Daha yorulmadık mı?
10/01/2014
Arslan Menguç
Önümde eski gazeteler; inceliyordum. Birden irkildim.
Manşet üç kelimeden oluşmuş. Yeni Öneri Yok!
Tarih 15 Ekim 2007. İlk sayfada BM Genel Sekreteri ve o günlerdeki görüşmecimizin fotoğrafı.
Sanki Ban Ki Moon Sayın Eroğlu ile görüşüyor sanırsınız. Oysa manşetteki fotoğraf Sayın Talat’a ait.
Yıllar ne çabuk geçiyor ve biz saf bir tavuk gibi kandırılıyoruz.
Aslında Sayın Denktaş yıllar süren görüşmelerden sonra Rumların Türklerle barışmak istemediğini öğrenmişti. Sayın Talat ve eski partisi CTP bir türlü bu gerçeği öğrenemedi ya da yanıldığını açıklamak istemiyor.
Öğrenemeyenlerden biri de rahmetli Ecevit’ti. Öyleki 1974’de Ada’ya çıkan birliklerimize “İlk ateşi açan siz olmayın ve Girne Turistik bölge; oraları bombalamayın” uyarısında bulunmuştu. Ecevit ve dönemin sivil ve askeri liderliği Barış Harekatı’na Rumların memnun olacağını sanıyordu. Ne de olsa Türk Ordusu ilerici Rumları, kendilerine ölüm saçan faşist EOKA-B den kurtaracaklardı.
Zaten o düşünce ile Gönyeli ovasına paraşütle inen askerlerimiz, kendilerini bekleyen otobüslere binip gidecekleri yerlere hızla dağılacaklarına, hiçbir yere gitmemişti. 74 Savaşı, Rum birliklerin Türklere saldırısı sonrası başlamıştı.
Aradan geçen yaklaşık kırk yılın, Türk Dışşişleri Bakanlığı yetkililerinin farkındalığına pek katkısı olmamışa benziyor ki, görüşme sürecinde masada oturmuş bekletiliyoruz. Oysa, görüşmek veya görüşmemek tarafların rızasına kalmış bir şey.
Amerikalılar Camp David’de İsrail-Filistin sorununa akılları sıra kesin çözün bulmuştu.
Camp David ABD’ye büyük prestij kazandırmışa benziyordu; ama anlaşmanın altına imza koydukları için Oslo’da Nobel Barış Ödülü’nü almışlar; ama kalıcı barış sağlanamamıştı.
Anlaşılan ABD son kırk yıldır uluslararası ortamda yediği tokatlardan hiç dersini alamamış olmalı ki, Kıbrıs’da barış havarisi kesilmişe benziyor. Tarafları barıştırmaya çağırıyor. Oysa aynı Amerika değil mi, bize kırk yıldır ambaogo uygulayan? Aynı BM Güvenlik Konseyi değil mi, başka ülkelerin bizi tanımasına karşı çıkan, engel koyan!..
***
Maşallah bizim kahraman basının yeni yetme TV programcıları da kolayına geldiği için masa başında Kıbrıs Meselesini hergün çözüyorlar. Hepsi de birbirinden öğrenmiş “Kıbrıs Sorunu’nda gelinen son nokta”yı konuşabiliyorlar.
Oysa, 1911’de ABD Başkanı Wilson’un ortaya attığı prensipler arasında “milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin edeceğini” unutuluyor.
Konuya bir de bu açıdan bakarsak, dünya arenasında kendi devleti olan, tanınmış bir Kıbrıs Cumhuriyeti var ve Rumlar bu durumdan memnunlar.
O nedenle Rum tarafı görüşme sürecinde ipe un seriyor.
O nedenle Rumlar, Türklerin bir gün dağılıp kendi devletlerinden vaz geçebileceğine inanıyor.
Öte yandan Türkiye de görüşmecimize “Haydi masaya oturun” uyarılarında bulunuyor. Öyleyse Rum tarafı neden acele etsin?
Efendim, önemli olan Ankara’nın, AB’nin veya ABD’nin isteği değil. Asıl olan biziz ve kendi kendimize bir soruyu sormak durumundayız.
Biz ne istiyoruz?
Bazılarının facebooklarında yazdığı gibi Cyp Ahmet miyiz; yoksa Cyp Birol olarak mı mutlu oluyoruz?
Güneyde Kalan Kıbrıs proğramlarım çerçevesinde Beşiktepe’ye (Melandra) gidiyorduk. Bize köyün anlatacak kişi konuşmasına “Biz Türkçe konuşan Kıbrıslılar” diye başlayınca yolculuğumuz zehir olmasın diye, ilk başta ne diyeceğimi bilemeyip susmuştum.
İşte, aynı ülkenin vatandaşı olmasına karşın, aramızda daha kimliği konusunda belirsizlik yaşayanlar bulundukça, üstelik dedeleri Türk olduğu halde, 74 öncesi mezar taşlarına ay-yıldız kazıtanların torunları kimlik bunalımına girmişse, bu durumun sorumlusu gençlerimiz olamaz.
Avuç içi kadar küçük olan ülkemizde o kadar çok gazete, radyo ve televizyonlar varsa, bunun nedenlerini araştırmak gerekir. Acaba birileri zarar edeceğini bile gazete veya televizyon patronuysa, onların bizim bilemediğimiz başka kazanç kapıları olabilir mi?
İşte bu ve benzeri sorular oldukça, görüşmecilerimiz tek tek değişse bile gazetelerin manşetleri hep aynı kalacağa benziyor.
“Görüşme masasında bekleyen Türkler Rumları barışa davet ediyor!”
Ben Rum olsam Türklerle barışmazdım; ya siz?..














































































































































