İnsan olmanın özü hoşgörü değil midir?
25/10/2025
Ayla Kahraman
Adına kutuplaşma mı desek, sabit fikirlilik mi desek? Belki de tahammülsüzlük veya hoşgörü yoksunluğu. Sanki gözlerini, kulaklarını, ayaklarını, ellerini kaybetmiş pinpon topları gibi ufacık bir itici hareketle farklı yönlere dağılıveriyoruz.
Dışlama, damgalama, çamur at, izi kalsın kurnazlıkları diz boyu. Böylece, saman altından su yürüten zararlılar işlerini pek güzel, hiç göze batmadan yürütüyorlar.
Toplumsal karmaşanın en önemli sermayesi duygusal bütünlüğümüze yönelik kadife kumaşa sarılı demir yumruklarıdır. Bu oldukça tehlikeli bir aşılama işlemidir. Alıç ağacını armut ağacına çevirmiyorlar. Doğamıza yönelik zararlı bir yok ediciyi aşılıyorlar. Öyle ki kendinden farklı davrananı, düşüneni kendine karşı imiş düşman imiş gibi algılama ve onları cezalandırma dürtüsüne yakalanmış kişilerle çevriliveriyoruz. Doğal olarak, bu kişiler kendinden farklı olanı cezalandırma arzularının esiri olurlar. Bunun aslında bir yenilgi olduğunun farkına varırlar mı, varmazlar mı ayrı bir konu.
Tahammülsüzlüğün temelinde, kendi doğrularının, tek doğru olduğuna dair sabit bir inanç yer alır. Aşılama işleminin, duygusal bütünlüğü hedef almasının esas nedeni de budur. Bu at bakışı ile kişi kendinden uzaklaşır. Kendini çalışmayan kalıp doğruları ile özdeşleştirir. Bunların gerçek yaşam akışındaki aykırılığını de umursamaz. Bu durumda insanı, düşünceyi, farklılığı yargılama ve cezalandırmaya hak kazandığına inanır: O, doğrudur, yasadır, ahlaktır, güzeldir, beyazdır. Böylece ondan farklı olanları, farklı düşünenleri; “yanlış, yasadışı, ahlakdışı, çirkin, kara” yapıverir. Ötekinin dışlandığı, damgalandığı büyük bir cezadır bu. İnsan olmaya aykırı pek çok yolun içselleştirildiği bu cezalandırma sisteminde; kaçmanın tek yolu boyun eğmektir: Farklı olmaktan çekinmek, utanmak ve saklanmak. Bu; insanın insana zulmünün başladığı noktadır.
Bir insan, bizim gibi düşünmeyebilir, bize benzemeyebilir. Bu onun, bize karşı ya da düşman olduğunu göstermez. Bir şey beyaz değilse, bu onun siyah olduğunu da göstermez.
Farklılıklarımız, kategorize olmamızı gerektirmez.
Farklılıklarımız farklı kutuplara çekilmemizi de gerektirmez.
Hoşgörü, farklı olana tahammül edebilmek değildir. En hümanist kavram olarak, çok daha fazlasıdır. “Çoğunluğun düşündüğü, inandığı ya da davrandığı doğrudur ve geçerlidir” gibi bir genellemeyi kabul edemeyecek kadar da hassastır. Hoşgörü, kafanızdaki doğrular ne olursa olsun, gerçek yaşamda başka doğruları anlamaya ve farklı düşüncelerin yaşam şanslarını savunmaya bir davettir. İnsanın insanla bütünleştiği; yasaya ya da ahlaki anlayışa entegre olmaya ihtiyaç duymadığı; yalın ve berrak en yüksek noktadır hoşgörü.
Hoşgörünün olduğu yerde; insanın insana zulmüne yer yoktur. İnsanın herhangi bir inanca, düşünceye, ahlaki kılığa bürünmüş safsatalara dayanarak; farklı olanları cezalandırma, dışlama veya en kötüsü ötekileştirme çabası da yoktur.
Hoşgörü bütün farklılıklara rağmen, insanları barış ve sevgi bağı ile bir arada tutabilen bir gönül yoludur. Bu yol, dünya insanını evrensel değerler eşliğinde birleştirmeyi amaçlayan bir rota izlemeyi amaçlar.
Amaç, duygusal ve toplumsal bütünlüklerde buhran yaratmak olduğunda; hoşgörü, iyi niyet, kabul ve şefkat hedef alınır. İnsan olmanın özü olan bu değerler yok edildiğinde, ortalık parmak ucu imparatorluğunun pinpon toplarına kalır.
- ÇOCUKLARI ANLAMAK, KATEGORİLEŞTİRMELERİNİ ENGELLEYEBİLİR
- ÇOCUKLARDA ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN PEK ÇOK NEDENİ OLABİLİR
- DÜŞSEL BİR DÜNYA KURMAK MÜMKÜNDÜR
- GÜNÜMÜZ İNSANI
- TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI VE YİTİRİLEN İNSANİ DEĞERLER
- ÇOCUK VE ŞİDDET
- AKIP GİDEN ZAMAN VE ÖNCELİKLERİMİZ
- ÖLÜMÜN KARŞISINDAKİ ÇARESİZLİK
- MÜKEMMEL EBEVEYNLİK BİR HAYAL MI?
- Gençlerde Şiddet İçeren Davranışlar Arttı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































