Mevsimsel Depresyon: Her Değişimden Nem Kapan, Eskimeyen Dost
29/11/2025
Ayla Kahraman
Gün ışığının, mevsimlerin duygusal bütünlüğümüzü doğrudan etkileme gücü taşıdığını hepimiz biliyoruz. Aşırı sıcaklar, soğuklar, karanlığın artması veya hiç olmaması pek çoğumuzu farklı açılardan etkilemektedir. Sisli, nemli hava sendromundan tutun da Akdeniz’in ılık yağmurlarına, parlak güneşine dahi tahammül edemeyen çok farklı insan var dünyamızda.
Bir şekilde iklim koşullarıyla duygusal bütünlüğümüz arasında bir ilişki var. Üstelik insani ilişkiler kadar karmaşık. Kimi soğuktan, kimi sisli, karanlık uzun gündüzlerden, kimi aşırı gün ışığı veya sıcaktan mustariptir.
Bu konu çok uzun yıllardır bilim adamlarının dosyasındadır. Üstelik yeni araştırmaların sonuçları da iç açıcı değil. Dijital aygıtların -elektronik aygıtlar, cep telefonları, TV, Floresan lambalar ve nicesinin- yaydığı mavi ışık, “mevsimsel depresyon” dediğimiz durumun günümüzdeki en önemli tetikçilerinden biri olarak gösterilmektedir.
Oysaki mevsim sonbahar. Doğa altın renklerine bürünmüş, Akdeniz’in ılık yağmurları; suya hasret toprakla buluşmakta. Sonbaharı bir canlandırıcı olarak değil de depresif çöküntünün nedenlerinden biri olarak algılamak oldukça zor olsa da kaçınılmaz gerçek ortada. Gün ışığı azalır, günler kısalır. Lambanın sarı ışığı bile depresif çöküntüyü engelleyemez. Günde üç beş defa yüzünü gösteren ılık güneş derde derman olmaya yetmez.
Oysaki şu an yer kürede 4-5 saatten bile az gün ışığını görebilen oldukça kalabalık kuzey ülkeleri var.
Depresif çöküntü ve ötesi, “gün ışığı bahane, depresyon her yerde” dedirtecek neredeyse.
Nihayetinde mevsimsel depresyon; pek çok insanın duygusal bütünlüğünü zorlamaktadır. İçe dönme gereksinimi, yalnızlığa kaçış, bedensel işlevlerde isteksizlik, iştahsızlık veya aşırı iştah, becerilerde düşüklük, tembel ve yorgun hissetme… daha neler, neler.
Bunlar insanın taşımakta zorlandığı yüklerdir. Biz kış uykusuna yatmış ayılar değiliz ve alışkanlıklarımızın değişmesine duygusal bütünlüğümüz ile tepki veririz. Çökeriz. İçeriye döner, bir şeylerden koparız. Kilo alırız. Veya veririz. Yeriz veya yemeyiz. Tuhaf bir döngü işte…
Gün ışığının duygusal ve bedensel bütünlüğümüz üzerindeki farklı etkilerini anlamak için daha çok zamana gereksinimimiz var gibi görünüyor.
Bizim biyolojik ve duygusal bir ritmimiz var: Doğa ile dansımız. Dengeli ve huzurlu yaşamamız için gerekli olan bir dans bu. Bozulmaya görsün; uykusuz geceler, huzursuzluklar, depresif çöküntüler ve en önemlisi sonradan yaşanacak ve pişman olunacak kararlar. Düşünün ki mevsim değişir ve beynimiz yeterli melatonini üretmez. Uykusuz, kâbus dolu geceler, güne döner.
İşte mevsimlerin üzerimizdeki gücü bu kadar ağır. Biyolojik dengemiz veya duygusal dengemiz bozulduğunda diğeri de bozulur. Bütün mesele bu.
Son zamanlarda bilim insanları; kişinin doğasına uygun yaşam biçimini keşfetmesini önermektedir. Yani her “iyi” her “kişiye” uymaz. Önce kendini keşfetmek ve bütünlüğüne neyin iyi geleceğini bulman gerek. Elbette bol gün ışığı bilim insanlarının ortak önerisi. Ancak sıcağa karşı duyarlı ve depresif hisseden kişiler de var. Onlar üşümek ve bir yorgana sarılıp ısınmak isterler. Tuhaf gelse de böyle hissederler.
Sonuçta ortak kanaat; mavi ışıktan uzak durmakta yatmaktadır. Yani dijital alet edevattan uzak olacağız. Cep telefonu, bilgisayar ve benzerlerine temkinli yaklaşacağız. Galiba en önemli nokta bu. Çocuklara yasaklamaya çalışırken, kendimizi nasıl uzak tutacağız? Bir düşünün.
Bir şekilde atalarımızın biyolojik döngüsü geliyor aklıma. Gündüz çalış. Gece dinlen, eğlen ve uyu. Ne dersiniz?
Hadi o zaman. Akşam olduysa, günün ışığı solduysa, tabletleri, telefonları, mavi ışık yayan her şeyi bir kenara bırakın ve ana dönün. Melatonin de görevini yapsın. Bizi rahatlatıp huzurlu kılsın.
- ÇOCUKLARI ANLAMAK, KATEGORİLEŞTİRMELERİNİ ENGELLEYEBİLİR
- ÇOCUKLARDA ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN PEK ÇOK NEDENİ OLABİLİR
- DÜŞSEL BİR DÜNYA KURMAK MÜMKÜNDÜR
- GÜNÜMÜZ İNSANI
- TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI VE YİTİRİLEN İNSANİ DEĞERLER
- ÇOCUK VE ŞİDDET
- AKIP GİDEN ZAMAN VE ÖNCELİKLERİMİZ
- ÖLÜMÜN KARŞISINDAKİ ÇARESİZLİK
- MÜKEMMEL EBEVEYNLİK BİR HAYAL MI?
- Gençlerde Şiddet İçeren Davranışlar Arttı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































