Advertisement

Advertisement

Türk Meselesi’nde sona doğru

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
17/11/2013


Arslan Menguç Arslan Menguç


Bu yazacaklarım bazı arkadaşlarımı üzebilir. Onlara, bu yazımı heyecanlanmadan ve üstünde bir kez daha düşünerek okumalarımı öneririm.

Efendim, bendeniz, genelde ulusal çizgide biri olmama rağmen, son dönemde Kürt Meselesi üzerine başlatılan çözüm sürecinin son derece faydalı ve doğru yönde atılmış adımlar şekinde yorumluyorum.

Çünkü, yıllardır Kıbrıs Meselesi’nde Türk tezini savunan biri olarak, Kürt Meselesi’nde farklı bir değerlendirme yapamazdım. Türkiye’deki Kürtlerin haklarıyla, Kıbrıs’taki Türklerin hakları arasında müthiş bir benzerlik var, diye düşünüyorum.

Birçoklarımızın son yıllarda televizyonlarda görmeye alıştığı Kürdistan Bayrağı ile ilk tanışmam 1966’da oldu. O gün dünyanın başıma nasıl yakıldığını hiç anlatamam!

Kendini iyi yetiştirmiş Kürt aydınlarından biri, Memo Yetkin’den duyduğum bir cümleyi hiç unutmadım.

“Bugün için bizim bir Kürt Meselemiz var. Ancak Kürtler kendi ulusal kimliğine sahip çıkınca, bu mesele siz Türklerin başını ağrıtmaya başlayacak!”

***

Aradan yıllar geçti. Tam kırk yedi yıl ve yaklaşık yüzbin insanımızın karşılıklı birbirini öldürdüğü ve en az iki milyon Kürt kökenli insanımızın ağırlıklı olarak ekonomik, ama bir kısmının da siyasi nedenlerle Avrupa’dan “iltica hakkı” aldığı Kürt Meselesi kaynaklı sorun, giderek devleşti. Üstü kapatılamayacak büyüklüğe ulaştı.

Askeri çevrelerin sorunu küçümsemenin yanı sıra, ısrarla inkar politikaları gütmeleri ve Güneydoğu’dan Türkiye’nin batı illerine yönelik göç, Türkiye’nin Kürtleşmesine yol açtı. Öyle ki, bir Ege şehri olan Bodrum’da belediye başkanları Kürt keökenli PKK’lılar oldu. PKK silahlarının bir kısmı bu yolla dağdakilere ulaştı. Sivil yönetimdeki yozlaşma bu trafiğe göz yumulmasına neden oldu.

Bundan otuz yıl kadar önce sadece Güneydoğu’ya sıkışıp kalmış olan “Kürt Sorunu”, giderek Türkiye’nin sorunu haline geldi.

Bir başka deyişle sorun, Türk Sorunu’na dönüştü. Yani çözülmesi gereken düğüm, Türklerin Kürt varlığını ne zaman kabulleneceği oldu.

Daha düne kadar bilinmeyen, Ankara’nın Kürtlerin etnik kimliğini ne zaman tanıyacağı idi. Hafta sonunda Diyarbakır’daki etkinlikler Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin büyük ölçüde Kürt kimliğini tanıyarak, önemli bir psikolojik bariyerin aşılmasına katkı koydu.

Ankara, düne kadar “Kürt” kimliğini red politikasından, Erdoğan Hükümeti’nin Kürtlere kimlik ve haklarını iade etme noktasına gelmesi, son derece kısa bir sürede gerçekleşti.

***

Burada Sayın Erdoğan’ın Genel Af’tan söz etmesi, Balyoz ve Ergenekon ve benzeri davaların kapsamının neden geniş tutulduğunun en somut nedenidir, diye düşünüyorum.

Hükümet’in Kürt Politikası’na karşı dik durması beklenenlerin içeri alınması, onların dirençlerinin kırılması ve son olarak ülkede Genel Af çıkartılarak hem Türk hem de dağdaki Kürtlerin affedilmesi, yıllardır uzaktan izlediğim bir toplum mühendisliği idi.

Zaten Türkiye’nin önünde sadece iki yol vardı. Ya Kürt gerçeğini inkar ederek bir iç savaşa sürüklenmek, ya da Kürt kimliği ile barışmak ve ülkemizi parçalanmadan kurtarmak.

İşte, son aylarda Türkiye’nin geçmekte olduğu sırat köprüsündeki başarısı, aslından çok partili demokratik rejimlerle yönetilen hemen hemen bütün ülkelerin geçmişte başından geçen acı reçeteyi kullanmamasını bağlı.

Başta ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Rusya, İspanya, Portekiz, Yunanistan, Kanada, Meksika, Çek ve Slovakya ile eski Yugoslavya Cumhuriyetleri ve nicelerinin kendi vatandaşlarını öldürerek elde ettiği kazanımları çok şükür biz, son derece az kan dökerek sağlayacağız, gibime geliyor.

Zaten Türkiye’nin bir ortak ve sivil anayasaya sahip olabilmesi demek, ülke vatandaşlarının birbirlerinin dini inanç, kültür ve ulasal kimliklerine saygı göstereceğinin bir kıstası değil mi?

***

Politika: Al gülüm, ver gülüm, hesabının ince denkleminden başka birşey değil. Dolayısıyla genel af ve çoğu suçsuz yere yatmakta olan subaylarımız kendi deyişleriyle “esirlik süresi”nin sona ermesine altı-yedi ay kaldı, diyebiliriz. Deniz Lisesi yıllarımdan sınıf arkadaşlarım olan bahriyelilerimizin ve diğer askerlerimizin için genel affın, yerel seçimlerden hemen sonra çıkması beklenebilir.

O süre içinde Türkiye’nin başına dış mihraklı bir bela gelmezse, iç savaş riskinin en aza indiği ve ülkemizin giderek sivil bir anayasaya kavuşacağı ortama ulaşmış olacağız, diye düşünüyorum.

Bu da beni heyecanlandırıyor. Çünkü, insanın kendi kanından, kendi soyundan olanları sırf farklı düşüncelerden dolayı öldürmesini, yani kanın akmasını kabullenemiyorum.

O nedenle hafta sonundaki Diyarbakır mitingi ve Sayın Barzani’nin ziyareti önemli olduğuna inanıyorum. Bu ziyaret, sıradan Kürk kökenlilere çözüm sürecinde güvence verebilir. Ancak, Kürt asıllı uyuşturucu baronlarının, Avrupa’nın bütün başkantleri ve önemli merkezlerine kadar dal budak sarmış uyuşturucu ağını kaybetmemek adına, barış havasını mutlaka zehirlemeye çalışacaklarını da biliyorum.

Eğer, yeterince dişimizi sıkıp, soluklarımızı tutarsak, bu sırat köprüsünü başarıyla geçeceğimize inanıyorum. O nedenle hem çok partili demokrasi hem de kalkınmanın münkün olabileceğinin kanıtı olarak 2023’ü heyecanla bekliyorum.

Efendim, saygılarımla!.. 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: Türk Meselesi’nde sona doğru, Arslan Mengüç, kürt meselesi
MANŞETLER

HK Arslan Menguç

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.