Hükümet madden ve manen bitmiştir
08/04/2026
Hüseyin Ekmekci
HÜKÜMET MADDEN VE MANEN BİTMİŞTİR. DAHASI, BİRLİĞİNİ DE KAYBETMİŞTİR. BU YASAYI GEÇİRECEK ZERRE GÜCÜ OLSA ŞİMDİYE KADAR YAPMIŞTI. ÜNAL ÜSTEL PARTİ İÇİNDE DE BU GÜCÜ ARADI AMA BULAMADI
HALKLA POLİSİ DAHA FAZLA KARŞI KARŞIYA GETİRMENİN ALEMİ YOK. TANSİYON DÜŞMELİ, DİYALOG MECLİS KOMİTESİNDE DEVAM ETMELİ.
Sabaha kadar resmi gazeteleri güncelleyip durduk. Bir türlü “kanun hükmünde kararnamenin” geri çekildiğine dair bir yayın yapılmadı. Kısacası, genel grev devam ediyor. Bugün saat 10’da sendika başkanları kitlelerine “meclis önünde olun” çağrısı yaparak, bu sabah 1 gibi evlerine gittiler.
Dün akşam, “erken seçim tarihi açıklanmasa da” genel grevi askıya alabileceklerini söyleyen sendika başkanlarına kısa süreli bir tepki oluştu. Neden şaşırıyoruz ki? O iş ana muhalefetin işi. Ülkeyi seçime götürecek olan sendika üyelerinin eylemleri mi? Ona mı bel bağlandı?
Hatta sendika başkanlarını neredeyse canlı yayında fırçalayan gazeteciler gördük. Sendikalar, üye yapıları ile birlikte zümresel çıkarları için var. Toplumsal konularda da duyarlıysa sendikalar, öpelim de anlımıza koyalım. Ama daha fazlasını istemek ve beklemek demokrasi falan değil.
Toplum çok gerildi. Dün, üçüncü kez meclis önünde polis ve vatandaş karşı karşıya geldi. Hatta. Meclis içerisine kadar girmeyi başaran eylemcilere polisin müdahalesinin ölçülü olduğunu düşünüyorum. Biber gazına, tutuklamalara, bazı eylemcileri yere yatırıp üstüne basmalarına rağmen…
Durun, hemen yanlış anlamayın. Polis şiddet kullansa da eylemciler meclis içerisine girmeyi başardı. Meclis içerisine girilmemesi için polis şiddeti daha da artabilir, hatta meclis içerisinde polis, dar koridorlarda, daha şiddetli davranabilirdi. O noktaya gelinmemesi için anlatıyorum.
Hükümet, ciddi bir çaresizlik yaşıyor. Beyni alınmış bir insan gibi. Düşünemiyor, konuşamıyor, hareket edemiyor. Kendi gündeme getirdiği yasasını savunamıyor… yasayı meclisten geçirecek güç elinde yok. Aslında Üstel hükümetinin düştüğü durum bu… yok hükmünde…
Bu tabloda, kaos artarak devam edecek. Şöyle düşünün… siyasette liderler kararlar alır, uygular, siyasi riskini de üstlenirler. Oy kaybıysa oy kaybı, eleştiriyse eleştiri, partisinden istifaysa, istifa… Ama kararsızlık, kaos demektir. Ortada ne bir liderlik var, ne de kararlılık.
Çünkü, Maliye Bakanlığı öyle bir kaosa adım attı ki, geri dönemiyor, ileri gidemiyor. Bu tabloda yapılması gereken net. Tansiyonunu düşürmek, diyalog kapısını sonuna kadar aralamak. Hükümetin yasayı geçirecek zerre gücü olsaydı, şimdiye kadar polisi kapıya diker, yasayı geçirirdi.
Bir de, bu eylemlerin kamu çalışanlarının özlük hakları ile ilgili olduğunu kabul edelim. Özel sektörün eylemlere tepki göstermesi son derece normal. Herkes birbirini anlamalı. Şu anda gümrükler durdu, tedarik aksadı, okullar, hastaneler hizmet vermiyor. E buna bir tepki oluşması da normal.
Ayrıca… örgütlü mücadele eden kamu çalışanlarına sonsuz bir saygı duyuyorum. Örgütlü mücadele edebilmek yürek ister, emek ister, çaba ister… Ama tüm toplumun bunu sadece alkışlamasını beklemek de gereksiz. Hoş, dünya savaştayken sanırım bu kavgayı veren tek ülkeyiz.
Şunu da eklemem gerek; sendika yöneticileri net olarak “fedakarlık yapmaya hazır olduklarını” açıkladılar. Bunun için dayatma bir yasa değil, diyalog masası önerdiler. Bu tabloda zaten hangi tedbiri alırsan al, en fazla sendika başkanları farkındaydı, mali girdap çok büyük.
Çünkü onca hırsızlık ve yolsuzluk olurken bu eylemlilik ve örgütlülük de yoktu. Özel sektör yüzde 18 maaş artışı alırken, kamu yüzde 21 artışla başladı yeni seneye… bu ayrıma da bir tepki yoktu. Dolayısıyla evet, bu kavga kamu çalışanının kendi “sarı öküzü” kavgasıdır.
Bu nedenle yasa gücünde kararname çekilir, yasa komiteye gönderilirse, elbette eylemler askıya alınacak. Ötesinde görevi zümreleri ile ortak hareket etmek olan sendikalardan “ülkeyi erken seçime götürmesini” beklemek, kusura bakmayın ama biraz da saflık…
Manen, madden, psikolojik olarak çöken bir hükümet var. YDP ve DP hiçbir şekilde sürece dahil değil. UBP de yasayı geçirecek birlik ve dirliği kaybedeli çok oldu. Toplumun zamanını da enerjisini de daha fazla almaya gerek yok. Bu tabloda mantık, erken seçim. Herkese iyi gelecek, emin olun…
Kontrolü kaybeden bir liderlik yok yalnızca. Güven de kayboldu. Yolsuzluk ve ihalelerle, sahte diplomalar ve partizanca istihdamlarla anılan bu dönemi daha fazla sürdürmenin de bir anlamı yok…En iyi öğretmen halktır. Halkın takdirini almanın zamanı gelmiştir
- Seçmenin öfkesinin arkasına saklanmak kimseye bir şey kazandırmaz
- 20 Temmuz'u doğru okumak zorundayız
- Çocukları koruyan bir sistem maalesef kurulamadı
- Çocuk İzlem Merkezi Yasası on dört yıldır rafta bekliyor
- Polise Giden Birçok Yabancı Hakkını Arayamıyor
- Suda yaptığımız hataları yapmayalım yeter
- Bu ülkede suç işlemek neden bu kadar kolay
- Küçük esnaf batarken sektörler de tehdit altında...
- Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyorKONTROLSÜZ NÜFUS ARTIŞI… PLANSIZ VERİLEN VATANDAŞLIKLAR… ARTAN SUÇ ORANLARI… BOZULAN SOSYAL YAPI… GENÇLERİN AİDİYET DUYGUSU HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA YARA ALIYOR. GENÇLER ADALET İSTİYOR. FIRSAT EŞİTLİĞİ İSTİYOR. GELECEK İSTİYOR. ŞU AN EN BÜYÜK KAYIP, GENÇLERİN BU ÜLKEDE KALIP DA ARTIK O ÜLKEYE İNANMAMASI. ÇÜNKÜ BİR ÜLKEYİ CANIN KADAR SEVMEK DE TEK BAŞINA YETMİYOR Kıbrıslı Türk genç olmak zor… Hem de çok zor. Bugünün gençleri, kendilerinin yaratmadığı sorunların bedelini ödüyor. Yılların biriktirdiği çözümsüzlük… Dünyanın uyguladığı izolasyon… Ekonomik çıkmazlar… Plansızlık… Ve en kötüsü de umutsuzluk… Hepsi bugünün gençlerinin omuzlarında. Bir tarafta enflasyon… Diğer tarafta dövizin altında ezilen hayatlar… Kira sterlin… Ev fiyatı sterlin… Eğitim pahalı… Yaşam pahalı… Gelir ise bu yarışın çok gerisinde. Ailesinden destek alamayan bir gencin bugün kendi ayakları üzerinde durması neredeyse imkânsız hale geldi. Bir ev sahibi olmak artık hayal… Kendi işini kurmak büyük cesaret… Ertelenen hayaller… “Gelmeyin bu memlekete” tavsiyeleri arasında karışan kafalar… Gelecek planı yapmak ne mümkün… Kendi ülkesinde adeta yabancı gibi yaşayan Onbinler… Üstelik mesele sadece ekonomi değil. Kıbrıslı Türk gençleri dünyadaki yaşıtları gibi özgür hareket edemiyor. Doğrudan uçuş hakkı yok. Uluslararası alanda önü kapalı. Kimi fırsatlara ulaşmak için hep daha fazla mücadele etmek zorunda. Bu sorunları bugünün gençleri yaratmadı. Ama bedelini en ağır onlar ödüyor. Kendi ülkesinde de tablo kolay değil. Kontrolsüz nüfus artışı… Plansız verilen vatandaşlıklar… Artan suç oranları Bozulan sosyal yapı… Gençlerin aidiyet duygusu her geçen gün biraz daha yara alıyor. Bir de liyakat meselesi var… Çalışmanın, üretmenin, başarının önüne parti ilişkileri geçerse; gençler bu ülkeye nasıl inanacak? “Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin” dediğimiz gençler, karşılarında adil bir sistem bulamazsa ne yapacak? Bugünün gençleri devraldıkları sorunları çözmeyi bırakın, o sorunların ağırlığı altında eziliyor. Devletin ise gençlere yönelik gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikası yok. Genç istihdamını artıracak… İlk evini almasını kolaylaştıracak… Kendi köyünde tarım yapmasını, hayvancılık yapmasını, üretime katılmasını sağlayacak modeller yaratılmalıydı. Tarım Lisesi gibi, daha bilinçli, toprağıma, köyüne sahip çıkacak gençleri yetiştirmek, devamında yatırım yapmalarını teşvik edecek bir sistem için hiç kafa yorulmadı Bu ülkenin gençleri sadece iş istemiyor. Partizanlığın ve adam kayırmanın, partili olmanın en büyük istihdam kapısı olduğu bu ülkede… Adalet istiyor. Fırsat eşitliği istiyor. Gelecek istiyor. Şu an en büyük kayıp, gençlerinin kalıp da artık o ülkeye inanmamasıdır
- Konut piyasası büyüyor ama ülkenin gençleri ev alamıyor
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































