HABER KIBRIS

Azteklerden bu yana değişti?

ads
20/01/2018


ads

Halil Paşa


KİTABIN ADI: AZTEK

Bir aya yakın bir zamandır, seyahat edeceğim Meksika hakkında tarihinden coğrafyasına, turizminden tarih öncesi uygarlıklarına, şehirlerinden devrimlerine, elimin altındaki kitapları, önemli olduğunu düşündüğüm cümle ve paragraflarının altını çizerek okuyorum. Sonra çizdiğim cümle ve paragrafları daha bir kısaltarak notlar alıyorum.

Siz siz olun. Seyahate çıkmazdan önce gideceğiniz yerler hakkında bilgi biriktirin. Bunun için de sınava girecekmiş gibi önceden dikkatle okuyun ve not alın. Hatta varsa ilgili filmleri seyredin. Google Amca’ya giriş yapıp, orayı ziyaret etmiş gezginlerin notlarına bir göz atın. Ne yenir ne içilir? Bunun için ziyaret edeceğiniz ülkenin mutfağına dalın. Yemek pişirmeniz veyahut da yiyip içmeden illa da zevk almanız gerekmez. Yemek de bir kültürdür ve beyninizin açlığını gidermiş olursunuz. Bu arada damak tadı da bonusu kalır yanınıza. 

Sözü yazarının Gerry Jennings olduğu ve benim de okumakta olduğum AZTEK isimli yeni başladığım Meksika tarihini roman tadında anlatan kitabına getirmek istiyorum.

Kitabın bir yerinde yazılanları önce paylaşıp, sonra da üzerinden bir yorum denemesine girişeyim diye düşündüm bu hafta.

İHTİYAR KAHİN, ÇOCUK VE BABASI.

Aztekler döneminde, yani tarihin daha ilk yüzyıllarında geçen bu hikayede, baba, çocuğunu yanına alıp, hem Pazar yerini dolaşmak hem de ona pazarda karşılaştıklarıyla ilgili olayları, içine kendi yaşam tecrübelerini de katarak anlatmak uğraşındadır.

Pazar yerinde karşılarına çıkan dilenci, babaya, 2 kakao tanesi (o zamanda pazarda para yerine kakako tanesi geçiyor) vermelerinin karşılığında hem gelecekte başlarına gelebileceklerle ilgili kehanette bulunmak ve hem de çocuğuna nasihat vermek istediğini söyler.

Baba: “Geleceği öğrenmek istersem kahinlere giderdim” diye cevap verir.

Dilenci ise “bir taş ocağı ustası olduğunu da anlar mı gideceğin Kahin” deyince taş ustası baba hayretle dilenciye döner ve “ama sen kahin olmalısın, Peki…?” demeye varmadan babanın sözünü kesen dilenci:

“Geleceği görüyor ama üst baş perişan, avucumu açmış neden mi dolaşıyorum?”  diye babanın yerine kendi sorar soruyu. Ve de devam eder:

“Çünkü ben gerçeği söylerim, insanlar ise gerçeğe pek az değer verirler. Kahinler kutsal mantarları yerler ve senin yerine düşünürler, çünkü ne kadar düş görürlerse o kadar para alırlar. Beyim, parmaklarınızın arasına girmiş kireç tozunu gördüm; ama elleriniz bir işçinin balyozuyla veya heykeltıraşın keskisiyle aşınmamış. Gördünüz mü? Gerçek öylesine ucuz ki, bedavaya bile söylerim.”

“Eğlenceli bir üç kağıtçısın sen. Ama başka yere gidiyoruz” diye alayla karışık güldüğü dilenciden kurtulmaya çalışır yine de baba. Çocuk da babasını taklit eder ve ihtiyara güler.

Dilenci ısrarcı olur ve “durun” diye seslenir. Sonra da oğlunun gözlerine bakar.

“Çocuk senin özelliğin nesnelere ve bu dünyanın işlerine yakından bakıp açıkça görmek ve neden önemli olduklarını anlamaya yatkın olacak hep. İlk başlarda belki de yakından bakıp görmek, uzağı, ileriyi görenlerin atladıkları gerçekleri ayırt etmeni sağlayacak. Eğer faydalanırsan, bu yetin seni zengin ve yüce kılacak.”

Baba içini çeker ve çantasına elini atıp bir kakao tanesi çıkarmaya hazırlanırken dilenci onu durdurur ve şöyle der:

“Oğluna zengin olacaksın demedim. Ona güzel bir prensesin elini, seçkin soylu olacağını ya da maddi bir serveti falan vadetmedim. Oğluna yalnızca gerçekleri göreceğini söyledim. Ve maalesef, gördüğü gerçekleri söyleyecek de. Bu da ödülden çok ona bela getirir. Böylesine muğlak bir kehanet için, beyim, sadaka kabul etmem.”

Baba; bir yandan kahin mi dilenci mi şüpheye düşmeye başladığı ihtiyara zorla bir kakao tanesi vermeye çalışırken, diğer yandan da “ama artık bizim için kehanette bulunma ihtiyar!” diye sesini yükseltmiştir bile…

Ben burada durup, üçlüyü, 2 bin yıl öncesinin ve adamızdan da binlerce kilometre uzakta olan o Maksika Guatemala sınırındaki pazar yerinden, kitabın 82’nci sayfasında bırakayım. Meksika’nın ve dünyamızın o yıllarını merak eden kitabı alıp okur.

Ne diyordu ihtiyar kahin?

Gerçeği görmek için yakından bakmak gerekiyor! Yani bir şey hakkında bilgi edinmek için önce gerçeğin ne olduğunu merak etmek, bunun için de inceleyip zaman ayırmak gerekiyor. Ama ihtiyara göre iş bununla da bitmiyor. Gerçeği görüp bir de söylemek gerekiyor. Bu noktada gerçeği görüp de söylemenin insana ödül, maddi bir servet, “başarı” değil, bela getirebileceğinden bahsediyor.

Yerküredeki insanların servetlerine ve yönetsel yetkelerine göre, güçlü-zayıf olarak sınıflara ayrıldığı köleci toplumdan beridir, muğlak da olsa, maalesef, insanın gerçeği görmesinin yanında, bir de söylemesi ona her zaman ödül değil ama daha çok bela getirmiştir.

Bu nedenle rüşvetin, yolsuzluğun, hırsızlığın kokusu çıktığında, ülkenin en yetkili yöneticisinin bankadan çekip yatırdığı servetler, dağıttığı hediyeler, kazancının çok üzerinde olsa bile, markette rafları dizen işçiden kasiyerine, en ücra köyünde yaşayanına herkes bunu konuşmaya başladığında, yalnızca bu gerçeğin “görmek” kısmı açığa çıkar. Sonrası o ülkenin uzmanlarının, güvenliğinden sorumluların ve adalet dağıtanlarının daha yakından bakmasını, konuya el atmasını gerekli kılar.

Ama bütün bunlar da yetmez bazen.

Görünen gerçeği söylemek, önce not almak ve sonra dile getirmek, yazmak da gerekir.

Medya bunun için vardır.

NOT EDİN

Bu durumda ihtiyarın kullandığı 2 sözcük gelip karşınıza dikilir. Birisi “maalsef”, diğeri  ise “muğlak”!

Maalesef en yakınındakileri, siyasette teşrik-i mesai yaptığı en yakın “siyasi dostlarını”, yani olayın yakın tanıklarını, bilenleri ama gerçeği söylemek bir yana maalesef tam tersini söyleyenleri bir yere not edin!.

Aynı dertten muzdarip olmanın ve kendinin de benzer açığına halel gelebileceği hasebiyle görmeyip de görmüş gibi ve tersini söyleyerek olayın üstünü örtmeye çalışanları da not edin bir yere.

Bir de gidip oylarıyla destek olanları, hırsızlığa onay verip hala ortalıkta bununla övünenleri de not edin!

Bu arada “herkes kendi layığı ile yönetilir”, dışında başka bir şey söylemeyip “çaresizliği ve acizliği” dile getirenleri... Onları da not edin.

Karamsarları, “bu mayadan bir b.k olmaz” diyenleri ve hiçbir şey olmamış gibi ülkeyi yönetmeye devam edecek” diyenleri de…

Ve külliyen not edin.

Bu adanın Kuzey yarısı gerçekten de yukarıdakilerin toplamıyla hiçbir b.k olmaz!.

YAŞAMIN KURALI

Yukarıdaki Aztek hikayesinde baba; “ama artık bizim için hiçbir kehanette bulunma ihtiyar!” derken belki de karşısındakinin hala dilenci açıkgözlüğünde daha çok kakao tanesi sızdırmayı planlamış olabileceğini düşünüyordu.

Çünkü büyük bir olasılıkla, görüp de gerçeği tüm çıplaklığıyla söylememenin yaşamın bir kuralı ve kaçınılmazı olduğunu benimsemişti. Bu nedenle baba, kahin-dilenci her neyse, ihtiyarın “maalesef bu muğlak nasihatlerinden ” uzak tutmayı düşünmüştü oğlunu.  

Demem o ki o hale geldik ki bu adayarısında; herkes diğerinin söylediğinin arkasında, aslında başka bir şey planladığını düşünüyor. 

Peki nasıl iyi bir şeyler inşa edeceğiz, bu güven, bu edilgenlik ve bu aç gözlülük ve de bozulmanın siyasetin en tepelerine çoktan ulaştığı bu coğrafyada?

……………………………………………………………….

Sonraki 2 hafta ben yokum.

Meksika Guatemala dolaylarında dolaşacağım.

Belki buralarda bulamadığım cevapları o ülkelerde bulur, görür, yazarım.

ads
Bu habere tepkiniz:
TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems