Advertisement

Advertisement

Erenköy-Çankaya

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
08/08/2014


Arslan Menguç Arslan Menguç


Efendim, Erenköy’den Çankaya’ya dolmuşlar kalkmıyor. Ama o iki nokta arasında, kanımca çok derin bağlar var. Onlardan ilki, Türkiye’nin tarihsel sorumluluğunu üstlenerek, Misak-ı Milli sınırları dışında kalan bir coğrafyadaki soydaşlarına uçak göndererek yardım elini uzatması.

Aslında bu tutum, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında Türkiye’ye tanınan garantörlük hakkının fiilen kullanılmasıydı.

Bunu 15 Kasım 1967’de Köfünye Olayları sonrası Türkiye’nin yaptığı uyarı uçuşları ve sonrasında Kıbrıs Türkü’ne karşı uyulanan yoğun ambargonun hafiflemesi izledi. Ardından Makarios’un aklına şu dahiyane düşünce geldi.

Salam Politikası!

Bilirsiniz salamlar, sosiler gibi koca koca lokmalar şeklinde yutulmaz. İnce ince dilimlenir. Yani, Köfünye Olayları’nda olduğu gibi 24 kişiyi birden şehit edilmez. Yoksa Türk kamuoyunun tepkisine yol açar. Kıbrıs Türklerini birer ikişer temizleyeceksin ki, Türkiye kalkıp gelmesin!

Dünya ne der?

İki kişi öldü diye bir ülke mi işgal edilir mi?

İşte Makarios bu nedenle Türkere karşı “Salam” politikasını savunuyordu, selamı değil!..

***

Çankaya’dan Erenköy’e uzanan yol haritası bir günde hazırlanmadı.

Ama Türk kamuoyu bu işin eninde sonunda Türkiye’nin müdahalesiyle noktalanacağını biliyordu. Çünkü Rumlar dur-durak bilmiyor, Kıbrıs Türklerini, ne pahasına olursa olsun, Ada’dan sürmeye devam ediyordu.

Kıbrıs’ta yakınları, komşuları öldürülen insanlar ellerine tutuşturulan bolca bir para ve pasaportla İngiltere’ye, Avustralya’ya gidiyor, toprağı kalmayan Türk köylüsü için Ada’ya yeniden dönüş kapısı kendiliğinden kapanıyordu.

Makarios’un inandığı şuydu:

“Türkiye bir gün Ada’ya gelecek olursa, kurtaracak Türk bulamayacak!..”

Allah’tan Yunan Askeri Cuntası’nın, halk indindeki popüleritesini arttırma isteği, Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama düşünceleriyle birleşince 15 Temmuz darbesi kaçınılmaz oldu.

***

Efendim, Türkiye’nin Erenköy’e yaptığı askeri müdahalenin ardında Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan Tansel ile onu destekleyen, Genelkurmay’da görevli Tümgeneral Turgut Sunalp vardı. Sunalp 16 Ağustos 1960’da Kıbrıs’a çıkan Türk Alayı’nın komutanıydı ve Kıbrıs Türkü’nü yakından tanıyordu.

İsmet İnönü çok dikkatli bir denge politikacısı olduğundan, 8 Ağustos günü askerleri oyalamış, ama İrfan Paşa, TBMM kararından yaklaşık 3 saat önce büyük bir risk alarak uçaklarına “Kalkın” emrini vermişti. Çünkü bölgede askeri bulunan İsveç Hükümeti’nden gelen bir mesajda Türklerin 1-2 satte kalmadan yok edileceği yazıyordu.

Yani Erenköy’e sığınmış bin beşyüz küsur kişiyi ölümden kurtaran siyasi irade değil, kuvvetli askeri liderlikti. Gerçi TBMM “Kıbrıs’a Müdahale” kararı almıştı. Ama karar, askerlere bildirildiğinde Türk uçakları zaten Kıbrıs göklerindeydi ve Erenköy’deki binbeşyüz kişi ölümden kurtulmuştu.

***

Öbür gün Çankaya Köşkü’nün yeni kiracısı belli olacak.

Türkiye tarihinde ikinci kez büyük bir sorun yaşamadan kararını verecek.

14 Mayıs 1950’de “Yeter, söz milletindir!” sloganıyla seçmenin karşısına çıkan Demokrat Parti seçimlerden öylesine büyük bir zaferle çıkmıştı ki, kimsede DP Genel Başkanı Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanı seçilmesine karşı koyacak gücü kalmamıştı.

Özetle, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Celal Bayar dışında, bütün Cumhurbaşkanlarımız birtakım özel koşullar sonucu, devletin başına getirilmişti. Getirilmişti, diyorum. Örneğin Anayasa Mahkemesi eski başkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer, Moskova Büyükelçisi Sayın Korutürk ve Genelkurmay Başkanı Sunay başka türlü Cumhurbaşkanımız olabilir miydi?

Eğer TBMM’nin saygıdeğer üyeleri 12 Eylül’ünden önce, 1961 Anayasası’nin öngördüğü şekilde Cumhurbaşkanını 15 gün içinde seçebilmiş olsaydı, 1980 yılındaki askeri darbe yaşanabilir miydi? Ülke cumhurbaşkansız kalmış, milletvekilleri oylamalarda sorumluluktan uzak bir şekilde, Bülent Ersoy ve Türkan Şoray’ın santçıların adları yazılmamış olsa halk Evren Paşa’nın askeri darbesine halk o kadar yoğun destek verebilir miydi?

***

Sonunda Türkiye halkı ilk kez kendi başkanını seçiyor. Bu, uzun zamanda, Türkiye’ye büyük acılar ve istikrarsızlık getirmiş olan koalisyon dönemlerine bir daha dönülmeyeceği anlamına geliyor. Başkanlık veya yarı başkanlık sitemi halkın nabzını tutabilen, halkıyla bütünleşebilen siyasi iradelerin hep iktidarda kalacağı anlamına geliyor.

Eğer CHP, genel anlamıyla tembeller partisi olmasa, referandumla karara bağlanmış olan Cumhurbaşanlığı seçimlerini ciddiye alıp, altı yıl öncesinden kendi çatı adayını bulmuş ve Türk kamuoyuyla paylaşmış olması gerekirdi.

Artık hamaset söylemleri ile halktan oy alma alışkanlıkları, en azından Türkiye için, tarihe karıştı.

Darısı KKTC’nin başına.

Efendim, bizim aile Kurtuluş Savaşı’nda üç şehit verdi. O nedenle, sonuçları ne olursa olsun, Türkiye’nin istikrarlı bir yönetime kavuşmasının çok önemli ve yaşamsal olduğuna inanıyorum. Savaşların sınırımıza dayandığı bir dönemde, milletime hayırlı olsun diyerek, oyumu Sayın Erdoğan’a veriyorum.

Saygılarımla!..

 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: arslan mengüç
MANŞETLER

HK Arslan Menguç

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.