Advertisement

Advertisement

Gerçeğin ilanı

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
15/12/2013


Arslan Menguç Arslan Menguç


Neredeyse elli yıl oluyor; ağzımızdaki “Kıbrıs” cikletini yorulmadan çiğniyoruz.

Neredeyse elli yıl oluyor; ezildiğimizi söylüyoruz.

Neredeyse elli yıl oluyor; karşı tarafın verdiği propaganda savaşının yüzde biri ile bile karşılık veremiyoruz.

Nedeni basit; biraz tembeliz.

Nedeni basit; kendi aramızdaki sidik kavgasından, yani particilikten etrafı göremiyoruz.

Nedeni basit; nasıl olsa arkamızda Türkiye var, diyoruz.

Hangi Türkiye?

Canım birçoklarının nankörlük yapıp sövdüğü Türkiye!

Rum kavalını üfleyerek bizi fareleri köyümüzden uzaklaştırmak isteyen Bakara vb. gibi küsürat gurupçukların gece gündüz saldırdığı Anavatanımızdan söz ediyorum.

“Anavatanımız mı?”

Oradan Talat gürlüyor.

“Benim Anavatanım Kıbrıs’tır; Türkiye Atavatanım!”

Bu söylemden “Türkiye benden uzak dursun,” anlamı da çıkartılabilir. Oysa Türkiye, Kıbrıs Türküne olan desteğini Büyük Taaruz’dan 11 gün önce, yani 15 Ağustos 1922’de Söz Gazetesi sahibi Remzi Okan’a 250 altın lira göndererek başlatmıştı. Bu yardım hiç eksik olmadı. Giderek hep arttı. Bunu,Türkiye’nin en iyi öğretmenlerini Kıbrıs’ta görevlendirmesi izledi. Cemaat Meclisi’ne destek oldu. Örneğin genç yüksek mühendis mimar’ın 1954’lerde Vuda, Ağırdağ, Paramal ve daha birçok köy camisine minare eklenmesi projesi ile sürdürdü. 1958’ten sonra göçmen konumuna düşenlere konut sağlaması ve Türk Kızılayı’nın katkılarıyla devam ettirdi. Diyeceğim o ki, bizim, yani Kıbrıs Türkleri veya Kuzey Kıbrıs için gerçekleştirilen her projede Türkiye’nin payı, emeği ve alınteri hiç eksik olmadı.

Önceki gün Sayın Davutoğlu Troslardan gelecek temiz suyun ülkemizi Anadolu’ya daha fazla bağlayacağından söz etti. Buna çok sevindik. Demek su ve ona bağlı olarak da elektrik gelecek.

***

Bilmem gençler anımsar mı? Sınırların kapalı olduğu dönemde yaşlı Rum kadınları Ledra Palas Sınır Kapısı’ndan geçenlerin önünü keserdi. Onların paralı ajan oldukları yıllar sonra ortaya çıktı. Şimdilerde birileri trafiğin en yoğun olduğu saatlerde boy gösteriyor. Üzerine geçirdiği siyah naylon torbaların üzerine yazılı sloganlarla Türkiye’ye saldırıyor. Halkımız da gıgı çıkmadan onlara bakıyor. Ne demişler;“Sessizlik onaylamak anlamına gelir!”

Efendim, 80 milyonluk Türkiye Kuzey’imizde, kılını kıpırdatmadan duruyor. Bölgesine ve dünyaya güven veriyor. Ancak, Kıbrıs Türkü’nün anavatanlarına karşı yapılan sataşmalara hiç ses çıkartmaması biraz düşündürücü. Oysa diklenmesi gerekirdi, diye düşünüyorum. Çünkü, provakasyonun adı düşünce özgürlüğü olamaz.

***

Son günlerde Ezan seslerinin çok yüksek olması tartışmalara konu oluyor. Bizim Ağırdağ imamı cemaatten şikayetçi! Neymiş, cami hoparlörünün sesi çok yüksek açıldığından halk fazlasıyla rahatsız oluyor veses yükselticisini bozuyormuş.

Efendim, imamı dinlerseniz o haklı. Ezan sesinin daha uzaklara kadar ulaşması gerekiyor. Halkı dinlerseniz, onlar da haklı; ezanın sesi gerçekten çok yüksek çıkıyor.

Eğer bizde de Rum tarafında bulunan Kilise sayısının yirmide biri kadar minare yapılsa sorun ortadan kalkacak. Bu konuda bazı yerleşme merkezlerine hoparlörler de konabilir. Ancak, din adamlarımız, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar ezan sesini sonuna kadar açarak insanlara İslam’ın sevdirilemeyeceğini bilmeleri gerekirdi, diye düşünüyorum.

Bazılarımız için tarih olduğu yerde kalmış. Örneğin Ahmet Kaşif Telekominikasyon’un asla özelleştirilmeyeceğinden söz etti. Ama, cep telefonları çıktı çıkalı KKTC telefon şebekesine bir çivi bile çakılmadı. Üstelik yapılan binlerce konuta rağmen, bilebildiğim kadarıyla, hiçbir yeni sabit telefon ağı döşenmedi. Ahmet Kaşif, Telekominikasyon Dairesi’nin özelleştirilmesine “evet” diyerek yeni bir şeyi keşfetmiş olmayacak. Özelleşince telefonlar daha iyi hizmet verecek. Yoksa Kaşif, Rusya’da bile sistemin değiştiğini bilmiyor mu?

***

Mehmet Ali Ece ülkemizde yaşayan Türkiye vatandaşı bir kişi. Bir süre önce çocuklarını dövdüğü için üç ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Yattı ve çıktı. Ancak, Mehmet Ali Ece Akıncılar Köyü muhtarı ile barışık değil. Muhtar Sultan Barbaros Hanım, Mehmet Ali’yi köyünde istemiyor. O nedenle ona çocuklarını Lefkoşa’da okula ücretsiz yollayabilmesi için ikamet belgesi istiyor. Sorun daha önceki yıllarda, UBP döneminde, Kaymakamlık yardımıyla çözülmüş. Gerekli belgeyi Kaymamkamlık vermiş. Ancak devir CTP dönemi! Dolayısıyla Kaymakamlık da yardım edemiyor. Muhtar Hanım “Kime istersen git; istersen Bakan’a çık. Ben sana ikamet belgesi vermiyorum,”diyormuş.

Soru şu:

“Acaba KKTC tek bir cumhuriyet mi; yoksa, Matruşka bebekleri gibi her kasaba, her köy birbirinden bağımsız birer cumhuriyet mi?”

Herkes yasaları kendi dilediği şekilde yorumlarsa başımıza ne geleceğini biliyoruz. Bunun adı anarşi.

Muhtarlık sadece temsiliyet makamıdır. Mahkeme değil. Gerçi Muhtar Sultan, adından kaynaklanan bir güçle kendini gerçekten “Sultan sanıp, “Kanun benim” anlayışı ile keyfi yönetim uygulamak isteyebilir. Ama bu asla kabul edilemez.

Efendim, saygılarımla!..

 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: arslan menguc
MANŞETLER

HK Arslan Menguç

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.