HABER KIBRIS

Kıbrıs sorunu çözüme hazır değil!

ads
10/02/2019


Halil Paşa


KIBRIS ANLAŞMAZLIĞININ YAKIN GEÇMİŞİ

1968 yılında Beyrut’ta başlayan Denktaş-Klerides görüşmelerinden bu yana Kıbrıs Sorunu, her müzakere ertesinde duvara toslayarak çözümsüz kalmayı sürdürüyor.

İngiliz Koloni döneminde her iki cemaatin adadaki varlığına (nüfus, kültür, mülkiyet vb.) bakarak, İngiliz sömürge yönetimi döneminde muhtariyetten (özerklik) üs karşılığı bağımsızlığa kadar (Mc Millan Planı) çözüm önerileri sunulmuştu.

Makarios yıllarca maximalist davranarak kendine ileride büyük olasılıkla Enosis’i bile gerçekleştirebilecek imkanlar sunan İngilizlerin “geçici muhtariyeti” reddederken, Denktaş’ın 1968 Beyrut görüşmelerinde Kıbrıslı Türklerin kantonlara sıkışmış özerk bölgelerde yaşamayı kabul etmelerini dahi elinin tersiyle itmişti.

20 Temmuz 1974 tarihinden sonra uzun bir süre Denktaş ve UBP’nin “Kıbrıs Sorunu çözülmüştür konu barışla ilgilidir” tezinin yanlışlığı, Butros Galli ve Perez De Cuellar’ın “Güven Yaratıcı Önlemler” paketi ile fos çıkmıştı.

20 Temmuz 1974 Kıbrıslıtürkler arasında bir zafer havasında Taksim heyecanı ile karşılandı ama daha askeri harekatın hemen ertesinde adaya taşınan Türkiyeli nüfusun yaşam biçimiyle ters düşen Kıbrıslıtürkler, önlerine atılan ganimetle meşgul olmayı daha “akıllıca” bulmuşlar ve KTFD’yi, KKTC’ne taşıyana kadar Denktaş ve UBP’ni desteklemişlerdi. .

Zaten yakın geçmişinde hem Elen Milliyetçisi EOKA kafalı Kıbrıslırumların ve hem de Turancı Denktaş-TMT rejimi ve Özel haraket dairesi subaylarının daha taze olan siyasi korkularından muzdarip ve yaşamının her evresinde edilgen kılınmış küçük bir toplumun, 1963’den beri görmediği  “ganimet ve yağma hasanın böreği” bolluğunda durup da geleceği düşünecek zamanı ve iradesi mi olurdu?

Bir dönem Rumların savaştan kaçarken bırakmak zorunda kaldıkları taşınır-taşınmaz malları soyup soğana çevirme, Denktaş ve UBP’li siyasetçi ve bürokratlar eliyle dağıtarak geçirildi.  O yıllara ganimetin yağmalanmasının üzerini savaşta “şehit” olanların kanıyla örtme zamanıydı. Siyasi olarak bunu da en iyi organize eden Denktaş’ın da kurucusu olduğu UBP ilk 10 yılda, en iyi şekilde yerine getirdi.

Öte yandan Kıbrıslırumların cephesinde, olaya bakarsak; savaşta hem Yunan Cuntasın 15 Temmuzdaki askeri darbesi  ve hem de Türk Ordusunun 20 Temmuzda askeri müdahalesiyle çok miktarda can kayıpları oldu. Muazzam bir göç ve travma yaşadılar. Köylerini, mal, mülk ve servetlerini alamadan, uçakların ve tanların bombaları altında güneye göç etmek zorunda kaldılar. Güneyde, Kuzeye göre  üçün birine bile denk gelmeyen mallarına ve kalacak ev bulamayanlar da bir süreliğine çadırlara yerleşmek zorunda kaldılar. 

Özetle Kıbrıslıtürklerin bayram ettiği günler, Kıbrıslırumların travma yaşadığı zamanlardı.

(Her ne kadar Kıbrıslırumlar savaşta mallarını kaybeden taraf olduğu için doğallıkla talep eden taraf da onlar olmalıydı ve öyle de oluyordu.

Nihayet 2004 yılında “Planların planı Annan Planı” bir çeşit “ana plan” olarak fedaralizmi en ince detayına kadar binlerce sayfalık yazıya dökmüş ve büyük heyecan yaratarak referanduma kadar götürülmüştü. Bu noktada, Elen Milliyetçiliği ve Kilisenin maksimalizmine, AKP’nin, “Kıbrıslırumların oxi”sini önceden tahmin edebilme pragmatizmi eklenince “çözüm treni” de kaçırılmış ya da sorunun derin dondurcuya kaldırılmasının şartları doğmuş oldu.

ÇÖZÜM(SÜZLÜK)DE YENİ PARADİGMALAR

20 Temmuz 1974, adanın siyasi tarihinde bir milat oldu. Birkaç yıl içerisinde Kıbrıs Sorununa siyasi çözüm arayışlarında, Kıbrıslıtürkler için adanın dağınık bölgelerinde “kantonal özerklik” değil, 1977-79 doruk antlaşmalarıyla “iki bölgeli federal bir çözüm” Türkiye’nin askeri müdahalesi sonunda oluşan yeni siyasal statü ile kabul edilmek zorunda kalındı.

Böylece İngiliz sömürge dönemi ile 1963-74 yılları arasında nüfus olarak adada “azınlık” olan Kıbrıslıtürkler, yalnızca “siyasi eşit” değil gerçekten nüfus olarak da eşit olmak için kolları sıvadılar.     

1974 yazından sonra adanın kuzeyine Türk milliyetçisi-İslamcı (Ecevit çıkarma emrini veren Başbakan olsa da hemen sonrasında Türkiye’de muhafazakar-ırkçı-İslamcı- MC hükümeti kurulmuştu)  Türkiyeli nüfus yerleştirilmiş ve onlar da Kıbrıslıtürkler gibi komşularının savaş ganimetlerinden misliyle ve doya doya yararlandırılmışlardı.

Kim bir ömür çalışma sonunda elde edilecek içi eşya dolu evin, dönümlerce  bağ ve bahçenin sahibi olmak için “kurtarıcısının” önünde takla atmazdı. Bu adanın Kıbrıslıtürk solcusu ve sağcısı o ganimete bulaştı, ya da bir şekilde bulaştırıldı.

DÜNYADA DEVRİMCİ BİR DÖNÜŞÜM OLMAZSA BU YIL DA ÇÖZÜM YOKTUR! 

Marks; “İnsanların yaşam biçimini belirleyen bilinçleri değildir; ama onların bilincini belirleyen sosyal yaşam biçimleridir” diye yazar. “Türkiyesiz Kıbrıs Sorununu çözülmez” diye KKTC milletvekilliğine, bakanlığına, sorunun çözümü için görüşmeciliğine talip olan siyasiler pek ala biliyorlar ki; “ancak Türkiye ve burada yerleşmiş taraftarlarının sosyal yaşam biçimi, yani maddi çıkarları elverdiği ölçüde Kıbrıs sorununu çözmeye istekli bir taban harekete geçirilebilir.”

Aksi halde bugün mecliste vekili bulunan siyasi partiler, Kıbrıs Sorununun çözümünde, çoğunluğun “Türk milliyetçiliği ile AKP’den mütevellit İslamcılığından ” kaynaklı “anti federal ve anti birleşik Kıbrıs” taleplerine karşı ısrarcı olurlarsa, Kıbrıs sorununun çözümünden daha çok değer verdikleri sandalyelerinin bir kısmını daha kaybetmekle karşı karşıya kalabilirler.

Bu nedenle bundan sonra Kıbrıs sorununun çözümünde gerçekleri, her iki toplumun marjinal sol ve demokrat kesimlerinden…

Sorununun çözümüne ilişkin demagojik yorumları ve “çözümün suçunu birbirlerinin üzerine atmaya çalışarak kendi statükolarını haklı göstermeye çalışan görüşmeci, siyasetçi ve pek çok kılığa girebilme yetisine sahip milliyetçi kalemşörlerden” dinleyebilirsiniz.

Sayın Akıncı, Annan Planı referandumdaki Rum “oxi”sindan sonra Kıbrıs Sorununun çözümünün derin dondurucuya konacağını söylemişti.

Çözüm hala orada, derin dondurucuda duruyor. Ve onu oradan çıkarmak için yalnızca her iki cemaatin bir avuç entelektüel ve demokratının zayıf çığlığı dışında bir ses çıkmıyor.

Akıncının ve diğer siyasilerin sorunun çözümü derin dondurucuya kaldırılırken görmedikleri şey, aradan geçen zaman süresince Türkiye’de siyasal iktidarın konuya yaklaşımının alacağı biçimi hesaplamamış ve bir de korku ve de seçim hesaplarıyla adaya doldurulan nüfusun oynayacağı rolü öngörmemiş veya görmezden gelmiş olmalarıdır.  

Son 10 yılda dünyada, Avrupa’dan Amerika’ya ırkçılığın milliyetçiliğe karışıp hortladığı ve din çatışmalarının siyasete bulaştığına tanık olduk. Kıbrıs Sorunun çözümü için dış desteğin, adada “konfedaral çözüm” söylemlerinin ayyuka çıktığı bu yıl içerisinde elbette mümkün gözükmesi söz konusu değildir.

Başlıktaki gibi!. Kıbrıs’ta her iki cemaatte de devrimci bir değişimin değil, “Elen-Ortodoks  ve Türk-İslamcı”  dönüşümün yaşandığı bu günlerde ufukta bile olası bir çözüm yoktur!

Bu habere tepkiniz:
TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.