HABER KIBRIS

ad

Ada-Turizmi Merceğinde Templer Şövalyeleri

ads
23/10/2018

ads

Halil Paşa Halil Paşa


 TEMPLERLER ESKİ ÇAĞIN TARİHİNİN BİR FİGÜRÜDÜR

Ortaçağ tarihçilerinin bir kısmı Templer  Şövalyelerinin, 1119 yılında Kudüs’te kurulduğu noktasında birleşir. Başta 9 şövalyeden oluşan grubun amacı Hristiyan hacıları korumaktır.

Templerler 1129 yılında Katolik Kilisesi tarafından da resmen tanınca şansları  yaver gider.

Kudüs’ün fethi sırasında gösterdikleri savaşçılıkları, onlara Kudüs Kralı tarafından ‘Süleyman Mabedi’(1) tahsisiyle onurlandırılmalarını ve Papa tarafından her yerde rahatça hareket edebilecekleri imtiyazları sağlar. Sonuçta Tapınak Şövalyeleri olarak da adlandırılan grubun sayısı kısa sürede 15. 000’lere ulaşır. Bu arada Kudüs’e gidecek olan Hristiyan hacılara, orada harcayacakları paralarını Avrupa’da alıp tarihte ilk kez adeta bankerlik kurumu gibi çalışan kazançlı bir işi de başarıyla yerine getiriler.

Avrupalı soylular, ünlenip güçlenen Templerlere katılabilmek için adeta sıraya girer ve bu uğurda servetlerini harcarlar.  Bu onları parasal olarak daha da güçlendirir.

Bugünün dünyasında maddiyat güç ve iktidarın kirlettiği her şey gibi, ilkel ve barbar bir yaşamın hakim olduğu ortaçağda, bu kirlenme Şövalyelere  ziyadesiyle bulaşır.

Templerler için de “zıtların birliği” kuralı işlemeye başlamış ve  bir yandan “güç kirlendirirken” aynı anda kaçınılmaz olarak “çürümeleri de başlamıştır”.

Bir süre sonra kafa tutmaya başladıkları Avrupalı kralları tarafından tehdit olarak görülen Templer Şövalyeleri,  1189’da Kudüs’ün Haçlıların elinden çıkmasıyla güç kaybederken daha bir zalimleşirler.

Fransa Kralı IV. Philippe’ in, “kafirlik”, “eşcinsellik”, “dinsizlik” ve “putperestlik” suçlamalarına maruz kalıp Papa tarafından da aforoz edilmeleriyle, çevrede bilinen ve bulunan ne kadar Tapınak Şövalyesi varsa hepsi de yakılarak öldürülür.

TEMPLERLER VE MASONLUK

Hatta ilk yakılarak öldürülmenin 13 Ekim 1307 yılı, Cuma günü gerçekleştiği ve  13 rakamının uğursuzluğunun bu tarihten kaynaklı olduğu söylenir.

Rivayet olunur ki bu engizisyon zulmünden kaçabilmeyi başaran Tapınakçıların bir kısmı yer altına saklanmış, daha sonra ‘Masonluğun’ temellerini atmışlardır. Dünya siyasetini ve ticaretini yönettiklerinden, herkesi etkileri altına aldıklarından dem vurulan ‘İllüminati ve Masonlar’ın kaynağı oldukları iddialarına gelince:

‘İllüminati’ , akla mistisizmi, parayı ve gücü getirir.

Peki Tapınak Şövalyelerinin temelini oluşturduğu Masonluk, bunlara nasıl sahip olur?

Makalenin girişinde Avrupalı prenslerin Templer Şövalyelerine katılmak için para akıttıkları yazmıştık ya. Birincisi bu paralala

İkincisi Tapınak Şövalyeleri’nin, de Kudüs’te ‘Süleyman Mabedi’ olarak da bilinen mabette ikamet ettikleridir. Bunu da dipnotumuzda açıklamıştık. Kur’an’da da Hz. Süleymandan sık sık bahsedilir ve büyü yapmayı bilen cinlerden faydalandığı ve fakat bu büyüleri insanlara anlatılmasının yasaklanmış olduğundan bahsedilir. Buna rağmen bu cinlerin bildikleri büyü ve sihirleri, dönemin falcıları ve kahinleri ile paylaşanların ahirette uğrayacakları ziyandan da bahsedilir. (2)  Kahin ve büyücülerin bu bilgilere sahip olduklarını öğrenen Süleyman’ın derhal bu sihir ve büyülerin yazılı olduğu kağıtları toplattığı ve kendi mabedine gömdürdüğü söylenir. Tapınak Şövalyelerinin bu kitaplara ulaştıkları, Masonluğa terfi etmelerini de buna borçlu oldukları başka bir rivayet konusudur.

Tapınakçıların bu gizli öğretilere ulaşarak sihir ve büyü ile uğraşmış olmaları ve bunun sonucunda da maddi güç elde etmiş olmaları ne kadar olası? Masonlar dediğimiz topluluğun şu an elinde bulundurdukları söylenen ‘gücün’ kaynağı bu kitaplar ve içlerinde yazan sihir ve büyüler mi?

İnanan merak eden tarihi karıştırıp uğraşsın! Bu konuda kimseyi tutan yok!

NEDEN TEMPLER ŞÖVALYELERİNİN HEYKELİ DİKİLMELİ?

Hele de bu küçücük toprak parçasına sahip adamızı beton yığınına çevirerek, Girne’de vadilerimize inşaat artıklarını dökerek, derelerimizi molozla doldurarak, denizlerimizi kirleterek, kumarla, kadının vücudunu bir metaya dönüştürüp plajlarımızı bize kapatmakla, güya turizmden para kazanılacak diye Girne’mizi doğadan koparıp bizden yabancılaştıranlara şunu hatırlatırız.

Bizi eski çağ tarihinin bir parçası olan Templer Şövalyelerin, bu köyün kurucusu olduklarına dair tarihçilerin yazdıkları da, konuyla ilgili rivayetler de, hikayeler de ilgilendiriyor!

Sizin turistik kumarhanelerinizden ve kadın ticaretinizden yüz kere, bu eski tarih ve rivayetleri sizin kirlettiğiniz adamızdan bin kere ve hatta yüz bin kere  “daha az hastalıklıdır” ve doğamıza zarar vermeden katkı yapacak köyümüzün belki de en önemli tarihi varlıklarındandır.

Templos köyünün yetiştirdiği ender entelektüellerimizden Haşmet Gürkan ile Ali Nesim köyün kurucusu olan Templer Şövalyelerini araştırmaya başlamış ve ne yazık ki tamamlayamadan bu dünyadan göçüp gitmiş iki değerli araştırmacımızdır.

Sanırım bu yıl önceki yıllarda çok daha zengin gerçekleşen ve Kıbrıs’ın da en derli toplu festivali olarak gördüğüm Zeytinlik Festivalinin ilk gecesinde toplum lideri Akıncı ile başbakan ve hükümet üyelerinin de bulunduğu kalabalık, köyün meydanında Templer Şövalyesi heykelini açtı ya. 

İşte o gece, bu adada “temiz turizm” için de önemli adımlardan  birisi daha atılmış oldu.

Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü, Zeytinlik festivalinin organizasyonunda görev alan belediye emekçileri ile öyle bir seferber oldular ki, festivalin dikkatli ziyaretçileri önceki yıllara göre kalitesinin bir üste çıktığını fark etmekte zorlanmadılar.

Betonlaşarak kaybedilen Girne’nin turizmine, yeşil, sakin, Zeytinlik/Templos gibi uluslararası festivallerin organize  edilerek adamızın çok daha etkin bir turizm çekim merkezi haline gelmesi “temiz turizm” için de şarttır.

Bu arada köydeki Templer Şövalyesi heykeline karşı sallanan “dinci ve milliyetçi” engellenme çabalarına karşı moralimizi bozmadan Girne Belediyesinin Templos/Temroz/Zeytinlik köyündeki Templer Şövalyesi heykeline gelince. Destek vermeliyiz.

Çünkü

1.Bu adanın tarihi, bugünlerde rüzgarın esintisine uyup Türk Milliyetçiliğinden Osmanlıcılığa terfi eden “bukalemunlarının” dediği gibi, Osmanlı’dan ibaret değildir. Templerlere  ve hatta onlardan da geriye uzanan çok daha eski bir tarihi vardır. Adanın bu eski tarihi, “Turizmin başkenti” ilan edip doğasını mahvedip kendimize bile yabancılaştırdığımız Girne’miz için, adamız için, çok daha temiz ve yeşil bir turizm için de gereklidir.  

3.Templerleri araştıran ve Templos köyündeki izlerini süren, köyün yetiştirdiği iki entelektüeline, Haşmet Gürkan ve Ali Nesim’e bir saygının ifadesidir.

3.Köyün tarihi varlıklarını ada dışına kaçıran İngiliz sömürge yönetiminden Amerika ve diğer Avrupalılara, kaçırdıkları eserlerin ait olduğu tarihsel mekanların, hikayeleriyle birlikte inadına burada Kıbrıs’ta olduğunu hatırlatmaktır.

4.Templos’un yalnızca asırlık zeytinleri, sakin köy yaşamı, bir “derviş” mezarı, doğa harikasında yürünen şövalyeler yolu ile değil, eski tarihe ait bir geçmişinin de olduğunu öne çıkarmaktır.

 Adamızın en derindeki tarihi köklerine uzanmakla, beş yıldızlı beton dikicilerin, casinocuların, gece kulüpçülerinin, kadın satıcıların elinde kirlenmeye yüz tutmuş adamıza ve turizmimize ancak bu şekilde nefes boruları sağlayabiliriz.

Varsın, aramızda at gözlüğüyle dünyaya ve köyümüze bakanlar, “her devrin adamı bukalemunlar”, istedikleri kadar ortalığı birbirine katsınlar.

Dün illa da bir derviş, bir bilgiç, bir savaşçı, bir aziz ya da mistik kişiliğe sahip bir kişi olarak bilinen ve köyün entelektüeli Ali Nesim tarafından da öyle tanımlanan mezarını yıkıp, başındaki tarihi taşı çıkartıp da yerine Osmanlı sarığı giydirmenin, köylünün mum yakması yani ritüelini engellemenin yanlışlarından dönüldüğü gibi, Templer Şövalyesi heykelinin de bu köyün eski tarihi olarak turizme kazandırılması ve dahası bu amaçla propagandasına hemen ve en geniş şekilde başlanması gerektiği anlaşılmalıdır.

Zeytinlik/Templos/Temroz…(3)

Böyle eski çağa ait bir köy Güney’de olsaydı, şimdiye çoktan Templer Şövalyesi heykeli dikilmiş, yanına birkaç replika kondurulmuş ve bol bol turizm propagandasına eklenmiş olurdu.

Templos adamızın eski çağ tarihine sahip köylerimizdendir. Ve adamızda “uluslararası festivali” ile ünlendiği kadar, “tarihi, temiz ve yeşil, turizmi” ile de öne çıkmalıdır.

…………………………………………………………….

(1)M.Ö. 970 – M.Ö. 930 yılları arasında yaşadığına inanılan dönemin zenginlerinden Hz. Süleyman’ın ihtişam içinde yaşadığı ‘Süleyman Mabedi, Süleyman Tapınağı veya Kutsal Ev’ olarak bilinen ve bir duvarı halen ünlü “Ağlama Duvarı” olduğu söylenen yer.

(2) (Bkz. Enbiya Suresi - 81, Bakara Suresi - 102, Neml Suresi 16 – 17)

(3) Her üç isim de kullanılmaktadır. Ben tarih ve turizm gözlüklerimi giyince, asırlık zeytinlerin, eski ve yakın tarihinin hem korunması ve hem de “yeşil ve temiz turizm” için üç ismin de kullanılabileceği kanaatindeydim. 

Bu habere tepkiniz:
TAGS: halil paşa, templer şovalyeleri
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.