KKTC’nin Amiral gemisi nasıl batırılıyor
30/04/2014
Arslan Menguç
Son günlerde DAÜ’deki gelişmeler canımı fazlasıyla sıkıyor.
Çünkü, kendine rektör diye tanıtan, ama şahsi hırsı ve egosunu tatmin için onlarca hocayı DAÜ!den atan biri, işten çıkartılan hocalar tarafından mahkemeye verilmişti. Hocalara karşı yapılan uygulama, mahkemece haksızlığa uğradıkları kesinleşmesiyle son buldu. Ancak Öztoprak aynı koltukta oturmaya devam ediyor.
Efendim, bilmeyenlerimiz için bir anımsatma yapayım:
Yıllar önce İtalya’da hocalık yapan Ahmet Aker Kıbrıs’a döndükten sonra gerekli girişimerde buklundu ve Türkiye Büyükelçiliği’nin, Hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı’nın desteğini de arkasına alarak Doğu Akdeniz Üniversitesi Vakıf Yönetim Kurulu başkanı oldu.
Aker ve arkadaşları KKTC’de güçlü bir üniversite kurmaya kararlıydı.
DAÜ’nün kuruluş yıllarında Ankara Bilkent’de hocalık yapan Kıbrıslı Prof. Dr. Özay Oral DAÜ’nün rektörlüğüne getirildi. Bu arada Abdullah Hoca da 1992 yılından itibaren rektör yardımcısı oldu. Özay Hoca döneminde DAÜ büyüdü, güçlendi.
DAÜ o günlerde Rumların da ilgisini çekti. AÜ’nün bu gözkamaştıran tırmanışını kıskandı. Rumlara göre KKTC’nin amiral gemisi DAÜ yıkılmalıydı. Sonunda birtakım çıkar gurupları ve rakip okullar güç birliği yaptılar. Sendikalar grevlere başladı. Siyasi baskılarla Özay Hoca üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı.
***
Derken Abdullah Hoca Türkiye’deki bir üniversitede çalışan Kıbrıslı rektör Halil Güven’i önerdi. Prof. Dr. Halil Güven, kasasında 70 milyon dolar bulunan DAÜ’nün başına getirildi. O günler Kıbrıs’taki bazı çevrelerde, kendi öz kaynaklarına güvenmek yerine kerameti Avrupa’da arama modası yaygındı. Güven, “Bologna Süreci” denilen bir proje ile öğrencilerin aklını çeldi. Onlara, eğitimlerine Kıbrıs’ta ara verip, hiç tanımadıkları AB ülkelerinde devam etmesini öneren bir olanak sağlanmak istendi. Halil Hoca , kendisine oyun oynamasın diye Abdullah Öztoprak’ı üniversite yönetiminden uzaklaştırdı. Çünkü kendisine karşı da birtakım girişimler yapılmasından endişe ediyordu. Derken Halil Hoca da rektörlükten ayrılmak zorunda kaldı.
Bunun üzerine Abdullah Hoca, bir geçici çözüm olarak, Nisan 2003’ten Ocak 2004’e kadar TC’li Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zafer Ertürk’e destek verir gibi yaptı. Bu arada DAÜ’nün olanakları UBP için kullanıdı. Ancak seçimleri CTP kazandı. Ertürk Hoca’ya kapı göründü.
***
Öztoprak yönetimden uzak kaldığı dönemde sendikalarla yoğun işbirliğine gitti. Dönemin CTP hükümetinin partizanlığı ve Talat’ın dostluğu sayesinde Kıbrıslı diye Tahir Çalik DAÜ’nün yeni rektörü oldu. O da çok beceriksizdi.
Sonunda sendikalar aracılığı ile Abdullah Öztoprak’ın eski eşi Prof. Dr. Ufuk Taneri rektörlüğe seçildi. O da kayda değer hiçbirşey yapamadı. Şöyle ki, askerlikte komutanın yanında, ondan biraz daha az kıdemli başka konutan yardımcıları bulunduğunu biliriz. İşte bu gerçeği Ufuk Hoca bilmiyordu. Yanına profesörlerden oluşan rektör yardımcıları alıp kadrosunu güçlendireceği yerde, bir kaç asistan ve bir doçenti rektör yardımcılığına getirdi.
Ufuk Hoca’nın narin yapısı, zayıf yönetici kadrosuyla birleşince kaybetmesi kaçınılmaz oldu. “İstemezükçü Yeniçeriler gibi, etrafa karşı “Ali kral baş kesen” rolünü oynayan sendikalar için Ufuk Hoca’nın kellesini almak hiç de zor olmadı.
***
İşte bu sırada iktidar da değişmişti. Bir yandan UBP’nin desteğini alan Abdullah Öztoprak sendikalarla gizli bir pazarlığa oturup, onların tavsiyelerine uyacağına söz verince Rektör seçildi.
Sendikalar okuldaki hocaların varlığını bir çeşit “iş olanağı” olarak görüyordu. Sık sık senato toplantılarında DAÜ’yü Kıbrıslı Türklerin kendi paralarıyla kurduğu yalanını söyleyerek üniversite içinde Türkiyeli-Kıbrıslı çelişkisini büyüttü.
Uzaktan bakışta TC yanlısı gibi gözükse de pratikteki uygulaması farklı oldu. Ona göre Türkiye’de ders kitapları okutulan hocaların yerine bal gibi Kıbrıslı asistanlar ders verebilirdi. Öztoprak da sendika yöneticilerinin isteğini iki etmedi. Türkiye’li hocaların iş sözleşmeleri ya uzatılmadı ya da sürelerinin bitip bitmediğine bakmaksızın işlerine son verildi.
Örneğin çifte doktaralı ve Türkiye’de ders kitapları okutulan Prof. Dr. Dr. Hulusi Demir Hoca değeri bilinmek istenmedi. Oysa öğrenciler açısından kendi dallarına marka olmuş hocalardan ders almak hem onur ve övünç kaynağıydı. Hem de kaliteli bir eğitimin olmazsa olmazıydı.
***
Abdullah Öztoprak sendikaların DAÜ’den Türkiyeli hocaları temizleyin önerisine, kendi insiyatifi ile DAÜ senatosu’ndaki en önemli rakibini de ekledi. Prof. Dr. Tayfun Turgay, yani öğrencilerin hen korktuğu hem de çok sevdiği TT Hoca, Özay Oral zamanında Akademik işlerden sorumlu 1. Rektör yardımcılığına getirilmişti. O sırada 1. Rektör yardımcısı ise Abdullah Öztoprak’tı. O bu görevi başaramadığı için yerine TT Hoca atanmıştı. Öztoprak tam dokuz ay odasını boşaltmadı. Hergün gelip kapısını açtı, içeri girip üstüne kitledi.
İşte odasını boşaltmayan Öztoprak bu kez rektör olunca TT Hoca’yı da “atılacaklar” listesine ekledi.
Öztoprak, eski eşi ve eski Rektör Ufuk Taneri Hoca’nın danışmanlarından Atiye Çırakoğlu Hoca’yı da şinden uzaklaştırdı.
***
Ama Atiye Hoca DAÜ yönetimini mahkemeye verdi, mahkemeyi kazandı.
Atiye Hoca’nın durumu bir örnek teşkil etti. Şimdi diğerleri de aynı şekilde DAÜ yönetiminden bol bol tazminat alacak.
Ancak yanıtlanması gereken sorular şu:
• Yaptıkları uygulamanın yasal olmadığını bildikleri halde, Rektörün hocaları işten atmasına Vakıf Yönetim Kurulu neden “Dur” demedi?
• Ödenecek olan en az 30 milyon lkiralık tazminatı kim ödeyecek?
• Bile bile yanlış uygulamalar yaparak DAÜ’yü zarara sokan Vakıf Yönetim Kurulu ve DAÜ rektörü bu tazminatlardan sorumlu olmayacak mı?
Hatalar yapılabilir. Ama kasıtlı hataların faturasını halk değil yapanlar çekmelidir, diye düşünüyorum.
Saygılarımla!..














































































































































