Eksik adımlar
09/11/2014
Arslan Menguç
Yeni yetme bebeler vardır; odadaki koltukların, sehpaların arasını emin olmayan adımlarla sıralar. Ama onların paytak paytak yürümeye başlayabilmesi için zamana ihtiyacı vardır.
Birkaç gün önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Aziz Gürpınar hafta içinde düzenlediği basın toplantısı da 74’den bu yana “Ben devletim,” diyen bir anlayışın doğru istikamette attığı o sıralama adımlarından birini ilan etti. Hayırlı olsun.
Efendim, son tahlilde hazırlanan proğranın eksikliklerini araştırmak Sayın Bakan’ın altındaki kadrolara ait olsa da, başarısızlıkların faturasının siyasi sorumluya düşeceği inancındayım.
Ancak ortada iyi niyet varsa, ki öyle olduğuna inanıyorum, İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ÖNLEMLER PAKETİ’nde kanımca düzeltilmesi gereken bazı konuları izninizle kısmen irdelemek istiyorum.
Yılda ortalama 250-300 iş kazasının olduğu ve bunun 6-8’inin ölümle sonuçlandığını açıklayan Sayın Aziz Gürpınar ve ekibi, “…Yapı Denetim Sisteminin uygulanabilmesi için Çalışma Dairesi, Belediye ile İnşaat Encümenliği elemanlarından ortak denetim birimlerinin oluşturulması”nı öngörüyor.
Geceleri kendilerine konteyner konutların bile verilmediği, kış günleri inşa ettikleri konutların, camsız ve kapısız odalarına gerdikleri naylon ile rüzgar ve soğuktan korumaya çalışan inşaat işçilerinin barınma sorununa tek satırla bile olsa değinilmiyor. Helal olsun!
Oysa hazılanan yeni proğram “İş Sağlığı ve Güvenliği” hakkında.
***
Söz konusu raporu hazırlayan kadrolar ya daha “Dün” denecek bir tarihte Londra’dan gelmiş bürokratlardan oluşuyor olmalı ki, ülkemizdeki çalışma hayatı gerçeklerini bilmiyorlar.
Roporun 3. Maddesi aynen şöyle:
“İş sağlığı ve güvenliğinin yasal bir zorunluluk olması yanında güvenli çalışma ve çalıştırma kültürünün gelştirilmesinin iş kazalarının önlenmesindeki önem göz önüne alınarak;
1. Meslek örgütlerine yönelik eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapılması.”
****
Efendim, özel sektörde sendikalar yok. Kamuda çalışanlar da inşaat yapmıyor. Bizim bürokratlar gerçeklerden o kadar uzak ki, iş kazalarına genellikle üretim ilişkileri içindeki işçiler arasında rastlandığını ve onların da hemen hemen tamamının sendikasız olduğunu bilmiyorlar.
Üstelik, eskiden iş piyasasında çalışan Türkiyeli işçilerin çok büyük bir kısmının işlerini bırakıp memleketine döndüğünün de farkında değiller.
Şu anda iş piyasasında çalışanlar işçiler arasında özellikle sözde Afrikalı öğrenci/işçiler ile Vietnamlı, Filistinli, Sri Lankalı, Suriyeli, Pakistanlı, Afganistanlı, Çinli, Türkmenistanlı, Bangladeşli, Nepalli, Rusyalı, İranlı, Ukranyalı ve Moldovyalı ve daha bilmem kaç değişik ülkelerden gelen işçilerin bulunduğunu da görmezden geliyorlar.
İşte, bu kadar değişik ükleden gelen ve doğru dürüst Türkçe bilmeyen bu insanlar için Bakanlığımız televizyonlarda spotlar düzenleyecek, broşürler dağıtacak, üniversitelerimizle işbirliği içinde seminerler düzenleyecek, afişler bastıracakmış.
Kimse o insanlarla hangi dilde konuşulacağını yada onların ne oranda okur-yazar olduğunu düşünmemiş! Ülkemizde yaşayan ve son derece değişik ülkelerden gelen onbinlerce işçi ile hangi dilde iletişim kurulacak? Hazırlanacak olan WEB sitesi Urduca mı olacak? Arapça mı? Rusça mı?
Sevsinler bizim bürokratları!..
***
Sayın okurum, bir delinin kuyuya attığı taşı, yüz akıllı çıkartamazmış derler. CTP iktidarları, pek haklı olarak, yıllar boyu yol geçen hanı gibi algılanan, binlerce kaçak ve vasıfsız işçiyi sınırdışı ederek çok iyi ve oldukça geç kalınmış bir adımı atmıştı. Ancak bu olumlu adımın devamı gelmedi.
Ortaya çıkan işçi açığını, Türkiye’den gelecek kalifiye işçi ile kapatmak yerine, yurtdışından gelenleri aynı potaya koyup hepsi işçidir, anlayışı ile 3. Ülkelerden işçi getirmekte çözebileceğini sanıldı. Bu yaklaşım göçmen politikasını kaosa sürükledi. Örneğin, başka ülkelerden gelen işçilerin, aslından insan olduğunu, onların da zaman içinde kendi ailelerini oluşturacağını, kısaca konunun sosyal boyutunu, önem ve hassasiyetini bilemedi, anlayamadı.
Buna karşılık Rum tarafı 74 öncesi var olan nüfusunu Rusya’da yaşamakta olan Pontuslular, AB ülkelerinden ve Lübnan’dan gelenlerle Hristiyan Araplarla karşıladı. İhtiyaç duyduğu işgücünü ise, 3 yıllık sözleşmeli geçici işçilerle karşılama yoluna gitti. Özetle; Kıbrıs Cumhuriyeti yöneticileri, CTP’nin anlayamadığı bir gerçeği biliyordu. O da, küçük ülkelerdeki nüfus artışının ülke ekonomisini canlandırdığı gerçeği idi.
Bilim adamları bir ülkenin kendi kendini çevirebilmesi için 1 milyon nüfusa ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Rumlar 800 bini, kendi nüfusu olmak üzere, yılda 2,4 milyon turistle, Güney Kıbrıs’ta yaşanan yıllık insan ortalamasını 1 milyon ulaştırmayı başarıyor. Bunu, sürekli kılabilmek için, 3.cü çocuğa sahip ailelere verilen özel destek politikaları ile güçlendiriyor. Amacları da ülke nüfusunu belli bir sayıya ulaştırabilmek.
Peki, biz ne yapıyoruz?
80’li, 90’lı yıllarda uygulanan “gelen Türk, giden Türk” anlayışı sonucu yıpranmış Türkiyeli ve Kıbrıslı Türk ilişkilerini yeniden düzenlemek yerine, ortaya çıkan işgücü açığını, üçüncü dünya ülkelerinden toplanan insanlarla dengelemeye çalışıyoruz. Oysa yapılması gereken, Kıbrıs Türk kültürüne daha kolay uyum sağlayabilecek vasıflı işçigücü Ege Bölgesi insanları arasından devşirebilmek olmalı, diye düşünüyorum.
Sonuç olarak: 6 başlık altında toplanan “İş Sağlığı ve Güvenliği Paketi”, doğru yönde atılmış ürkek bir adım. Özel sektörde çalışanların sadece Kıbrıs Türkü sanılması da çok büyük bir yanlış. Bu eksiklikleri gözönünde tutamadan başarı sağlamak da imkansız.
Efendim saygılarımla!..













































































































































