Advertisement

Advertisement

Çanlar bizim için

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
25/10/2013


Arslan Menguç Arslan Menguç


Bilirsiniz, büyük üstad Ernest Hemimgway, İspanyol içsavaşını anlatan ünlü romanında çanların kimler için çaldığı sorgulanırdı. Efendim, yazımın başlığı olan çanlar bizim için, daha doğrusu bizim yok oluşumuz için çalıyor.



Abartmıyorum; felaket tellallığı da yapmadan tekrarlıyorum. Çanlar sadece KKTC medyasındaki gazeteciler ve radyo-televizyon çalışanları için çalmıyor.



Çanlar, öylesine ses çıkartıyor, öylesine yıkıyor ki ortalığı; bundan herkes etkileniyor.



Efendim, eğer her zamanki adamsenceliğimizle omuzlarımızı silkelemezsek, çanlar hepimiz için çaldığı fark edebileceğiz.



Şöyle ki çanlardan etkilenmeyeceğini sananlar, kendi varlıklarının garantisi olarak gördükleri cılız demokrasimiz de çanlar tarafından tehdit ediyor.



Değerli okurum; özetle çanlar hepimizin içinde yaşadığı demokrasimiz için çalıyor.



***



İlk bakışta, aslında medya çalışanları için çalan çanların, bütün KKTC’yi nasıl etkileceyeceğini yeterince anlatamamış olabilirim.



* Eğer bir ülkede medyadan söz edemezsek,



* Eğer bir ülkede yayımlanan dergi ve gazeteler sadece reklam parası ödeyenlerin düdüğünü çalarsa,



* Eğer bir ülkede medya patronları araştırmacı gazeteciliğe, düşünce özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına önem vermezse, orada demokratik bir devlet yapısından söz edebilir miyiz?



Bu soruların yanıtı sadece hayır olabilir.



Medyanın özgür olmadığı bir ortamda demokrasiden söz edilemez.



İmzalı yazıların içeriği bile medya patronlarının, daha doğrusu reklamcıların ve reklam verenlerin isteği doğrultuda değiştirilebildiği bir ülke parlamenter rejimimiz bile sallantıda olur.



***



Efendim, son beş yıldır medyayı saman alevi gibi saran sektör dergiciliği aslında özgür medyanın ekmeğini elinden alan, çakma gazetecilik türü haline geldi.



Eczacılık ruhsatı olmayanın eczane açamadığı, eğitimi olmayanın berber dükkanı sahibi olamadığı toplumumuzda, kim bir dergi, gazete veya herhangi bir medya kuruluşuna sahip olmak istiyorsa, onlara bütün kapılar ardına kadar açık.



Onlara, birkaç göstermelik izin dışında hiçbir engel yok.



Nasıl olsa Yayın Yüksek Kurulu, YYK, yasanın kendisine verdiği yetkileri tam anlamıyla kullanmadan, televizyon sahiplerine yeterli sermayesi olup olmadığına bakmadan yayın izni verebiliyor.



Nasıl olsa YYK, avuç içi kadar bir coğrafyada sayıları giderek onbeşlere yaklaşan TV istasyonlarının artmasına sözde demokrasi adına ruhsat verebiliyor.



Acaba YYK, AB ülkelerinde uygulanan sıkı denetim politikasının o ülkelerdeki demokrasiyi zedelediğini mi düşünüyor?



YYK, yeni televizyon ve radyolar konusunda takındığı tavrı derhal değiştirmeli.



Yeterli parası, pulu olmayan ve neden televizyon sahibi olmak istedikleri anlaşılmayan kişi veya kuruluşlara izin verilmemeli.



Öte yandan, nedense TV istasyonlarında çalışanların iletişim fakültelerini bitirmiş olması gerekmiyor.



O istasyonlar, nasıl olsa çok sayıda öğrenci stajyer adı altında kullanarak işçi açığını kapatılabiliyor.



Nasıl olsa reklam piyasasını denetleyecek bir “Basım İlan Kurumu” da yok.



Nasıl olsa, piyasadan reklam paralarını toplayan açıkgözlerin, doğru dürüst vergi ödemeden kaybolup gitmesini önleyebilecek bir “Vergi Denetleme Kurumu” da yok.



Efendim, ülkemizdeki bu çakma demokrasi anlayışı, aslında cılız demokrasimizin düşmanı.



Kendi ayakları üzerinde duramayan, kendi muhabir kadroları olmayan, sadece TAK haberleri ve köşeyazarlarından oluşan gazetelerimiz siyasi iktidarların baskılarına ne kadar göğüs gerebilir. Çok küçük bir coğrafyaya sıkışmış olan KKTC’de acaba daha kaç gazeteye, kaç radyoya ve kaç televizyona ihtiyaç var?



Yoksa, açılması planlanan yeni TV istasyonları ve çıkması planlanan yeni gazeteler Kıbroıs Sorunu’nun çözüm sürecinde halkın kafasını bulandırmak için mi?



***



İşte, medyadaki bütün bu olumsuzlukların üzerine son yıllarda bir de “Reklam Panoları” eklendi.



Onlar, şehirlerin her köşesinde ve yoldan geçen arabalardaki sürücülerin dikkatini çekmeyi amaçlıyor.



Şehirlerarası yollarda da durum farklı değil.



Bir yerde medyaya verilecek ve bu sayede medya çalışanlarının ekmek kapısı olacak reklam gelirleri, panolar aracılığı ile medya dışındaki insanların cebine giriyor.



Özgür düşüncenin, sağlıklı arayışın ve toplumsal gelişmenin lokomotifi olması gereken medya, hergeçen gün daha da güçsüzleşerek yok olmaya gidiyor.



Burada felaket tellallığı yapmıyorum. Ancak gerçek bu!...



Tabii, biz medya çalışanları ve onlaların temsilcileri biraraya gelip işbirliğine gidemezsek, reklam panoları ve çakma dergiler aracılığı ile medya çalışanlarının ekmeğini göz dikenlere “Dur” diyemezsek, geleceğimiz hiç de aydınlık değil!



Özellikle iletişim fakültelerinden mezun olanları mutlak bir işsizlik bekliyor.



Özetle, bütün medya kuruluş temsilcilerini işbirliğine çağırıyorum. Duymuyor musunuz, bu çanlar bizim için çalıyor.



Efendim, saygılarımla!..



 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: arslan menguc
MANŞETLER

HK Arslan Menguç

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.