HABER KIBRIS

Kıbrıs sorununun çözümünde tehlikeli eşik

ads
11/11/2018


Halil Paşa


Kıbrıs Sorunu çözüldüğünde, her iki cemaat ya da ikiye bölünmüş adanın insanlarının da buna hazır olmaları gerekecektir. Zaten iki cemaatin hazır olmadığı bir çözüm ve barışın yaşamayacağı da, adanın yarım yüzyılı aşkın siyasi-tarihi deneyiminden sabittir.

Bu nedenle son günlerde Kıbrıs Sorunun çözümüne ilişkin hareketlenmeyi, yalnızca toplum liderleri, garantörler Türkiye ve Yunanistan ile küresel güçler ABD ile Rusya üzerinden okumak yerine, ağırlıklı olarak çözüme ve barışa muhatap olacak Kıbrıslıların üzerinden okuyup değerlendirmenin daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Bilindiği gibi Annan Planı bu adada bölünmüşlüğe ve çözüme en çok yaklaşıldığı zaman dilimi oldu. Kapıların açılması Kıbrıslırumları, “Bu Memleket Bizim” mitingleri de Kıbrıslıtürkleri çözüm için umutlandırıp, heyecanlandırmıştı.

Annan’ın izinden giden yeni BM Genel Sekreteri Gutteres’in, en son liderlere sunduğu bir belge ile Kıbrıslıları hareketlendirmeyi denedi ama belli ki şu ana kadar bunu başarmış değil.

Bu arada Annan Planı referandum ile reddedilip de çözüm derin dondurucuya konunca,  aradan geçen 15 yılda, Kuzeyde o yılların politikacı, sendikacı, sivil toplum liderleri yaşlandı. O yıllarda sokaklara dökülen Kıbrıslıtürkler, onca harcanan enerji ve çabasının sonunda değil çözüme yaklaşmayı, çözümsüzlüğün kalıcılaştığına şahit oldular.  

Bugün Kıbrıslıtürkler kendi seçtikleri politikacıların ve toplum liderinin çözümde başrolü oynayacaklarına dair ne umutları var, ne de heyecanları.

Bu nedenle, şimdilik Kıbrıslıtürkler arasında her zaman olduğu gibi yalnızca radikal sol görüşlü bildik tanıdık kişi ve örgütler sokağa inmeye meyyaldir. Onlar da sokakta gösteri yaparak liderlerini ve politikacılarını çözüm için cesaretlendirmeyi düşünüyorlar. Ancak Kıbrıslıtürkler, Annan Planı sonrasında yaşadıkları hayal kırıklıklarının en büyük faili olarak sanırım o dönemin solcularını (CTP) ve seçtikleri liderini (Talat) sorumlu görüyorlar. Kuzeyde yeni siyasi alternatifler ortaya çıkmadığına ve Türkiye de AKP ve Erdoğan vasıtasıyla KKTC üzerinde eskisinden daha da etkin olduğu düşünüldüğünde, Kıbrıslıtürklerin çözüm için heyecanlanıp sokağa dökülmesinin nedeni yok gibi.

Kıbrıslırumlara gelince. Referandum sonrasında geçen 15 yıllık sürede, bir kısmı kuzeydeki taşınmaz mallarını satarak paralarını aldı. Bir kısmı da diğerleri gibi mallarını satıp paraya dönüştürmenin, olası bir çözüm sonrasında mallarına kavuşmaktan daha gerçekçi buluyorlar. Bu nedenle çözümden çok mallarını iyi fiyata bir Türk’e satmanın peşindeler. Mallarını satın alacak olanın, Türkiyeli ya da Kıbrıslı bir Türk sermayedar olmasının, mal sahibi Rumları pek de ilgilendirmiyor.

Annan Planı döneminde Hristofyas’lı AKEL hükümetti. Şimdi Anastasiades’li DİSİ var. İktidar değişince her zaman olduğu gibi Güney’de çözüm için siyasi roller de değişti. AKEL çözüme “daha anlayışlı ve yakın”, DİSİ ise çözümden çok “Makarios’un modası geçmiş maksimalist politikalarını” piyasaya sürüp duruyor. “Kıbrıslıların çıkarları” ile Kıbrıslıtürklere olası bir çözümden sonra biçtiği siyasi rolle aslında “Kıbrıslırumların çıkarlarını öne sürmediği” konusunda inandırıcı olamıyor.

Zaten bu görüntü bile yalnızca Kıbrıslıurum kamuoyunu değil, Kıbrıslıtürk kamuoyunu da Kıbrıs Cumhuriyetini elinde bulunduran Kıbrıslırum politikacıların, Türkiye ve yerel basındaki ırkçı-milliyetçi yazar ve gazetecilerin de dürtüklemeleriyle,  samimiyetlerini inandırıcı bulmamalarına yol açıyor.

Buraya kadar Kıbrıs Sorunun çözümünde bardağın boş tarafına bakıp yazdım. Buna göre her iki coğrafyadaki kamuoyu, görünür bir gelecekte çözümsüzlüğün devam edeceğini benimsemiş gözüküyor.

Elbette Annan Planı sonrasında çözüm için iyimser olacağımız şeyler hiç de olmadı değil.

Çok gecikmiş olsa da Derinya kapısının açılması için her iki cemaatin sivil inisiyatiflerinin verdiği ısrarlı mücadeleyi görmezden gelemeyiz.  Siyasal partiler arasında yapılan ortak toplantıları, “Unite Cyprus Now” vb. siyasal ya da sosyal fark etmez ama çıkarları ortak sivil kuruluşların Kıbrıslrum ve Kıbrıslııtürk ortak örgütlenmelere gidilmesinin de olumlu gelişmeler olduğunu da yine görmezden gelemeyiz.  

Annan Planı döneminden farklı olarak, yalnızca iki taraftaki örgütlerin kendi aralarında değil ama, her iki cemaatin barışçılarının ortak düşünce üretme, ortak söylem geliştirme ve ortaklaşa eylem kararı almaları da, çözüm lehine bir gelişme olarak okunmalıdır. Ama ne yazık ki bütün bunlar şimdilik çözüm için her iki tarafı ayağa kaldırmaya yetecek şeyler değildir.

Annan Planından sonra geçen 15 yıl, kuzeyde, Türkiye’deki altüst oluşlara bağlı olarak adanın Kuzeyinde,  İslami, Ortadoğulu ve kısmen de Avrupalı kozmopolit-alaturka yaşam biçimlerini doğurmuştur.

Bu kozmopolit yaşamda Türkiye giderek ağırlığını hissettirse de, benim algılamamda Güneydeki kadar olmasa da, “Kıbrıslılık” ada yaşamının pek çok alanında hala baskın özelliğini devam ettirmektedir. Bu olduğu sürece de çözüm için daima umutlu olmamız için bir nedenimiz olacaktır.

Sorunun çözümündeki eşik de budur. Bu ikiye bölünmüş coğrafyanın birisinde bu aidiyet kaybolduğunda, sanırım siyasi çözümün niteliği de değişmiş olacaktır.

İki ayrı bölgenin güçlü olduğu “Konfederal” bir çözüm

ya da; “biz Kıbrıs Cumhuriyeti, siz de TC’nin alt yönetimi olmayı seçtiniz Kuzeyde ne haliniz varsa görün”

veyahut da ; “madem Annan Planına hayır dediniz siz de başınıza geleni çekin” vb. noktalarında değiliz.

Görünür bir gelecekte her iki cemaatin çözüm için ayağa kalkmasında heyecan olmasa da, hala umut vardır! Ama 15 yıl daha sürecek bir çözümsüzlüğün de Güney’de değil ama Kuzeyde Kıbrıslılığı baskın bir özellik olmaktan çıkarıp çıkarmayacağı da önemli soru işaretidir.

İşte bu sorunun cevabı da, Kıbrıs’ta olası bir siyasi çözümün de BM parametrelerinin dışında başka mecralara savrulup savrulmayacağının da eşik noktası olmaya adaydır.


 

 

   

 











 

 

Bu habere tepkiniz:
TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.