken”, bir gün öncesinde Jair Bolsonaro, Brezilya’nın cumhurbaşkanı seçildi de onun için.

Kim bu Jair Bolsonaro?

Brezilya’nın yakın geçmişinde binlerce solcuya işkence ederek öldüren ABD destekli askeri darbeye ve diktatörlüğüne övgüler düzen emekli bir subay. Seçim konuşmalarında:

 “Brezilya’daki yabancılar ve solcular için; ya bu ülkeyi terk edecekler, ya da hepsini de hapse tıkacağım” diyen ırkçı bir faşist. Irkçılığı LGBT düşmanlığına kadar uzanıyor.

Orta tabakaya dayandırdığı seçim konuşmalarında milliyetçi popülizmin yanı sıra, Bolosonaro, Türkiye Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan gibi, dinci kesimlerin de oylarını süpürmüş.   

Brezilya, Latin Amerikanın ekonomik, coğrafi ve nüfus bakımından en büyük ülkesi.

“1980’li yıllarda bölgesel savaşlar ve askeri diktatörlüklerle kasıp kavrulduğu Reagan –Thatcher bağlaşıklığındaki vahşi kapitalizm dönemi, şimdi ABD-Brezilya’daki seçim sonuçlarından sonra hortlamak üzere mi?” diye düşünmeden edemiyor insan.

ABD’nin sağcı-muhafazakar basını Wall Street Journal’in de desteğini alan Brezilya’nın yeni Cumhurbaşkanı Bolsonaro, bakın seçimleri kazanınca neler demiş:

“Donald Trump'un başkanlık kampanyasındaki stratejisti STEVE BANNON'la tanışmak benim için bir zevkti. Harika sohbet ettik ve aynı dünya görüşünü paylaştık. Özellikle kültürel marxizme karşı güçlerimizi birleştirmek için kampanya boyunca temas halinde olduk.”

Bu, hem uluslararası ilişkilerde, hem de dünya sisteminde bir dönüşümün, üreten ve büyük bir demokrasi krizinin bir belirtisi midir?

Belli ki 2019 yılı yalnızca Kıbrıs ve Türkiye’de değil, dünyada da, belki de 21’nci yüzyılın ilk çeyreğinin en kötüsü olarak anılmaya aday.

YKP

YKP, kuruluşunun 29’uncu yılını kutluyor. Kıbrıs sorununda çözüm ve barışı, adada eşitlikçi- -özgürlükçü-katılımcı-demokratik bir sosyalizmi, enternasyonalizm ilkelerini savunan ve çevreci, anti-militarist, barışçı, ekolojist, toplumsal cinsiyet eşitlikçi mücadelelere verdiği destekle bilinen ve de Kuzey Kıbrıs’ta ismi en çok da “milletvekili genel seçimlerini boykot” etmekle anılan bir siyasal parti.

Boykot edenlerin sayısı çok olsa da, YKP az sayıda taraftara sahip ve muarızlarının en çok marjinal kalmakla suçladığı bir parti.

Ama dünyanın da, ırkçı-yabancı düşmanı-nefret söylemli politikacılara ve bağlaşıkları açgözlü sermaye ile savaş kışkırtıcılara oy verdiği, basın özgürlüğüne histerik saldırılar düzenleyenlere gösterdiği alçakgönüllülüğü çözüm ve barış yanlılarına göstermediği bir coğrafyada YKP için söylenecek tek şey var:

“So far so good”…

TEMPLER ŞÖVALYESİ HEYKELİ

Templos köyündeki şövalye heykeline vatan-millet ve insaniyet üzerinden karşı çıkan yaygaracılara gelince:

Binlerce kişiyi ağırlayan beş yıldızlı otelde bir doktor, bir oksijen maskesi ve tüpü ve de bir elketro-şok cihazı olmadığı için yaşamını kaybeden bir turist için kılınız kıpırdamadı.

Girne betonlaşır, deniz kıyıları beş yıldızlılar tarafından yasalara aykırı bir biçimde işgal edilmeye devam ederken, insanlar artık gece gürültüden uyuyamazken de yine kılınız kıpırdamadı. Templos köyünde şövalyeler yolu üzerine moloz dökülmüş, köyün pek çok noktasında toprak ve molozla dereler ve vadiler doldurulmuş, çevrenin fiziki yapısı değiştirilmiş ve siz hala kılınızı kıpırdatmıyorsunuz da;

Bilmem kaç bin yıl önce Templer Şövalyeleri zalimmiş, ada halkına zulmetmiş ve kurdukları bir köye heykelleri dikilirse Türklük ve İslam elden gidecekmiş gibi koro halinde bağırıyorsunuz. 

Geçtiğimiz gün bir genç kadın Girne Limanında elinde harita gezinirken bana sordu?

Kaleyi gezdim. Girne’de başka yürüyerek gidebileceğim yakında bir yer var mıdır?

Girne Belediye başkanı ve Templos köyündeki gönüllü İnisiyatif üyeleri tam da köyün tarihini ve doğasını öne çıkaracak bir şeyler yapmaya başlamışlardı ki;

Milliyetçisinden İslamcısına, döndüreğinden, her devrin adamına, “istemezükcüler” nüksetti.

Larnaka’da Kıbrıs’ı fetheden, Lala Mustafa Paşa, Piyale Paşa sokaklarının orijinal isimleri niye orada duruyor, Rumlar Baf Kalesini ve öne çıkmış Osmanlı ve Arap eserlerini niye koruyor hiç düşündünüz mü? 

Tarih mirasıymış, Turizmmiş, evrensel dilmiş…

Dedim ya dünya mikro milliyetçi, ırkçı, dinci söylemlerin peşinden savrulmaya devam ediyor. Bu nedenle işimiz zor. 

Ama ya biz ekolojistler, sosyalistler, enternasyonalistler, kadın ve LGBT hakları savunucuları, eko-turizmciler ve evrensel dilimiz de olmasaydı?

Bu habere tepkiniz:
TAGS: halil paşa, Dünya Din Fanatizmine, Irkçılığa ve Mikro Milliyetçiliğe Kayarken…
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.