Advertisement

Advertisement

Korunma refleksi

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
13/10/2014


Arslan Menguç Arslan Menguç


Hemen hergün yeryüzünde milyarlarca insan televizyonlardan ölümÜ seyrediyor. Bunların çok önemli BİR bölümü sinema ve TV filimleri aracılığı ile izleyiciye ulaşıyor. O çalışmalarda vahşetin en çetrefillisine tanık oluyoruz.

Bir de televizyonların “Reality show” adını verilen, gerçek hayattan kesitlerin sununduğu proğramlar var. Oralarda da insanlar öldürülüyor. Tabii, haberlerde de İŞİD ve benzeri terör örgütlerinin cinayetlerine tanık olabiliyoruz.

Şurası gerçek ki, Batılı ülkelerde vatandaşın devlete karşı işlediği suçların faturasını ödememesi söz konusu değil.

Hepimizin bildiği James Bond filimlerinin de başlangıç sahnelerinde Kraliçe’nin Dışişleri Bakanı, Bond’a “Git ve öldür” emrini verirken “Biliyorsun, senin adam öldürme iznin var!” derdi.

Alman şehir gerillaları yattıkları ceza evinin son derece korumalı hücrelerinde, odadan odaya dolaşan bir tabanca yardımıyla intihar etmişti. Ölen insanlar nasıl olup da intihar etikten sonra tabancayı yandaki hücreye götürmüş, insanlar kimseye görünmeden nasıl intihar etmişti? O bir muamma!

Bu ve benzeri soruların yüksek sesle söylenmeyen tek yanıtı vardır; o da her devletin kendini koruma hakkıdır.

Şüphesiz böylesi hukuk dışı uygulamalara cinayet denmesi gerekir. Ancak, zamanında kendini korumakla görevli güçlerin elinden “ateş açma” hakkını alındığı bir dönemde, rahmetli Hiram Abbas , terör örgütü ASALA ile mücadele için MİT müsteşar yardımcılığı görevinden ayrılmak zorunda kalmıştı. ASALA teröristleri bütün dünya üzerinde Türk diplomatlarını sapır sapır öldürken, Hiram Abbas - yasal olarak eli-kolu bağlı olduğu için- Almanya’da siyasi mülteci konumunda veya kaçak işçi konımunda yaşayan ülkücülerden, Lübnan’da da Türkiye’ye gönülden bağlı Çerkezlerden yardım almak zorunda kalmıştı. Bir başka deyyişle, Türkiye varlığına karşı savaş açan ASALA teröristlerine karşı kendini koruyamıyordu. Yasalar MİT’in elini kolunu bağlamıştı.

Aradan yıllar geçti. Bu alanda bazı düzenlemeler yapıldı. Ancak hem polis hem de asker Orgeneral Ragıp Muğlalı’nın başına gelenleri unutmadığından terörle etkin mücadele edemiyor. Bir başka deyişle “Git bu adamları sustur” emrini alan bir asker görevini yaptıktan yıllar sonra, devir değişince mahkemelerde süründürülebiliyor.

***

İşte yıllardır büyük şehirlerde polise karşı molotof kokteyi atan, kamu mallarına zarar verenler, bu arada şehit düşürülen yüzlerce polis ve askerimizin katilleri, sahte bir demokrasi anlayışıyla korunuyordu. Çünkü Türkiye’yi yönetenler daha düne kadar Teröristin normal vanandaşlara terör estirme hakkını, Batı demoktasisi sayıyordu.

Son olaylar bu konuda Türkiye’yi yönetenlerin aklını başına getirdi. Artık Türkiye’de de, ABD veya Almanya’da, Fransa’daki güvenlik güçlerinin kendilerini korumalarını sağlayan, terörle mücadelelelerine olanak sağlayan yasal düzenlemelerin aynısının yapılacağı anlaşılıyor.

Efendim, demokratik hak ve özgürlüklerin korunması ve savunulması güvenlik güçlerimizin en önemli sorumluluk alanlarından biri. Ancak bunu başarılı bir şekilde yapabilmeleri, polisimizin kendini teröre karşı yasal yollarla koruyabilmesiyle mümkün olabilir.

Amerikan polisiye dizilerinin bize her gün televizyolardan aktardığı polis hakları ile, bu hakları kötüye kullananların hukuk dışı uygulamalara karşı sürdürülen mücadelelere sık sık tanık oluyoruz.

Artık Türkiye, demokrasi ve halkların özgürlüğü, etnik kimliklerini koruma konusunda attığı önemli adımlardan sonra, huzur ortamımızı bozmaya çalışan şehir teröristlerine karşı çağdaş savunma hakkına kavuşmalıdır, diye düşünüyorum.

Deniz Geçmiş ve arkadaşları idam edildiğinde Stockholm’deki Türkiye Büyükelçiliğini basan insanların arasında benim de bulunduğum söylenmiş; suçsuz yere 8 gün gözlatında tutulmuştum.

Elçiliği basanların arasında bulunmadığım ve suçsuz olduğum kanıtlanınca da, 8 günlük gözaltı süresi için İsveç Hükümeti’nden yaklaşık 2 aylık maaşım karşılığı ciddi bir tazminat almıştım.

Türkiye kendini savuma hakkına kavuşurken, suçsuz insanların da çektiği sıkıntı ve işgücü kaybı karşısında tazmin edilme hakkına kavuşması gerekir. Yoksa, Balyoz ve benzeri davalarda haksız yere içeride yatanlar yıllar sonra dışarı çıktıkları için sevinirler; ama çektikleri sıkıntı kendilerinin yanına kalır. Böyle bir uygulama asala kabul edilemez.

Sonunda Türkiye, kendini çağdaş kurallar çerçevesinde koruma kararı alırken, bireyin hak ve özgürlerine de son derece duyarlı olması gerekir, diye düşünüyorum.

Kurunun yanında yaşın da yanmadığı bir Türkiye temennisiyle saygılarımı sunarım, efendim!..

 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: arslan menguc
MANŞETLER

HK Arslan Menguç

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.