Ne yazsam
14/07/2014
Arslan Menguç
Önümde beyaz bir sayfa; el değmemiş, gün ışığına çıkmamış.
Acaba üzerine ne yazsam?
Eroğlu’nun yeniden ve çok rahat Cumhurbaşkanı olacağını mı?
Yoksa Talat ve Siber’in Cumhurbaşkanlığı hayallerinin boşa çıkacağını mı?
Sayıştay gibi bir kurumun devletten boşuna maaş çektiğini, çünkü yaptığı araştırmaların yıllar sonra Cumhuriyet Meclisi’negeldiğini, o sırada devleti tırtıklayanların çoktan kaybolup başka adreslere taşındığını, ya da öbür tarafa göçtüğünümü?
Acaba Sayıştay raporlarında görülmeyen son oniki yılı bir kenara atıp, devleti günümüzde soyanların veya tırtıklayanların kim olduğunun mu araştırılması gerektiğini vurgulasam?
Acaba ne yazsam?
Erdoğan’ın Yorgancıoğlu’na ne dediklerini mi?
Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’ın sırtından terler akarken, seçim kampanyasını başlatacağı gün görmüş, bizimkileri.
“Burada ne işiniz var? Sizinle başkanlık seçimimden sonra ilgileneceğim. Şimdi gidin işinize!” mi demiş?
Yoksa Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanı olarak son ziyareti: 20 Temmuz’un 40. yılında hiçbir siyasi kriz istemiyorum” mu demiş?
Bir başka rivayete göre bizimkiler “Efendim, biz seferiyiz; onun için oruç tutamadık. O nedenlesizin buz gibi bir bardak suyunuzu içebiliriz” talebinde bulunmuşmuş!
Erdoğan’ın Ortadoğu ateşten çember içindeyken sizin rahatınız yerinde, tuzunuz kuru. Halka hizmet edeceğiniz yerde Hülkümet krizleriyle zaman öldürüyorsunuz, dediğini mi?
Acaba ne yazsam?
Bugünkü yazımda acaba Yorgancıoğlu’nun eninde sonunda yeni bir kurultayla yüz yüze geleceğini miirdelesem?
Yoksa son seçimlerdeki yenilginin asıl mimarı, hakı bilgilendirmeden, halka rağmen anayasa değişikliği yapan Asım Akansoy’un Anayasa Komisyonu Başkanlığı’ndan ayrılması gerektiğine mi vurgu yapsam?
Yoksa son haftalarda Mustafa Akıncı’nın “Cumhurbaşkanı adayı” olacağına ilişkin içi doldurulamayacak hayal ürünleriyle insanları dolduruşa getirdiğini mi?
Acaba ne yazsam?
Bütün iç çalkantılara rağmen, CTP’li bazı gençlerin 19 Temmuz akşamı Yavuz Çıkartma Plajı’na gelip kafaları çekmek istedikleri, ellerinde bira şişeleri veya kutularıyla fotoğraflar çektirip sosyal medyada paylaşmak istedikleri ve daha sonra “Şafak Nöbeti’ndeki sarhoş gençler!” diye yazılı gazete manşetlerinde kendilerini görmeyi hayal ettiklerini mi?
Sırası gelişken şunu da ıfıldayayım:
KKTC Dışişler Bakanlığı yetkililerinin, Şafak Nöbeti’ni durdurabilmek amacıyla TC Büyükelçisi Halil İbrahim Akça’ya gittiği ve Akça’nın da kendilerine “Eğer siz çıkarma plajında yılın 354 günü içki içilmesini engelleyi başarırsanız, biz de payımıza düşen bir günde içki içtirtmeyiz,” demiş. Geçen yılki Kutlay Erk fiyaskosundan sonra şimdiki bakanın biraz itinalı davrandığı ama Şafak Nöbeti’nin KKTC-AB ilişkilerini zedeleyeceğinden korktuğu söyleniyormuş. Acaba bu zedeleme konusunda Sayın Bakan’ın neler söylemek istediğini mi yazsam?
***
Acaba ne yazsam?
YÖDAK’ın önünde ülkemizde açılmak istenen üniversite sayılarının gitgide kabardığını mı?
Gökçekuş Hoca’nın bu durumda yıllarca ekmeğini yediği ve kendisini bulunduğu durumlara getiren Sayın Suat Gülsel’e mi yoksa başında bulunduğu YÖDAK’a mı bağlı kalacağının merak konusu olduğunu mu yazsam?
Ülkemizin gizli imparatoru Mete Boyacı’nın giderek KKTC’yi “Lemar Cumhuriyeti” yapma yolunda koşara adım ilerlediğini mi?
Yoksa Boyacı’nın bu hırsını ülkemizdeki son bakkal da Lemar-market oluncaya dek devam ettirmek istediğini mi?
Yoksa ülkemizde haksız rekabeti önleme yasası var mı veya uygulandığı gören olup olmadığını yazsam?
Serdar Denktaş’ın sağlık durumunun iyiye gittiği ve damarlarındaki tıkanıklığın ilaç yoluyla açılmaya çalışıldığını mı?
Harmancı’nın Lefkoşa’da pek para harcamadan işler yapışabileceğine örnek olarak palmiyelerin diplerindeki parçalanmış taş çerçeveleri düzenlediğini mi?
***
Yazacak çok şey var. Her bir konuyu ayrı ayrı didiklemek gerek. Ama en çok da Lemar Cumhuriyeti’nin KKTC’yi teslim alma girişimleri konusunda ne gibi önlemlerin alınabileceğini gündeme getirmek gerekli.
Yoksa Ayşe Mehmet’i sevmiş, Mehmet arada bir Yorgo ile Ayanapa’da buluşuyormuş. Fatma öğrencilerden biriyle takılıyormuş… Bütün bunlar hayatın tadı tuzu.
Özetle, bugünlerde gene muhteşem bir dolunayı ardımızda bıraktık. Ama gene de mehtaplı bir gecede denize girmek güzel olur, diye düşünüyorum. Hele sevdiğiyle olursa.
Efendim, saygılarımla!..














































































































































