Tükenmişlik Denilen Tükenmez Izdırap Ve Genç Yetişkinler- 2
17/01/2026
Ayla Kahraman
Geçen hafta, genç yetişkinlerin yaşadığı tükenmişlik sendromundan söz ettik.
Her devrin tükenmişliği farklı. Örneğin sanayi devrimi ile “sinirsel yorgunluk” anlamına gelen “nevrasteni” sözcüğü literatüre girmiştir. Ondan hemen önce felsefede “yabancılaşma” kavramı tartışılmaya başlanmış hem bilimi hem de edebiyat ve sanatı içine alarak günümüze kadar gelmiştir. Kişinin kendine yabancılaşması, özünü kaybetmesi, modern dünyanın elinde bir oyuncak olması…konu uzun. Her çağın duygusal ve zihinsel bütünlüğümüzü tehdit eden tuzakları var, anlaşılan. Yaşamak güzel ama kolay değil.
Günümüzün yetişkin “Y” kuşağı da (1981-1996 arasında doğmuş olan günümüz yetişkinleri) kendi tükenmişlik sendromunu kendi çağının kıskaçlarına göre yaşamaktadır. Ve geçen haftaki sohbetimize iyimser bir bakışla son vermiştik: “Sorun varsa, çözümü de vardır.”
Galiba bu devrin tükenmişliği, olduğu gibi kabul görmek, anlaşılmak istiyor. Genç yetişkin bunalmış, tükenmiş, arzu ve isteklerini kaybetmiş görünüyor ve dışarıdan baktığınızda bunu anlamak veya onaylamak içinizden gelmeyebilir. Dünyada bunca sorun varken, ortada görünür bir neden yokken ne oluyor kadına, erkeğe? Rahatlık battı bunlara falan… Bu yaklaşım yanlış ve fayda getirmiyor. Sorunu anlamayı engelliyor ve anlamadan çözemeyiz.
Rol kalabalığı içerisinde bunalan ve görev odaklı yaşamaya yönlendirilen, ebeveyninden daha ileride, daha yüksek bir yaşam seviyesi kurmak hedefiyle büyütülen ve refah toplumunda kendine yer arayan, bulan veya bulmayan her kişinin bu tükenmişliği yaşama olasılığı vardır.
Belki bu nedenle bilim adamları Tükenmişlik sendromunu yaşadığımız çağa göre anlamakla işe başlamamızı öneriyorlar.
Yaşadığımız çağ; tek kişiye pek çok görev ve rol yükleyebilmektedir. Öncelikle çalışan bir ev kadınını gözünüzün önüne getirin. Evin bakımı, yemeği, çocukların eğitimi, kursları, iş hayatı, iş hayatındaki kariyeri, durmak yok. Yoksa, yolun dışına kayıverirsin.
Refah içinde yaşayanlar ve yoksul olanlar, borç içinde yüzenler ama aşırı çalışanlar. Çalıştığının karşılığını alamayanlar, aldığını sandığı halde yettiremeyenler.
Çünkü çağımıza para yetiştirmek çok zor. Genç yetişkinlerin aynı anda pek çok kimlikleri var. Anne, baba, evlat, kardeş, arkadaş, dost. Güzel, başka? Taşıdıkları bütün etiketler, onların kimliklerini oluşturuyor ve görevlerini ve sırtlarında giderek ağırlaşan koca bir tuz torbası taşıyorlar. Çünkü onlar çok şeyler. İşçidirler, patrondurlar, çalışandırlar, iyi kazandıklarında veya kazanmadıklarında hep borçlular, rahat bir evde yaşamanın bedeli de kimliklerine sızan başka bir görev. Sosyal güvenlik şartlarında vatandaşa yönelik eskiyi aratan yeni düzenlemeleri de unutmayalım. Günümüzün genç yetişkini başarmak zorunda. Yoksa her şeyi kaybedebilir. Ailesini, işini, eş-dostunu… bu çağın tükenmişlik sendromunun kuvveti belki de bunlardan geliyor. Belki de bu nedenle genç yetişkinlerde depresyon, kaygı bozukluğu gibi ruhsal acılar eskiye göre bu kadar arttı?
Aklıma, çocukluğumdan kalma bir tekerleme geliyor: “Çalışan kazanır, elması kızarır.” Galiba çok çalışırsak başarılı, mutlu, huzurlu olacağımız hayalini kurmada artık zorlanıyoruz. İşe yaramıyor. En azından genç yetişkinler için. Çalışan, yeni nesli yetiştiren ve ebeveynlerinden daha ileriye gitmeleri gerektiği sopasıyla büyütülen genç yetişkinler.
Sanırım çözüm için yeni bir şeylere gereksinim var. Akıldaki doğrular ile yaşanılan gerçekler arasındaki uçurumu kapatacak bir değişim; genç yetişkinlerin tükenmişliğine ilaç olabilir. Ruhsal acılarını azaltabilir. Akıldaki doğruların geçmişi kuşaklar ötesinden gelmekte ve zamana göre değişiklik gösterse de iskelet aynı kalabilmektedir. “Boynuz kulağı geçmeli, bayrağı devralan daha öteye taşıyabilmeli ve çocuğuna teslim edebilmeli” gibi… Gerçekler bundan çok farklı. En yalın gerçek; tükenmişlik yaşayan genç yetişkinin, çalışmaya devam etmesi, rollerini yerine getirmek için bedel ödemesidir ve sanırım hepimiz buradaki kuvvetin farkındayız. bu kuvvet kıymetli bir kuvvettir. Ruhsal acılara rağmen, bitmiş hissetmeye rağmen yola devam ediyorlar.
Genç yetişkinlerin tükenmişlik sendromundaki en can alıcı nokta belki de en önemli duraktır. Bu değerli durakta, insanın gücü vardır. İnsan bu kadar güçlüyse, onu ruhsal acılara sürükleyen sistemin mekaniklikten, insana hizmete doğru dönüşmesi gerekir. Siyasada ve yönetimde bu değişimi beklerken, genç yetişkin; görev-rol ilişkisini ayarlayabilecek, önlemleri kimselere aldırmadan yaşamına uyarlayabilmelidir. Örneğin, ağırlığını taşıdığı bütün görevlerini, ufak parçalara bölüp, zamana yayabilir. Bu akıl ve beceriye kuşkusuz sahiptir. Görev odaklı hareketi azaltarak kendine yönelik öz şefkatini ve değerini geliştirebilir. Bu; sevdiklerini veya görevlerini ihmal etmesi anlamına gelmez. Bu hengameyi durdurmak için en başa kendini koymasını sağlar. Belki böylece, neşeyi, kahkahaları, kendi için bir şeyler yapıp bir şeyleri yapmamayı deneyebilir.
Belki de yaşamın hepimiz için farklı anlamları var ve gerçek dünyanın bize bunu göstermesine yer açmalıyız. Görev odaklı yaşamayı bir kenara iterek elbette.
- ÇOCUKLARI ANLAMAK, KATEGORİLEŞTİRMELERİNİ ENGELLEYEBİLİR
- ÇOCUKLARDA ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN PEK ÇOK NEDENİ OLABİLİR
- DÜŞSEL BİR DÜNYA KURMAK MÜMKÜNDÜR
- GÜNÜMÜZ İNSANI
- TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI VE YİTİRİLEN İNSANİ DEĞERLER
- ÇOCUK VE ŞİDDET
- AKIP GİDEN ZAMAN VE ÖNCELİKLERİMİZ
- ÖLÜMÜN KARŞISINDAKİ ÇARESİZLİK
- MÜKEMMEL EBEVEYNLİK BİR HAYAL MI?
- Gençlerde Şiddet İçeren Davranışlar Arttı
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































