Saldırganın itici kuvveti güç elde etmek mi?
20/09/2025
Ayla Kahraman
Son aylarda, Kıbrıs Türk Toplumunun sosyal medya ortamı oldukça sert, aşağılayıcı, haddi aşan saldırgan incitmelerle dolmaya başladı.
Öncesinde, zaten saldırganlık girişimlerine alışmaya başlamıştık. Epey zaman önce evin içinde başladığını fark ettik. Sonra sokaklara taştı. Trafikte, alışverişte, plajda, lokantada, sokakta öfkelenenlere, bağırıp çağıranlara, tehdit edenlere önce şaşırdık, sonra onlarda bir sorun olduğunu düşündük.
Nasıl kafalarsa bunlar çabucak tasları atıyor. Bir bakıyorsunuz vatandaşı, sağlık görevlilerini, polisi ve kamunun hizmet sunan kişilerini hedef alıyorlar. Bana dünyanın her yerinde bunlar var demeyin. Siz unutmuş olabilirsiniz ama ben karısına şiddet uygulayan adama kahvehanede “merhaba” bile denilmediğini, yer gösterilmediğini bildiğim bir Kıbrıs geçmişinden geldim.
Bir şekilde öfkeli birileri denetimsiz ve başıboş aramızda güç toplamaya devam ediyor.
Bu durumun toplumun her kesimine “saldırganlık” dediğimiz ifrazatlar yoluyla yayılması kimseyi şaşırtmıyordur sanırım. Çabuk alışıyoruz, bildiğiniz gibi. Bir de “yanlış” çok kişi tarafından uygulandığında “doğru” sanmak gibi bir gaflete düşüyoruz. Ne yazık.
Elbette her devrin çıkar ilişkileri içinde soytarıları vardır. Tarih bunun ispatıdır. Ancak bizim adamızda, farklı görüşte, iktidarda veya muhalefette olsalar da liderlerin ve onların düşüncelerini kabul eden eşit ve eşdeğer halkın arasında biat ilişkisinin olmadığını görerek büyüdük. Çok yakından tanık olduğum bir gençlik hatıramda, iki güçlü partiden birinin Eğitim bakanının, rakip partinin başkanı ile meyhanede kadeh tokuşturma randevusunun konuşmasına şahit olmuş biriyim ben. Bu nedenle bu adanın insanlarının çıkar odaklı gönüllü kölelerine hayret ediyor ve utanç duyuyorum.
Yaklaşık 15 yıl kadar önce, bu topraklarda, iyi gözlem yapan bir genç gazeteci, sormuştu. “Siyasal gücü elinde tutanlara yönelik bu el etek öpmenin, biat etmenin içeriği nedir? Temsil edilen konuma mı yoksa çıkar sağlama sevdasına mı düğmeler ilikleniyor, başlar eğiliyor ve methiyeler düzenleniyor? Üstelik iktidarı elinde tutanların muhaliflerine yapılan saygısızlık da diz boyu. Küfürler, hakaretler…”
Biz yöneticisi, iş adamı, zengini, az kazananı arasında eşit ve eşdeğer anlayışı yaşayan nezih ve küçük bir toplum iken ne oldu? “Sahibine” itaat eden, kendi benliğini ve iradesini çıkarlarına teslim eden kişiler; ne zaman bu toplumda konuşma, yazma, karalama cesareti buldu?
Bu insanlar, Akay Cemal abimiz gibi duayen bir gazeteciye bile saldırabiliyorlar. Onun yaşamını acıya boğduklarını, insanlığa duyduğu sevgi ve saygıyı alt üst ettiklerini umursamıyorlar. Yazık. Çok yazık.
Bu kişiler güncel akış ile yetinmemektedirler. Geçmişimize de kafalarına göre incitici yorumlar yapmaktan çekinmiyorlar. Tarihsel geçmişimize yönelik akılcı ve bilimsel tartışmalar toplumsal dinamiklerimiz için gereklidir elbette. Konunun uzmanlarına sıra gelmeden, herkes tarihçi olmuş, işine geleni inkâr ediyor veya yüceltiyorlar. Çamur at izi kalsın. Ama bu çamur, başkalarına atılırken atanın da eli yüzü kirleniyor. Nihayetinde her insan yaptıklarından ve yapmadıklarından kendine karşı sorumludur.
Sevgili dostlar, elbette farklı düşünce ve görüşler gereklidir. Böylece insan “itaat etmek” yerine kendi benliğinin sesini duyar ve doğruları başkalarının doğrularından farklı bile olsa, varoluşsal süreçte kendisi ile bir savaşa girmez.
Birilerine şakşakçılık yapacak diye birilerini karalamak, hakaret etmek, incitmek gündelik hayatımıza yapışıverdi. Belli ki çıkar uğruna yapılan her şeyi mubah gören kişilerle çevrildik. İster istemez, kâr güdüsünün şekil verdiği bu kişilerin kendi başlarına, kendi kendileriyle kaldıklarında ne hissettiklerini düşünüyorum.
Her birimizde bir “ben” vardır ve esas mahkeme budur. Başkalarına saldırmayı, hedefe götüren yoldaki basit taktikler olarak düşünen bu kişiler, kendi başlarına kaldıklarında, içlerindeki mahkemeyi, vicdanı nasıl susturuyorlar dersiniz?
- ÇOCUKLARI ANLAMAK, KATEGORİLEŞTİRMELERİNİ ENGELLEYEBİLİR
- ÇOCUKLARDA ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN PEK ÇOK NEDENİ OLABİLİR
- DÜŞSEL BİR DÜNYA KURMAK MÜMKÜNDÜR
- GÜNÜMÜZ İNSANI
- TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI VE YİTİRİLEN İNSANİ DEĞERLER
- ÇOCUK VE ŞİDDET
- AKIP GİDEN ZAMAN VE ÖNCELİKLERİMİZ
- ÖLÜMÜN KARŞISINDAKİ ÇARESİZLİK
- MÜKEMMEL EBEVEYNLİK BİR HAYAL MI?
- Gençlerde Şiddet İçeren Davranışlar Arttı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































