İstatistiki yalan
17/10/2014
Arslan Menguç
Yıl 1964.
Yer: Milli Türk Talabe Birliği lokali, Cağaloğlu. İstanbul
Konu: Türkiye’de demokrasi.
Türkiye’deki öğrenci hareketlerinin yavaş yavaş kendini gösterdiği bir dönemdesalon tıklım tıklımdı. O dönemin solcusu Mustafa Kemal’in anti-emperyalist yanını öne çıkartıyor, sağcılar da gene Atatürk’ü kendilerine kalkan yapıp, sola yükleniyordu.
Bir tarafta Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarlarından Turan Şelcuk vardı. Karşısında da, o günlerin Türkiye’sinde oldukça tanınmış bir hukuk hocası, Prof. Dr. İsmet Giritli bulunuyordu. Aradan tam elli yıl geçmesine rağmen İsmet Giritli Hoca’nın o gün söylediği sözlerden bir cümlesini asla unutamadım.
Hoca, 60’lı yılların üniversiteli öğrencileri için aynı zamanda bir ders niteliğinde olan, açık oturumda sözünü şöyle bağlamıştı.
“Üç türlü yalan vardır. Yalan, Kuyruklu yalan ve istatistiki yalan!..”
Salon bir anda protestolarla çalkalandı. Hocayı yuhalayanlar arasında ben de vardım.
Gençlik günlerimin çaylaklığından olsa gerek, istatistik bilgilerin herzaman doğruyu göstereceğine inancımız o kadar yoğundu ki, bilimsel verilerin yalan amaçlı kullanılabileceğini hiç düşünemiyorduk.
Örneğin iki gün önce CNN Türk’ün ekonomi editörlerinden biri Türkiye’deki iş kazalarından söz ederken, İstanbul’un iş kazalarında en fazla can kaybına rastlanan şehir olduğunu, 22 ölümlü kaza ile Türkiyebirincisi olduğunu söylüyordu. İlk bakışta muhabir haklıydı
İstanbul’da 22 ölümle biten kaza olmuştu.
Ama İstanbul’un Adana’dan şu kadar, İzmir’den bu kadar daha fazla nüfusa sahip olduğu gözardı ederek izleyenler kandırılıyordu. Ne de olsa İstanbul’da yaşayan nüfus, Türkiye’nin yüzde yirmisiydi. Yani her beş Türkiyeli’den biri İstanbul’da yaşıyordu.
***
DAÜ’nün eski Rektörü, Rahmetli Giritli’nin istatistiki yalanlarına dört elle sarılmış, kendini kandırıyor.
Temmuz ayında yapılan Senato toplantısında ne adalet, ne hak ne de hukuk vardı. DAÜ’nün eski rektörü Prof. Dr. Abdullah Öztoprak, üniverste içindeki kod adıyla Bay Apo, görev süresi bitmeden aylar önce Senato toplantısı düzenleyerek, Vakıf Yönetim Kurulu’nu etkilemeye çalışmıştı. Hocalar sadece kendisinin aday olduğu bir yarışmada, kendisinden başka aday bulunmadığından,oylarını Bay Apo’dan yana kullanmak zorunda kalmışlardı. Üniversitede çalışan birçok hocayı haksız yere işten çıkardığı mahkeme kararıyla tescil edilmiş, üstelik temyiz tarafından onaylanarak tescil edilmiş bir ortamda hangi hoca işinden olma pahasına olmayan bir ikinci adaya oy verebilirdi ki? Neymiş, Bay Apo oyların %80 küsurunu almışmış. Sevsinler onun aldığı oyları!
Bay Apo utanma duygusunu gerçekten yitirmiş olmalı ki, VKY’nın aldığı kararı “Hukuka aykırıdır” diyor. Kendisi usulsüz yani hukuka aykırı yöntemlerle işten attığı hocaların açtığı davaların tamamını kaybetti.
İşlerinden olan hocalarmahkeme kararlarına rağmen işlerine geri dönemedi. Bu durum sonrasında işte çıkartılan hocalar, bütün VYK üyelerine karşı teker teker tazminat davaları açmıştı.
Eğer Bay Apo, dediğim dedikdemeye devam ederse, VYK’nın bütün üyeleri, milyonluk davalarla karşı karşıyaydı ve mahkeme çok yakında bu usulsüzlüğü karara bağlanacaktı.
***
Öte yandan, Bay Ayrımcı’nın, kendini savunmaya çalışırken “Ayrımcılık yapmadık” diyebilme cesaretini nasıl kendinde bulduğunu anlamak kolay değil.Bay Apo döneminde görevlerine son verilmiş, ama gerçekte DAÜ’nün marka hocaları arasında kaç Türkiyeli hoca vardı?
Örneğin, bütün Türkiye’de ders kitapları okutulan, Prof. Dr. Dr. Hulusi Demir’in Türkiyeli olmasının dışında eksiği değil, olsa olsa ikinci doktorasına da yapmış olmanız fazlalığı vardı!
DAÜ’de rektör yardımcılığı ve Sayın Eroğlu’nun Başbakanlık Müsteşarlığı görevini yapmış ve üniversitenin markası olmuş hocası Prof. Dr. Tayfun Turgay’ın nam-ı diğer Prof. Dr. TT’nin işine neden kontrat süresi bitmeden son verdi?
Yanıtı ortada. Rektör Özay Oral zamanında akademik işlerden sorumlu 1. Rektör yardımcısı olan TT’nin, DAÜ’de kendisine karşı senatoda en güçlü aday olmasından korkuyordu. O nedenle TT’nin işine görev süresi bitmeden son vermişti.
Hukuksuzluk yapmadık, diyen Bay Apo’nun DAÜ’de ihale açmaya gerek duymadan açtığı kanunsuzihaleleri neden yasa dışı bir şekilde yakınlarına peşkeş çektiği de bir başka soruşturma konusu.
Bay Apo, tam 25 yıl süre ile DAÜ yönetiminde, Bölüm başkanı, Dekan, dsrektör yardımcısı ve rektörlük gibi çeşitli üst düzey yöneticilik yaptı. O nedenle kendisinin, DAÜ’nün krizlere girmesindeki payı olmadığını ileri sürmesi kabul edilemez.
Bir diğer konu da, Rektörlerin prof. ünvanı taşıdığı üniversitelerde son yıllarda rektör yardımcıları hep Yrd. Doç. Dr, veya Doç. Dr oluyor. Bu nasıl bir iş? Rektörün, eşitler arasında birinci olması gerekirken, rektör yardımcısının Yrd. Doç. Dr. olması rektörün yardımcılar üzerindeki baskısını daha iyi hissetmesini sağlamak için olabilir mi?
Sonuç: Yasadışı uygulamalarıyla DAÜ’nün milyonlarca liralık tazminata mahkul olmasına yol açan DAÜ’nün sabık rektörü,artık hiç kimse tarafından yad edilemeyecek.
O nedenle eski DAÜ rektörünün tarihe karışmasında önemli payları olanlar arasında sendika temsilcilerine ve DAÜ VYK’sına üye atamakla kalmayıp, onların sorumluluğunu hisseden Sayın Serdar Denktaş’a ve Sayın Ferdi Sabir Soyer’e teşekkürü bir borç bilirim. Onların, Apo’un keyfi iradesine karşı tavır almaları, DAÜ’yü bataklıklardan kurtardı.
Efendim, saygılarımla!..













































































































































