Sanki iyi değiliz
31/05/2025
Ayla Kahraman
Gündelik yaşama ayak uydurmada zorluk çeken kişiler gün geçtikçe artıyor. Başınızı ne tarafa çevirseniz, bezgin, yorgun görünen birileri var. Oysaki bizim buralar için yaz cenneti başladı. Kimileri uzak diyarlardan ılık sularımıza koşacak, buralılar da belki serin yerlere yelken açacak.
Belki bölgemizde bir karamsarlık var ve onun etkisindeyiz, belki toplumsal bir tükenmişliğin etkisindeyiz. Suratlar asık genelde ve sanki iyi değiliz. Konuştuğum kişiler yorgun ve canlarının sıkkın olduklarını tekrar etmekteler. Henüz göç eden Sayın İlhan Şeşen geliyor aklıma. “Neler oluyor bize yine neler oluyor” diyesim var.. “Üç kuruşluk dünya” desek de bazı acılar, nedensiz sandığımız bunaltılar; bu üç kuruşluk dünyada sıkıyor boğazımızı ve nefessiz bırakıyor.
Aslında psikoloji biliminde, bunaltı, depresyon, kronik yorgunluk, stres kavramları oldukça çok yönlü ele alınmakta. Günümüz insanının yaşadığı koşullar, yabancılaşma, depresif çöküntüler ve modern dünyanın yüklediklerinin “stres” kavramı ile ilişkilendirilmesi, hepimize tanıdık gelmektedir.
Bir türlü dinlenmiş hissedemeyen kişi; durumunu bedeni ile ilişkilendirebilir ama aslında sorunu bütünlüğündedir. Huzursuzluk ve bunaltı da öyle. Hangi disiplin açısından bakarsanız bakın, bireyin kendi varoluşsal yolculuğu ve yaşadığı coğrafyaya takılır düşünceleriniz. Güven, huzur, korku, ölüm, yaşam ve daha niceleri cennetinizde huzursuz adımlar atmanıza yol açabilir.
Durumun güncel veya süreğen sıkışmışlığı; kişinin beden ve duygu bütünlüğünde saklanan bozulmalarla açığa çıkar. Stres, çöküntü, bunaltı gibi duygusal zincirlerin beden üzerinde olumsuz etkiler bıraktığını hatta ciddi hastalıklara yol açtığını bilmeyen yoktur sanırım.
Bu nedenle kendimizi ciddiye almamızın ve duygusal-bedensel dengeyi bozan alarmlara kulak vermemiz gerekir.
Yorgun hissetmek ve bunun sürekliliği bir çeşit alarmdır.
Hiçbir şeyden keyif almamak da öyle.
Stres deyip geçemeyeceğiniz pek çok sinyal gelir, duygusal, zihinsel ve bedensel yapımızdan.
Çünkü, bütünlüğümüz denge, uyum ister. Güven duymak ve yaşamsal anlamlar üretebilmek ister.
Bunlar gerçekleşmezse, biz iyi olamayız. Toplumsal veya bireysel güvenimiz zedelendiğinde, insanlık tarihinin bize yakın kara sayfaları da harekete geçer. Kişisel deneyim veya yaşantılarımız ile birleşerek, yaşadığımız gündelik hayatımızda gülümsemelerimizi bozmaya başlar. Umut tükenir ve inanç darbe alır.
Nereden nereye geldik. Çoğumuzun bezgin, tükenmiş, umutsuz hissetmesi işte böyle bir şey. Sadece güne, ana, yaşanana veya yaşanmayana bağlı değil. Daha derin, evrensel ve yaşamsal yolculuğumuzdaki varoluşsal değerlerimizin tehlikede olması ile ilgili tedirginliklerimizdir.
- ÇOCUKLARI ANLAMAK, KATEGORİLEŞTİRMELERİNİ ENGELLEYEBİLİR
- ÇOCUKLARDA ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN PEK ÇOK NEDENİ OLABİLİR
- DÜŞSEL BİR DÜNYA KURMAK MÜMKÜNDÜR
- GÜNÜMÜZ İNSANI
- TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI VE YİTİRİLEN İNSANİ DEĞERLER
- ÇOCUK VE ŞİDDET
- AKIP GİDEN ZAMAN VE ÖNCELİKLERİMİZ
- ÖLÜMÜN KARŞISINDAKİ ÇARESİZLİK
- MÜKEMMEL EBEVEYNLİK BİR HAYAL MI?
- Gençlerde Şiddet İçeren Davranışlar Arttı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































