GELECEĞİN TOPLUMU VE KIBRIS: 4

ads
07/12/2018

ads

Halil Paşa Halil Paşa


GÜNEY VE KUZEY KIBRIS FARKI:

Artık adanın Kuzey ile Güneyi tamamen ayrışmış durumda! Birkaç gün adayı dolaşınca, ilk kez ziyarete gelen bir turist bile iki coğrafya arasındaki farkı gözlemleyebilir.

Güney AB üyesi olmanın avantajlarını iyi kullanmış. Hala olumsuzluklarını taşısa da yine de kendi yağıyla kendi ciğerini kavurarak bir de ekonomik kriz atlatmış. Temiz düzenli sokak ve caddeleri,  geniş ve güvenli oto yolları, kişi başına düşen geliriyle Kuzey’e büyük fark atmış durumda. Kıyıları betonlaşmaktan kurtulamamış olsa da, halkının ücretsiz plajlara girişini, denizinin kirlenmesini bir miktar önleyebilmiş. Dohni, Kalavason, Alaminyo, Kakopetriya, Kalopanaya, Omodos ve daha pek çok köyde eko-turizme epey yatırım yaparak bir taraftan doğayı korurken, diğer yandan da köylülerin turizmden para kazanmalarını sağlayacak şekilde onları da sorumluluk ve iş sahibi yapmış. Bugüne kadar kumarhane işine bulaşmayarak, kendi halkının da kumarla kirlenmesine mümkün olduğunca engel olabilmiş. Elbette Güney Kıbrıs da değişmiş. Lefkoşa’da daha Ledra Sokağına girer girmez, kozmopolit bir kültür karşınıza çıkıyor. Filipinlerden Hintlilere, Balkanlardan Uzak doğululara çeşitli dillerin konuşulduğuna, marketlerine, farklı mutfaklara tanık oluyorsunuz. Dünyanın çok kültürlü halini Kıbrıs yaşamına adapte etmeyi başarabilmişler.

Kuzeyin sokaklarında dolanırken, Güney’deki gibi artık o eski ada yaşamına rastlamanız mümkün değil. Değişim ve çok kültürlülük dünyanın bütün ülkelerinde var. Bu da üzülecek bir şey değil, aksine bir zenginlik olarak kabul edilecek bir durum. Bu noktada ülkeyi yabancılarla paylaşmaktan şikayetçi olan “Kıbrıslı Türk mikro milliyetçilerinin” şikayetlerine katılmıyorum. Ancak şu da bir gerçek! Kıbrıslıtürkler kendi kültürlerinin, Türkiye kültürü tarafından asimile edildiği, baskılanıp ortadan kaldırıldığı günlerden geçiyorlar. Artık özel işyeri sahiplerinden işçilere, devlet görevlilerinden din işlerine, büyük sermayeden görsel ve işitsel medya patronlarına, özel okullardan üniversitelerden siyasal parti ve parlamentoya, bankalardan mafyatik ilişkilere, müteahhitlerden spor taraftarına varıncaya kadar toplumun Türkiye iktidar erkinin tahayyülüne uygum bir çok kültürlü yaşam, her geçen gün ağırlığını hissettiriyor.

KIBRIS KÜLTÜRÜ VERSUS TÜRKİYE KÜLTÜRÜ

Demem o ki yakın gelecekte adanın Güney coğrafyası, Kıbrıslırumların baskın olduğu, daha modern, daha varsıl, daha planı ve daha batılı bir çok kültürlü yaşama doğru evrilirken, KuzeyKıbrıs’taki çok kültürlülük içerisine Kıbrıslıtürkleri de alan Türkiye iktidar erkinin baskın olduğu bir çok kültürlülüğe doğru evrilecek gibi.

Zaten Kıbrıslıtürklerin sağ-sol hemen her iki kesiminde de dillendirilen “yurdumuz elimizden kayıp gidiyor” şikayetleri de bu noktada yoğunlaşmışa benziyor.

Kıbrıslı Türk mikro milliyetçiliğine teslim olmadan; barışçıl, demokratik bir çok kültürlülük” bu eşiği aşmak adada çözüm ve barış heyecanın devamına…

Türkiye kültürünün baskın olduğu çok kültürlülük ise, kaba bir tanımlamayla adanın Taksimine yol açacaktır.

1974 yılından bu yana toplumumuzu başta UBP ile DP olmak üzere; “Türkiye’nin parasını en iyi ben alır-dağıtırım” anlayışıyla hükümet etmiş tüm siyasal partiler ve onları oylarıyla seçen biz seçmenler, kaybolmaya, ya da azınlıkta kalmaya aday kültürümüzün en büyük sorumlularıyız.

Öte yandan Kıbrıslı seçmen de, seçtiği politikacılar da, biliyorlar ki, görünebilir bir gelecekte çözüm olmayacak. Yakın geleceğin Kıbrıs’ı, elbette 1963-74 getto yıllarının, 1960-63 Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklığının ve öncesindeki İngiliz koloni yönetiminin devrindeki Kıbrıs’ı da olmayacak.

Ya çözüm ve barış ile adada Kıbrıslırumlarla yaşayacağız.

Ya da çözüm diye diye, Türkiye’nin alt yönetimi olmaya alışacağız.  

Biz Kıbrıslıtürkleri yakın gelecekte bekleyen “çözüm” budur ve ikincisi çözüm diye cemaat olarak “çözülmemizi” ve “korunmaya muhtaç azınlık kültürü” durumuna kadar gerilememizi pekiştirecektir! 

Kesin bir tarih vermek gerekirse 2004 yılı en kritik kırılma noktasıydı ve Annan Planı referandumundan beridir adamızın kuzeyi hızlı bir biçimde Türkiyelileşirken, bu olay cemaatimiz içerisinde Kıbrıslılıkla malul  “mikro milliyetçiliği” de beslemektedir.

İkisi de tehlikelidir ve Kıbrıs’ta çözüm ve barışa hizmet etmemektedir.

Önümüzdeki beş yıl, bugüne kadar kalemini ve kimliğini şeytana kaptırmayan olabildiğince demokrat, aydın ve solcu kalabilenlerimiz için de zor bir sınav dönemi olacaktır.

07/12/2018 09:32
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.