ÖLÜMÜN KARŞISINDAKİ ÇARESİZLİK
28/03/2026
Ayla Kahraman
Ölümün karşısında çaresiz insanlarız biz.
Sevenleri vedalaşıyor onunla. Her şeyin yoluna gireceğini, daha yapacak çok işler olduğunu duymak istiyorlar. Yakın dostları ve ailesi, akılcı iyimserliğinin eşliğinde yeni bir güne başlamak istiyorlar. Daha önce olduğu gibi, öncü bir kişiliğin izinde yürümek istiyorlar ama artık mümkün değil. Eskiden beri tekrarlanan bir söylem çınlıyor kulağıma: “Ecel vaki oldu, çare yok artık”
İnsanoğlu, insan kızı… bekler. Rutine alışmıştır çünkü. dinleyeceğini, doğru yolu işaret edeceğini ve odasından tazelenmiş bir umutla çıkabileceklerini umuyorlar. Ölüme karşı gene çaresiziz. Akıp giden zamandan, bir gol daha yedik.
Ateş düştüğü yeri yakar.
Ölümün getirdiği çaresizlik, isyan ve güçsüzlüğü; ateşin yakıcılığı gibi tüm benliğimizde hissederiz. Yanarız, yanarız ve tükenmeyiz. Bir avuç kül olmak yerine; damgalanırız.
Ölümün uğradığı her evde, geride kalanlarda görürsünüz bu damgayı. Yüzün çizgisinde, gözün bakışında, dudağın gülümsemesinde kendini belli eder. Yaşam devam eder ama ölüm acısının ruhumuza işlediği bu bilgece fark ediş; geri kalan yaşamımız boyunca bize eşlik eder.
Sevilenin kaybının yarattığı duygular çelişik görünse de müzikteki kanon gibidir aslında. Doğru ve yanlış arasında bir ölçü vardır ve o ölçünün adı “kanon” olarak adlandırılır. Biliriz ki ölümlüyüz. Ancak biz gene de sıralı ve geçinden ecel bekleriz. Zamanı gelmeden gitmesin kimse. Alıştıra alıştıra veda etsin bu zamana.
Bilinmeyen dünya nedir, nasıldır? İnanırız ama bilemeyiz. Aklımız burada takılı kalır: Nerededir çok sevilen?
Biz Akdenizliler, tüm duygularımızı had safhada yaşarız. Sevdayı, neşeyi, öfkeyi, yası… Biz ölüme “zamanı geldi, Allah rahmet eylesin, gerekli prosedürleri yapalım” falan gibi cümlelerle başlamayız. Sevilenin kaybı, buralarda çok önemli bir duygusal deprem yaratır. Hepimiz anılarımızın, güncel koşullarımızın etkisine giriveririz ve Akdeniz ateşi mevsim kış olsa da bizi yakar.
Ben çocukluk ve gençlik dönemimin “abisi” “yol göstereni” olan bir büyüğümü kaybettim. Sizler bu satırları okurken ben onun toprakla buluşmasına şahit olmak için binlerce kilometre uzakta olacağım. Geride bıraktığı canlarına sımsıkı sarılacağım ve teselli arayacağım.
Yaşı ne olursa olsun, her ölüm erken gelir. Benim sevgili büyüğüm de erken veda ediyor. Gerçek bir hümanist, sevgi dolu bir aile babası, yardımsever bir kurtarıcıydı. Siz de bilirsiniz, buralarda biz, saf hümanizma ile yaşamaya alıştık. Aile bireylerimiz ile sıkı bağlar kurarız. Dışarıdan gelen damatlar, gelinler; ailede doğmuş gibi kalbimize giriverirler. Öyle bir organizma düşünün ki, kendine uygun olanı içerisine alıyor ve bir parçası haline getiriyor. Benim sevgili büyüğüm de böyleydi. Babamın oğlu oldu, bizim abimiz.
Bizim için yas olgusu oldukça duygusaldır. Hava gibi. Bir eseriz, gürleriz, yağarız ve buruk olsa da gülümseriz. Acımızı yaşarken rüyalardan medet umarız. Rüyaların fizyolojisini çok iyi bilmek pek de önemli değildir. Mesele, unutulmaya yüz tutmuş anıların su yüzüne çıkmasıdır. Nazlı nazlı hareket eden su çiçekleri gibi.
Sevgili ablam, anamın adını taşıyan sevgili yavrumuz Ayşe ve canım eniştemin göz bebeği torunu Şifa…hepsi kederde. Eniştemin yaşamına dokunduğu nice insan da kederde…
Nurlarda uyu kıymetli varlığımız. Ölümün bir son olmadığını biliyorum.
- ÇOCUKLARI ANLAMAK, KATEGORİLEŞTİRMELERİNİ ENGELLEYEBİLİR
- ÇOCUKLARDA ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN PEK ÇOK NEDENİ OLABİLİR
- DÜŞSEL BİR DÜNYA KURMAK MÜMKÜNDÜR
- GÜNÜMÜZ İNSANI
- TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI VE YİTİRİLEN İNSANİ DEĞERLER
- ÇOCUK VE ŞİDDET
- AKIP GİDEN ZAMAN VE ÖNCELİKLERİMİZ
- MÜKEMMEL EBEVEYNLİK BİR HAYAL MI?
- Gençlerde Şiddet İçeren Davranışlar Arttı
- SAVAŞ VE UYANDIRDIĞI ACILAR
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































